Necati Özkan ve Seçim Zamanı

31 Ocak 2012 Salı

Florida'da Bugün Ne Olacak?

6 Kasım'da Amerikan Başkanlık Seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olabilmek için yarışan 4 aday adayı, bugün Florida'da kapışacaklar. Florida'da bugün yapılacak olan önseçim, Cumhuriyetçi yarışın önde giden iki isminin, yani Mitt Romney ile Newt Gingrich'in kaderlerini netleştirecek.

Bugüne kadar yapılan önseçimlerde algı olarak Mitt Romney'in daha ilerde olduğu sanılsa da, gerçek durum tam olarak öğle değil. Toplam delege desteği açısından Newt Gingrich'in şimdilik bir delege fazlasına sahip.

Cumhuriyetçi Parti'nin resmi sitesinden aldığım aşağıdaki tablo, yarışa devam etmekte olan dört adayın resmen sahip oldukları delege desteğini gösteriyor. Gingrich toplamda 26 delegenin desteğine sahipken, Romney 25, Paul 10 ve Santorum 8 delegedeler. Ama bu durum bugün altüst olabilir.
Cumhuriyetçi Parti aday adaylarının mevcut delege desteği...
(Pledged Delegates: Önseçimlerden kazanılan delegeler. Unpledged Delegates : Partinin daimi delegeleri)

Florida önseçimleri iki nedenle önemli kabul ediliyor:

1. Diğer eyaletlerden farklı olarak Florida'daki ön seçimlerde Demokratlar veya Bağımsızlar oy kullanamıyor. Dolayısıyla bu eyaletteki önseçim, doğrudan Cumhuriyetçi seçmenin nabzının sandığa yansıması anlamına geliyor.

2. Florida önseçimlerinde toplam 50 kurultay delegesi belirlenecek. Bir başka anlatımla, Florida önseçimleri, şimdiye kadar önseçim yapılan Iowa, Massachusetts ve South Carolina'nın toplamı kadar önemli. 50 ve üstü delege çıkaran eyalet sayısının 5'i geçmediği dikkate de alındığında Florida'nın önemi daha iyi anlaşılıyor.

Obama'ya karşı yarışacak olan Cumhuriyetçi adayın, 2.286 kurultay delegesinden 1.144'ünü garanti etmesi gerekiyor.

Kamuoyu yoklamalarına göre Romney, Florida'da Gingrich'ten 11 puan önde. Ama yine de sürprizler söz konusu olabilir. Bakalım bu yarış bugün hangi adayın lehine sonuçlanacak.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Cumhuriyetçi Adaylar ve Sloganları

Amerika’da 6 Kasım’da yapılacak olan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti içinde yarışan adaylar, son bir kaç aydır TV kanallarında canlı olarak düzenlenen “Debate”’lerde kozlarını paylaşıyorlar. Her ne kadar son zamanlarda gına getirseler de, Cumhuriyetçi Parti ‘debate’lerini izleyen Amerikan seçmenleri, bu sayede adayların entelektüel birikimleri ve tartışma becerileri hakkında bilgi sahip oluyor.

Adaylar bir yanda da profesyonel iletişim kampanyalarına devam ediyorlar. Açtıkları web siteleri aracılığıyla yandaşlarını etkilemeye çalışıyorlar... Video yayınlıyorlar, bağış topluyorlar… Cumhuriyetçi aday adaylarının web sitelerini, TV’lerde yayınlanmakta olan kampanyalarını vs. izledikçe anlaşılıyor ki, Cumhuriyetçi hiç bir aday Obama’nın 2008 kampanyasından ders çıkarmamış…

Politikacılar bir türlü öğrenemiyorlar

2008 yılındaki seçimlerden zaferle çıkan Barack Obama kampanyası, dünyanın her yerinde her seviyede siyasi koltuk için yarışan adaylara aynı mesajları vermişti: Günümüzde hiç bir seçimi (a) güçlü bir konumlamaya sahip olmadan ve (b) bu konumlamayı destekleyecek bir geçmişe sahip olmadan kazanamazsınız!”

Obama’nın kullandığı "Change we can believe in / İnandığımız değişim" çok güçlü bir konumlamaydı. Konumlamaya en uygun aday tarafından kullanıldığı için daha da güçlü hale gelmişti.

"Değişim” sloganı özellikle Obama’ya uygun bir slogandı. Çünkü, diğer tüm adaylar beyazken, o siyahtı.  Diğerleri yaşlıyken, o gençti. Diğer adaylar tanınmış siyasetçilerken, o nispeten tanınmayan biriydi. Hele Hillary ve John McCain Amerikalı seçmenin en 25 yıldır tanıdığı isimlerdi.

Obama'nın konumlaması ve sloganı belki en iyi olan değildi, ama farklı olandı. İşin profesyonelleri iyi bilir: Pazarlamada en önemli fikir farklı olmaktır; en iyi olmak yada en çok tanınmak değil! Çünkü farklı olmayı başaramadığınızda, mesajınız kum fırtanası içindeki minik toz parçacığından farksız olur.

İyi slogan neden önemli?

Sloganlar sizin için iki şey yapar: a. Rakiplerinizin olumsuz hücumlarını bertaraf etmenizi kolaylaştırır. b. Kampanyanızın rotasından çıkmasını engeller.

Bununla birlikte rakiplerinizin size karşı dile getirdiği olumsuz hücumlar her zaman da kötü değildir. Zira rakibiniz sizinle uğraştığı sürece, kendi projeleri hakkında değil, sizin projeleriniz hakkında konuşmuş olur. Bu durum sizin için paranın satın alamayacağı kadar önemli bir avantajdır; yeter ki değerlendirmeyi bilin.

Cumhuriyetçi Adaylar

Cumhuriyetçi Parti başkanlık adayını belirlemek için bundan aylar önce başlayan yarıştan Herman Cain, Rick Perry, John Hutsman, Michele Bachman gibi 8 gibi isim çekilmek zorunda kaldı. Iowa ve South Caroline'dan sonra adaylar önümüzdeki Salı günü kozlarını Florida 'da paylaşacaklar. Florida önseçimleri Amerikan seçimlerinde hep önemli olagelmiştir. Çünkü, adayı belirleyecek 50 delege bu eyaletten seçiliyor.  Gelin yarışa devam eden son 4 aday adayına ve sloganlarına biraz yakından bakalım.

Newt Gingrich
Newt Gingrich:

Newt Gingrich Cumhuriyetçi kanadın en önemli isimlerinden. Bize göre şansı en yüksek aday. Her ne kadar Mitt Romney’den daha az popüler görünse de, bize göre yarışı Gingrich gögüsleyecek. Nedenlerini bir başka yazıda dile getirmeye çalışacağım.

Gingrich 1994 seçimlerinde Cumhuriyetçilerin kazanmasını ve Demokrat Parti’nin Kongre’deki 40 yıllık hegemonyasına son verilmesini sağlayan “Amerika ile Sözleşme”nin yazarlarından biri... Aslında mimarı... 1994’ten sonra Cumhuriyetçilerin fikri liderliğini üstlendi. Otuz civarında yayınlanmış kitabı var. 1995-1999 arası Temsilciler Meclisi Başkanlığı yaptı.

Clinton dönemi, Amerika’da siyasi rekabetin düşmanlığa dönüştüğü bir dönem olmuştu. Pek çok açıdan kendi kuşaklarının en ileri görüşlü entellektüelleri olan Clinton ile Gingrich arasındaki çatışma o kadar amansızdı ki, sonuçta 90 yıllar boyunca Amerikan siyaseti, tarihte olmadığı kadar kutuplaştı.

Bununla birlikte Gingrich, uzun yıllar Cumhuriyetçi kanadın entellektüel liderlerinden biri olmayı başardı. Gingrinch, 2000’lere doğru dünyanın nereye gitmekte olduğunu en iyi anlayan siyasetçilerin başında geliyordu. Örneğin, her çocuğa bir ücretsiz bilgisayar verilmesini savunan ilk siyasetçilerdendi. Yenilikçi kapitalizmi incelemişti. Silikon Vadisi’nin etkisiyle ortaya çıkan yeni ekonomiyi doğru kavramıştı. Bireysel çabayı, başarıyı ve girişimciliği kutsallaştırıyordu.

İlginçtir, Newt Gingrich’in hala bir sloganı yok. Fakat bir şekilde geçmişi tekrar eden, "21. Yüzyıl Amerikası ile Sözleşme"si var. Bu sözleşme içinde “istihdam ve refah planı” var.

Ron Paul
Ron Paul:

Ron Paul, Cumhuriyetçi Parti içindeki yarışın en yaşlı ismi, 1935 doğumlu. Çay Partisi’nin entellektüel dedesi olarak tanınıyor. 1988 ve 2008 yıllarında da ABD başkanlığı için aday adayı olmuş, ama kaybetmişti. 2011 boyunca Çay Partisi ve Cumhuriyetçi Parti içinde yapılan anketlerden hep en sevilen lider olarak çıktı.

Ron Paul’ün sloganı “Restore America / Amerika’yı iyileştirmek.” Yarıştan çekilen isimlerden Michele Bachman’ın sloganı da nerdeyse aynıydı. Paul, "Liberty for America / Amerika'ya özgürlük" sloganını da kullanıyor. Çünkü, Çay Partisi'nin tüm aşırıları gibi, Ron Paul de Amerika'nın Demokratların işgalinde olduğunu düşünüyor.

Herşeyden önce bu konumlama Paul'e uygun değil. Bu konumlama ile 77 yaşındaki siyasetçinin Amerikan seçmeninden vize alması zor görünüyor çünkü, Paul’ün vaadini gerçekleştirecek kadar yaşayıp yaşayamacağı bile tartışmalı.

Mitt Romney
Mitt Romney:

Eski Massachusetts valisi Romney, şimdilik yarışın en önde giden iki isminden biri, belki de birincisi. 2008 seçimlerinde de başkanlık yarışına girmiş ve John Mccain’e karşı kaybetmişti. Romney, ABD’de küçük ama etkin bir azınlığın inancı olan Mormon inancından... Mormon’ların Amerikalı sıradan insanların mesafeli durdukları bir tarikat olduğu gerçeği, Romney için en önemli engel.

Mitt Romney’in sloganı "Believe in America / Amerika’ya İnanın." Slogan ilk bakışta olumlu gibi gözükse de, aslında olumsuz bir slogan. Çünkü “Amerika’ya inanın” demek, aynı zamanda "Amerika’ya inanmıyorsunuz" da demek. 


Doğrusu siyasetçilerin bu kadar olumsuz bir slogana nasıl izin verebildiğini anlamak zor.  Örneğin bu slogan ile ilgili bir web sitesine post edilmiş bir okur yorumu Mormon'ların inancına gönderme yaparak şöyle diyordu: “Sen Amerika’ya gerçekten inanmıyorsun Mitt, çünkü sen bir Mormon’sun!” 

Rick Santorum
Rick Santorum:

Pensilvanya senatörü Rick Santorum, 2000 yılında George W. Bush’un başkan seçilmesiyle başlayan NeoCon’lar döneminin aşırı muhafazakar ideologlarından biri. Cumhuriyetçi Parti içinde Gingrich’ten sonra entellektüel liderliği alan isimlerden biri oldu.

2006 yılındaki senato seçimlerinde Radikal İslam'a karşı şahin politikalar savunan pozisyonuyla tanınıyor. Seçim kampanyasındaki bir konuşmasında "1683 yılındaki Viyana Kuşatması’ndan beri Hristiyan - Müslüman savaşının devam ettiğinden" bahsetmiş ve dış poitikada, İran, Irak, Afganistan gibi Müslüman ülkelere müsamaha gösterilmemesi gerektiğini savunmuştu.

Sloganı "The courage to fight for America / Amerika için savaşma cesareti." Bu slogan sanki El Kaide’ye karşı savaşmakta olan Amerikalı bir generalin vizyon cümlesi... Belli ki, El Kaide ile Obama’yı aynı tarafa konumlayan bir kafadan çıkmış... 

Her ne kadar Iowa’daki ön seçimleri 8 oy farkıyla ikinci olarak tamamlamış olsa da, Santorum’un bu yarışta şansı zayıf. O kadar ki, rakipleri onu ne olumlu, ne de olumsuz yönde dikkate alıyor.

25 Ocak 2012 Çarşamba

İktidarın gerçek sahibi Erdoğan


Gül ve Erdoğan...

Köşk'ün pozisyonunu da sormak isterim. AKPARTİ ile Köşk arasında birkaç konu başlığında belirgin biçimde fikir ayrılığı açıkça ortaya çıktı... Sn. Cumhurbaşkanı "siyasal iletişim" açısından başarılı mı? Mesela "herkesin temsilcisi" olmayı başardı mı? Nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de herkes farkında ki, iktidarın gerçek sahibi Sn. Başbakandır. İktidarı oluşturan farklı kesimlerin varlığı gerçek olsa da, hakim irade Sn. Erdoğan’ın iradesidir. Tartışmalı her durumda, Sn Başbakan’ın iradesini beyan ettiği her durumda Sn. Gül geri çekilmiştir. Düşüncesi, gücü, ittifakı, ilişkileri ne olursa olsun…

Sn. Gül’ün herkesin temsilcisi olma durumu bana göre hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak. Çünkü Sn. Gül’ün Çankaya’da 5 yıl boyunca almış olduğu hiç bir politik karar, Sn Başbakanın iradesinden bağımsız olmamıştır, olamamıştır...

Milletvekili emeklilik maaşlarının artırılmasını düzenleyen yasanın meclise bir kez daha görüşülmek üzere iadesi ve Cumhurbaşkanlığı süresi konularındaki tavırlarına bakarak da Sn. Gül’ün “herkesin temsilcisi“ olduğunu söyleyebilmek çok mümkün değil.

Ama Sn. Cumhurbaşkanı’nın başta Twitter olmak üzere sosyal medyayı etkin olarak kullanmasını, milyonlarla doğrudan iletişime geçmesini, takipçilerinin doğrudan sorularına yanıt vermesini… bunun için  dikkate değer bir iletişim ekibini görevlendirmesini vs yenilikçi ve doğru buluyorum.

Son olarak... güç mü? özgürlük mü? Siyasi iletişimde Türk toplumu açısından sizce hangisi daha önemli?

O kavramları kimin kullandığına bağlı olarak durum değişir. Türk toplumu bazen gücü, bazen özgürlüğü tercih etmiştir. 1950’de tek partinin kurumsallaşmış gücüne karşı özgürlüğü seçmiştir. 1983’te askeri rejime rağmen seçenekler içinden özgürlüğe en yakın olanı seçmiştir, vs…

Özgürlüğü savunması gerekenler yeterince cesur savunamıyorsa… veya özgürlüğü savunduğunu söyleyenlerin kendi örgütlerinde demokrasi ve özgürlük yoksa… kimi ikna edebilirler ki?

İnternetHaber için Özlem Gürses ile yapılan söyleşi, 24 Ocak 2012

Fezlekeden Kahraman Yaratılabilir mi?


Başbakan grup konuşmasında CHP liderini Rick Perry’ye benzetti, ülkene Fransızsın dedi... Nasıl buluyorsunuz CHP liderinin siyasi iletişim performansını ?

Başbakan, Rick Perry örneğini kullanarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’ye ve Türkiye’nin sorunlarına yabancı olduğunu söylemek istedi sanıyorum. Elbette ki siyaset pragmatist bir işidir. Her türlü fırsatı kullanır. Çünkü, rakibinizin algısını ve itibarını sarstıkça kendinizi güçlü kılarsınız. Bu nedenle Başbakan’ın bu benzetmeyi neden yaptığını anlamak mümkün.

Kılıçdaroğlu tarafına gelince… Deniz Baykal yönetimi zamanında CHP’nin pozisyonu netti. O pozisyon özetle ve sadece Türkiye’nin kurucu değerlerinin korunmasına odaklanmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu, bu pozisyonun iktidar olmak için yetersiz olduğunu tespitle işe başlamıştı. Bu nedenle de parti içinde bir yenilenme süreci başlatmıştı.

Fakat ne o süreç açık ve güçlü bir irade ile yönetilebildi, ne de o sürecin profesyonel iletişimi yapılabildi. Pazarlama diliyle söylersek, ortaya ne yeni bir ürün konabildi, ne de ikna edici bir iletişim yapılabildi. CHP bu nedenle umut olmayı başaramadı ve seçimi kaybetti.

Bugün CHP içinde sıkıntılar yaşanıyorsa nedeni bu iki konuda cesur davranılmamış olmasıdır.

Bir de fezleke konusu var: CHP bu işten başbakan'ın deyimiyle "bir kahraman" yaratabilir mi?

Fezleke ne yazık yargının siyasallaşması konusundaki son örneklerden biri. Siyaset, özellikle de muhalefet, işin doğası gereği konuşacak, eleştirecek, beğenmeyecek, daha iyisini, daha ilerisini talep edecek. Eleştiri olmadan muhalefet olur mu?

Kılıçdaroğlu aleyhindeki fezleke, 1960 sonrasında ana akım bir parti lideri hakkında, dahası bir anamuhalef lideri aleyhinde politik bir nedenden dolayı düzenlenen ilk fezlekedir. Bu nedenle de çok önemlidir.

Peki bu fezlekeden bir kahraman çıkar mı? Fezleke haberi ilk duyulduğunda, aynen seçim sonrasında TBMM’yi boykot etme kararında olduğu gibi parti içi muhalefeti durduracak bir süreç yaşanacak sanıldı. CHP yönetimi de böyle bir gidişi kolaylaştırmak istedi.

Ama, tüzük kurultayı için toplanan 362 imza gösterdi ki öyle bir durum yok. Yani fezlekeden bir kahraman yaratılamayacağı anlaşılmış oldu.

İnternetHaber için Özlem Gürses ile yapılan söyleşi, 24 Ocak 2012


Dink kararı adalete inancı yaraladı

Hrant Dink kararı Türkiye için yeni bir yüz karası oldu...
Siz uzun yıllardır siyasi iletişim çalışan bir isimsiniz... Son Hrant Dink kararı kamuoyunun algısını ne yönde etkilemiştir sizce ?

Siyaset, tarih boyunca bir başka kelimeden güç almıştır ve hep o kelime sayesinde etkin olabilmiştir. O kelime adalettir. Adalet olmadan toplumların uzun süre, istikrarlı biçimde yönetilebilmesi mümkün değildir.

Hrant Dink kararı, bu toplumda adalet fikrine olan inancı derinden yaraladı. Bu karar ile, son yıllarda ülkemizde çokça tartışmalı olan yargı daha da tartışmalı hale geldi. Bu kararla, “Yeni Türkiye”de adaletin dejenere edildiğine inanan kitlelere yeni kitleler katıldı.

Hrant Dink kararı adalete inancı öylesine dinamitledi ki, kararı verenler bile kendi kararlarının arkasında duramadılar. Medyada kararlarına haklılık bulma gayretine girdiler.

Karar başta Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar olmak üzere devleti yönetenlerde de rahatsızlık yarattı.

Siyasi iletişim işi, bir fikir, parti veya lider lehine bireylerin ikna edilmesi işidir. Bu iş bazılarının zannettiğinin aksine, gercekler çarpıtılarak yapılamaz. Yani siyasi iletişim, olanları olmamış ya da olmayanları olmus gibi pazarlama işi değildir.

Hrant Dink kararını hiç bir siyasi iletişimci, hiç bir topluma pazarlayamaz.  

Karar feci de olsa, toplumsal refleks hiç beklenmeyecek kadar yüksekti. Çok farklı kesimler yürüyüşte yanyana geldi... Neden acaba ?

Kararın hemen ertesinde pek çoğu sosyal medya vasıtasıyla haberder olan onbinlerce insan bir araya geldi ve Dink kararının adaletsizliğine tepki gösterdi. Refleksin neredeyse kendiliğinden geliştiğini söylemek mümkün.

Son yıllarda siyasi davalar nedeniyle de toplum ayrıştı ve kutuplaştı. Çünkü büyük gürültüler koparan tartışmalı pek çok siyasi dava, bir demokrasi mücadelesi süreci gibi pazarlandı ve ülkenin geçmişine dönük bir hesaplaşma, devletin kirlerinden arınması gibi savlarla da dikkate değer bir taraftar buldu.

Hrant Dink kararı gösterdi ki, meğerse olan biten tam da böyle değilmiş… Meğerse devletin derinliklerindeki kirli yapılar hala etkinmiş... Ve bu yapılar bugün dahi, 1980’lerden kalma oyunlarına devam ediyorlarmış… Türkiye ve dünya kamuoyunun tepkisine aldırmadan pervasız işlere koyulabiliyorlarmış…

Onbinler kararı protesto etti.
Hrant Dink kararı, siyasallaştığı tüm kesimlerce kabul edilen ama, bir demokrasi mücadelesi sürecidir diye sabırla beklenen sürecin aslında tam da öyle olmadığını net bir şekilde ortaya koydu. Bu karar yargının siyasallaşması meselesinde taraf tutmanın, eninde sonunda herkese maliyetinin olacağının anlaşılmasını da sağladı.

O yüzden farklı kesimler hızla bir araya geldiler… O yüzden katılım bu kadar geniş oldu.

İnternetHaber için Özlem Gürses ile yapılan söyleşiden, 24 Ocak 2012


4 Ocak 2012 Çarşamba

Cumhuriyetçi Parti'de 8 Oyluk Zafer!

Amerikan Başkanlık seçimlerinin önemli kilometre taşlarından biri dün arkada kaldı. Tarih boyunca her iki parti içindeki önseçimlerin kaderini bir şekilde belirlemiş olan Iowa Kongresi'ni erken açıklama yapıp zaferini erken ilan eden Rick Santorum değil, Mitt Romney kazandı. Açıklanan kesin sonuçlara göre Mitt Romney % 24.5, Rick Santorum % 24.5 ve Ron Paul % 21.5 oranında oy alarak yarışın ilk 3 oyuncusu olduklarını kanıtladılar. Pek çok araştırmada, pek çok eyalette önlerde görünen Newt Gingrich, Iowa'da ancak 4. olabildi.

Romney için sonuç elbette ki bir zafer. Buna rağmen Romney'in zaferi sadece 8 oyluk bir zafer! Kongre sonucunda Romney 30.015 oy alırken, Santorum da 30.007 oy elde etti. Dün yapılan seçimlerde önce Rick Santorum'un 5 oyla zafer elde ettiği sanılmıştı. Ama tüm sandıklar açılıp oylar sayıldığında kazananın Romney olduğu ortaya çıktı.

Iowa'daki yarışın iki galibi: Romney ve Santorum (sağda)
Ama yine de pek çok siyasi yorumcu ve danışman dün gecenin Santorum'un gecesi olduğunu düşünüyor. Çünkü dün geceye kadar kimse Santorum'a şans tanımıyordu.


Cumhuriyetçi Parti'de 30 yılı aşkın bir süre pek çok adayın kampanyasını yönetmiş olan saygın siyasi danışmanlarından, yakın dostumuz Ken Feltman'a göre, Santorum'un dün elde ettiği sonuç "perakende siyasetçiliğin" sonucu. Ama bu sonucun sürdülebilme dinamiği yok. Feltman, Santorum'un ne organizasyonunun, ne de insani ve finansal kaynaklarının yarışı sonuna kadar sürdürebilecek derinliğe sahip olduğunu düşünüyor. Feltman, Santorum'un Iowa'da elde ettiği sonucu New Hampshire ve South Carolina'da elde etmesinin muhtemelen mümkün olamayacağına inanıyor.

Peki bundan sonra neler beklenebilir? Öncelikle, TV'de yaptığı gaflarla kendi ayağına kurşun sıkan Rick Perry'nin sessiz sedasız yarıştan çekilip Teksas'a dönmesi beklenebilir. Ron Paul'ün Iowa performansını tekrarlamasının kendisini bitireceğini öngörülebilir. Cumhuriyetçi Parti içindeki yarışın en tecrübeli isimlerden Newt Gingrich'in ise son zamanlardaki asık suratlı ve kızgın tarzını terketmesi halinde Mitt Romney'i yakalayıp yarışa heyecan getirmesini bekleyebiliriz. Aksi halde, Mitt Romney'in Cumhuriyetçi Parti içindeki yarışı gögüsleyebileceği beklenebilir. 

3 Ocak 2012 Salı

Cumhuriyetçi Aday Adaylarının Toplamı Yarım Obama Etmiyor

Amerikan Başkanlık Seçimleri yaklaşırken, Obama'nın karşısında hangi Cumhuriyetçi aday adayının şansının olduğu merak ediliyor. Bilindiği gibi Cumhuriyetçi Parti içinde toplam 9 aday adayı yarışıyordu:
  • Michele Bachmann
  • Herman Cain
  • Newt Gingrich
  • Jon Huntsman
  • Ron Paul
  • Rick Perry
  • Buddy Roemer
  • Mitt Romney
  • Rick Santorum
Bu isimlerden Buddy Roemer neredeyde hiç bir platformda varlık gösteremedi. Çeşitli yorumcular, yarışı bir kaç ay kadar önlerde götüren Cumhuriyetçi aday adaylarından Rick Perry'nin, bir TV programında diğer aday adaylarıyla tartışırken söyleyeceği sözleri unutması ve gaf üstüne gaf yapması üzerine şansının döndüğünü söylüyor. Cumhuriyetçi kampta 9-9-9 söylemiyle bir ara öne fırlayan ve Obama'ya karşı sansı olacağı düşünülen siyahi aday Herman Cain ise, üst üste çeşitli seks skandallarına adının karışması üzerine popülaritesini yitirmişti. Cain 3 Aralık 2011'de yarıştan çekildi. 


Son aylarda Cumhuriyetçilerin efsane isimlerinden Newt Gingrich başta olmak üzere, Mitt Romney ve en yaşlı aday adayı olan Ron Paul'un adları öne çıkmaya başladı. Cumhuriyetçi Parti içinde yarışan bir de kadın aday adayı var: Michele Bachmann. Ama kimse Bachmann'a şans tanımıyor.


Peki Cumhuriyetçi Parti'de ipi kim gögüsleyecek? Gögüsleyecek kişinin Obama karşısında şansı ne olacak? Doğrusu şimdiden bu yarışın sonucunu öngörebilmek mümkün değil. Ama, eğer sosyal medyadaki destekçilerin sayısı veya web üzerinden yaratılan trafik bir ölçüt ise sırasıyla Gingrich, Romney ve Paul'ün adları açık ara diğer adayların önüne geçiyor. Herman Cain'in adı ise 9-9-9 sloganı ve seks skandalları yüzünden Obama'dan bile önde. (Reklamın iyisi kötüsü olmaz lafı sadece burda bir işe yaramış gözüküyor!)


Eğer sosyal medyadaki destekçilerin sayısı bir ölçütse - ki elbette bir çeşit ölçüt - Obama'nın karşısına bu 9 adayın hepsi bile çıksa sonuç değişmeyecek. Çünkü aşağıdaki grafikte de göreceğiniz gibi 9 Cumhuriyetçi adayın toplam destekçi sayısı, Obama'nın yarısı kadar bile değil!


Sosyal medyanın fotoğrafı - elbette ki -  gerçek hayatın fotoğrafı değil. Ama, Obama'nın 34.4 milyon kişiye ulaşmış olan fanlarına karşılık, en önde gözüken Cumhuriyetçi aday adayı Newt Gingrich'in sadece 1.5 milyonluk fana sahip olmasının herhalde bir anlamı vardır. Veya en öndeki 3 Cumhuriyetçi adayın adayının toplam fanlarının sadece 5 milyon kişi olmasının da bir anlamı vardır!


Kasım başı verilerinin özeti olan yukarıdaki grafikte bugün itibariyle görece bazı değişiklikler söz konusu olsa da, Obama'nın kampanya ekibinin rahatlığının; kampanyanın ana stratejisinin ve sloganın hala açıklanmamış olmasının nedeninin bu özette gizli olduğunu düşünüyorum.