15 Nisan 2012 Pazar

Obama'nın Kampanya Sloganı Nerede?

Obama, 2008 Kampanyası sırasında
Her seçim kampanyası bir büyük fikir ile kazanılır. O büyük fikir kampanyanın sloganında kodlanır. Eğer ülkenin geleceğini ve size oy vermesini beklediğiniz seçmenlerin hayatını değiştirecek büyük bir fikriniz yoksa işiniz zordur... Rakipleriniz sizden daha kötüyse, belki kazanabilirsiniz.

Kasım 2008'de yapılan son ABD Başkanlık seçimlerinden tam iki yıl önce, Obama'nın kampanya fikri ve sloganı belliydi; 'Change / Değişim'. Washington'da değişim, Amerikan devletinin işleyişinde değişim, Amerikan toplumunda ve ekonomisinde değişim...

'Değişim' sloganı ne kadar jenerik, ne kadar eski, ne kadar çok kullanılmış bir slogan olursa olsun yine de çalıştı. Çünkü hem Amerika için değişim zamanı gelmişti... Hem de, Obama bu kelimeye genç ve enerjik bir anlam katabilmişti...

Kasım 2011  

Geçtiğimiz Kasım ayında Chicago'da, Obama'nın yeni kampanya merkezini ziyaret etme şansımız olmuştu. Sonra da Las Vegas'ta düzenlenen bir konferansta Obama'nın sosyal medya direktörünün sunumunu izleme ve kendisiyle sohbet etme imkanı bulmuştuk.

O zaman her ikisinde de sormuştuk: 'Yeni kampanyanın sloganı ne olacak?' Her ikisinde de neredeyse aynı kelimelerle henüz netleşmediği ama, mutlaka iyi bir slogan olacağı cevabını almıştık. Cevaplardan, büyük fikrin daha bulunamadığını ama her halükarda bulunacağını düşünmüştük. Belki de, erkenden açıklamak istemiyorlardı. Veya, Cumhuriyetçi adayın kimliğine göre karar vermek istiyorlardı, vs...

Cumhuriyetçi yarışın toz dumanı

Ama bugün durumun pek öyle olmadığı anlaşılıyor.

Bir kere, Obama'nın 4 yıllık döneminde başarmış olduğu şeyler - Sağlık Reformu, Finansal Reform, Bin Ladin'in öldürülmesi, Irak Savaşı'nın bitirilip Amerikan askerlerinin tahliye edilmesi- Cumhuriyetçi aday adayları arasında son bir yıldır devam eden yarışların neden olduğu toz duman içinde gündemde hak ettikleri önemi göremedi.

İkinci olarak, Cumhuriyetçilerin Amerikan medyasında sahip oldukları güç ve Cumhuriyetçi kampanya makinasının Obama'dan kurtulabilmek için verdiği cansiperhane mücadele, seçmen zihnini fazlasıyla bulanıklaştırdı. 

'Katettiğimiz yol'

Bunlara ilave olarak, 2012 Obama kampanyası ile ilgili ortada ne bir büyük fikir, ne yalın bir slogan, ne de yeni bir imaj var. Anlaşılan o ki, Obama'nın ekibi hala o büyük fikri arıyor!


Nereden mi çıkarıyoruz? Çünkü kampanya adına şu ana kadar yapılan en dikkate değer iş 'The Road We've Traveled / Katettiğimiz yol' adını verdikleri 17 dakikalık film de ondan!


Başta '24' olmak üzere çok sayıda film ve dizinin ödüllü yönetmeni Davis Guggenheim'in çektiği, 15 Mart'ta yayınlandığından bu yana sosyal medyada 2 milyondan fazla izlenen film, Obama iktidarında yapılanları seçmene hatırlatmaktan başka bir şey yapamıyor. 

Ortada yeni dönem ile ilgili ne bir vaad var, ne de yeniden seçilirse Obama'nın neleri hedefleyeceği ile ilgili bir planın ipucu...

It's the economy, stupid!

2008 sonunda patlayan global kriz Obama'nın kazanmasına yardım etmişti. Bu yıl 6 Kasım'da yapılacak seçimleri de - pek çok seçimi olduğu gibi- ekonomi belirleyecek. 

Obama ekonomi alanında büyük mucizeler yaratamamış olsa da, stabilizasyonu sağladı ve çarkları yeniden döndürmeyi başardı. Obama'nın kampanya ekibinin ekonomik istikrara odaklanmaktan başka bir şansı yok diye düşünüyoruz. 

Obama'nın ekibine yardım edelim.

Obama'nın yüzlerce milyon dolar bütçe verdiği ekip bu güne kadar kampanyanın fikrini bulamadı. Obama'nın kaybetmesini ve, aşırı muhafazakar ve ne yapacağı belli olmayan bir Cumhuriyetçi'nin kazanmasını da istemeyiz. Bu yüzden de Obama ekibine İstanbul'dan yardım gönderiyoruz :) 

İşte önerilerimiz:

1. 'İstikrar sürsün, Amerika Büyüsün!'  
2. 'Durmak yok yola devam' (Tayyip Erdoğan'ın İngiliz seçim kampanyalardan ödünç aldığı bu sloganı, bu kez biz ABD'ye ödünç gönderiyoruz.)

5 Mart 2012 Pazartesi

Bu topraklarda hep “KARAGÖZ” tipi liderler kazanıyor.


İnönü - Menderes
Türkiye bir Akdeniz ve Ortadoğu ülkesi. Türkiye halkı da bir Akdeniz ve Ortadoğu halkı... Bu topraklarda duygular hep akıldan daha etkili olmuştur... Bu topraklarda duygular hep akıldan daha çok iş yapmıştır... Siyasette ve liderlikte de öyle... 

1946 sonrası demokrasi tarihimize ve o tarihten sonraki seçimlerin sonuçlarına baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. İstisnasız biçimde, bilgisi ve sağ duyusuyla öne çıkan entellektüel görünümlü “Hacivat tipi”  liderler değil; halka yakın, duygularını ifade etmekten çekinmeyen, kendi gibi olmayı beceren “Karagöz tipi”  liderler seçimlerin galibi olmuştur.

Ecevit - Demirel
Her bir seçimin sonuçlarını ve o seçimde başarılı olan liderlerin neden başarılı olduklarını analiz eden onlarca farklı bakış açısına sahip çok sayıda araştırma ve analiz bulabiliriz. Ama yegane neden olmasa da, liderin Hacivat tipi mi, yoksa Karagöz tipi mi olduğu, seçim sonucunu belirleyen önemli etkendir.

Adnan Menderes İsmet İnönü'ye göre, Süleyman Demirel Bülent Ecevit'e göre Karagöz tipi liderlerdi. Keza Turgut Özal, Erdal İnönü ile kıyaslandığında daha Karagöz tipi bir liderdi. Benzer şekilde Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ile mukayese edildiğinde tam bir Karagöz tipi liderdir.

E. İnönü - Özal
Rakiplerine nazaran seçimleri daha sık ve daha yüksek oranlı skorlarla kazanan tüm bu liderlerin seçim kazanmalarının elbette ki ekonomik, sosyal veya siyasal başka bir sürü nedeni vardır. Ama kazananların hepsi birden Karagöz tipi liderdir. Kaybedenler ise tersine, Hacivat tipi liderlerdir; daha okumuş yazmış, daha elit ve duygularını çoğu kez açığa vurmayı tercih etmeyen kişilikler...

 Gelecekte, seçimlerin sonuçları ile liderlerin kişilikleri arasında bir bağlantı arayacak olan akademisyenler için Hacivatlık ve Karagözlük özellikleri ilginç bir bakış açısı olabilir. 

Karagöz ve Hacivat Karakterleri

Meşhur gölge oyununda Hacivat karakteri, düzeni temsil eder : Medrese görmüştür. Usul ve adap bilir. Eğitimli olmasından dolayı Osmanlıca konuşmayı sever. Karagöz'e ve diğer karakterlere tepeden bakar. Duygularını asla açık etmez, tersine duyguları ile hareket etmeyi, duygularını belli etmeyi zayıflık olarak kabul eder.

Kılıçdaroğlu - Erdoğan
Karagöz ise oyunun başrol oyuncusudur. Okul yüzü görmemiş bir halk adamıdır. Sokak Türkçesi konuşur. Hacivat’ın kullandığı Osmanlıca kelimeleri anlamaz ve çoğu kez onlara yanlış anlamlar yükler. Her şeye burnunu sokar, her işe karışır. Dobradır. Patavatsız tarzından dolayı iki de bir zor durumlarda kalsa da, bir yolunu bulup işin içinden sıyrılır.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Romney fark attı, Gingrich yol ayrımında...

Romney gücünü artırdı.
Dün Florida önseçimlerinde beklenen oldu. Romney tüm anketlerde Gingrich'ten %11-13 puan önde görünüyordu, fazlası oldu: Romeney, Gingrich'e % 15 puanlık fark attı.

Florida'da dün sonuçlanan ön seçimde adayların aldığı oy oranları şöyle:
  • Mitt Romney    % 47,0
  • Newt Gingrich % 32,4
  • Rick Santorum % 13,5
  • Ron Paul          % 7,1
Amerikan seçim sisteminde geçerli olan "Winner takes all / Kazanan hepsini alır" kuralı nedeniyle, Romney 50 kurultay delegesinin hepsini birden kazandı ve diğer aday adaylarını ezici bir farkla geride bıraktı. Bugün itibariyle, önde giden iki adaydan Gingrich 26 delegede kalırken , Romney 87 delegeye ulaştı.

Bundan sonra muhtemelen yarış iki isimli hale dönecek. Gingrich'in bundan sonraki eyaletlerde yeterli desteği bulamazsa, başkanlık yarışına bağımsız devam edebileceğini de düşünenler var. Çünkü, dünkü sonuçtan sonra Gingrich "Ben Cumhuriyetçi Parti'lilerin değil, Amerikan halkının adayıyım" gibi bir laf etti.

Bu Cumartesi yapılacak olan Maine ve Nevada önseçimlerinden sonra muhtemelen durum daha da netleşecek. Ve muhtemelen Cumaertesi gününden sonra Cumhuriyetçi Parti içindeki yarış resmen iki kişilik bir yarışa dönecek...

31 Ocak 2012 Salı

Florida'da Bugün Ne Olacak?

6 Kasım'da Amerikan Başkanlık Seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olabilmek için yarışan 4 aday adayı, bugün Florida'da kapışacaklar. Florida'da bugün yapılacak olan önseçim, Cumhuriyetçi yarışın önde giden iki isminin, yani Mitt Romney ile Newt Gingrich'in kaderlerini netleştirecek.

Bugüne kadar yapılan önseçimlerde algı olarak Mitt Romney'in daha ilerde olduğu sanılsa da, gerçek durum tam olarak öğle değil. Toplam delege desteği açısından Newt Gingrich'in şimdilik bir delege fazlasına sahip.

Cumhuriyetçi Parti'nin resmi sitesinden aldığım aşağıdaki tablo, yarışa devam etmekte olan dört adayın resmen sahip oldukları delege desteğini gösteriyor. Gingrich toplamda 26 delegenin desteğine sahipken, Romney 25, Paul 10 ve Santorum 8 delegedeler. Ama bu durum bugün altüst olabilir.
Cumhuriyetçi Parti aday adaylarının mevcut delege desteği...
(Pledged Delegates: Önseçimlerden kazanılan delegeler. Unpledged Delegates : Partinin daimi delegeleri)

Florida önseçimleri iki nedenle önemli kabul ediliyor:

1. Diğer eyaletlerden farklı olarak Florida'daki ön seçimlerde Demokratlar veya Bağımsızlar oy kullanamıyor. Dolayısıyla bu eyaletteki önseçim, doğrudan Cumhuriyetçi seçmenin nabzının sandığa yansıması anlamına geliyor.

2. Florida önseçimlerinde toplam 50 kurultay delegesi belirlenecek. Bir başka anlatımla, Florida önseçimleri, şimdiye kadar önseçim yapılan Iowa, Massachusetts ve South Carolina'nın toplamı kadar önemli. 50 ve üstü delege çıkaran eyalet sayısının 5'i geçmediği dikkate de alındığında Florida'nın önemi daha iyi anlaşılıyor.

Obama'ya karşı yarışacak olan Cumhuriyetçi adayın, 2.286 kurultay delegesinden 1.144'ünü garanti etmesi gerekiyor.

Kamuoyu yoklamalarına göre Romney, Florida'da Gingrich'ten 11 puan önde. Ama yine de sürprizler söz konusu olabilir. Bakalım bu yarış bugün hangi adayın lehine sonuçlanacak.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Cumhuriyetçi Adaylar ve Sloganları

Amerika’da 6 Kasım’da yapılacak olan başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti içinde yarışan adaylar, son bir kaç aydır TV kanallarında canlı olarak düzenlenen “Debate”’lerde kozlarını paylaşıyorlar. Her ne kadar son zamanlarda gına getirseler de, Cumhuriyetçi Parti ‘debate’lerini izleyen Amerikan seçmenleri, bu sayede adayların entelektüel birikimleri ve tartışma becerileri hakkında bilgi sahip oluyor.

Adaylar bir yanda da profesyonel iletişim kampanyalarına devam ediyorlar. Açtıkları web siteleri aracılığıyla yandaşlarını etkilemeye çalışıyorlar... Video yayınlıyorlar, bağış topluyorlar… Cumhuriyetçi aday adaylarının web sitelerini, TV’lerde yayınlanmakta olan kampanyalarını vs. izledikçe anlaşılıyor ki, Cumhuriyetçi hiç bir aday Obama’nın 2008 kampanyasından ders çıkarmamış…

Politikacılar bir türlü öğrenemiyorlar

2008 yılındaki seçimlerden zaferle çıkan Barack Obama kampanyası, dünyanın her yerinde her seviyede siyasi koltuk için yarışan adaylara aynı mesajları vermişti: Günümüzde hiç bir seçimi (a) güçlü bir konumlamaya sahip olmadan ve (b) bu konumlamayı destekleyecek bir geçmişe sahip olmadan kazanamazsınız!”

Obama’nın kullandığı "Change we can believe in / İnandığımız değişim" çok güçlü bir konumlamaydı. Konumlamaya en uygun aday tarafından kullanıldığı için daha da güçlü hale gelmişti.

"Değişim” sloganı özellikle Obama’ya uygun bir slogandı. Çünkü, diğer tüm adaylar beyazken, o siyahtı.  Diğerleri yaşlıyken, o gençti. Diğer adaylar tanınmış siyasetçilerken, o nispeten tanınmayan biriydi. Hele Hillary ve John McCain Amerikalı seçmenin en 25 yıldır tanıdığı isimlerdi.

Obama'nın konumlaması ve sloganı belki en iyi olan değildi, ama farklı olandı. İşin profesyonelleri iyi bilir: Pazarlamada en önemli fikir farklı olmaktır; en iyi olmak yada en çok tanınmak değil! Çünkü farklı olmayı başaramadığınızda, mesajınız kum fırtanası içindeki minik toz parçacığından farksız olur.

İyi slogan neden önemli?

Sloganlar sizin için iki şey yapar: a. Rakiplerinizin olumsuz hücumlarını bertaraf etmenizi kolaylaştırır. b. Kampanyanızın rotasından çıkmasını engeller.

Bununla birlikte rakiplerinizin size karşı dile getirdiği olumsuz hücumlar her zaman da kötü değildir. Zira rakibiniz sizinle uğraştığı sürece, kendi projeleri hakkında değil, sizin projeleriniz hakkında konuşmuş olur. Bu durum sizin için paranın satın alamayacağı kadar önemli bir avantajdır; yeter ki değerlendirmeyi bilin.

Cumhuriyetçi Adaylar

Cumhuriyetçi Parti başkanlık adayını belirlemek için bundan aylar önce başlayan yarıştan Herman Cain, Rick Perry, John Hutsman, Michele Bachman gibi 8 gibi isim çekilmek zorunda kaldı. Iowa ve South Caroline'dan sonra adaylar önümüzdeki Salı günü kozlarını Florida 'da paylaşacaklar. Florida önseçimleri Amerikan seçimlerinde hep önemli olagelmiştir. Çünkü, adayı belirleyecek 50 delege bu eyaletten seçiliyor.  Gelin yarışa devam eden son 4 aday adayına ve sloganlarına biraz yakından bakalım.

Newt Gingrich
Newt Gingrich:

Newt Gingrich Cumhuriyetçi kanadın en önemli isimlerinden. Bize göre şansı en yüksek aday. Her ne kadar Mitt Romney’den daha az popüler görünse de, bize göre yarışı Gingrich gögüsleyecek. Nedenlerini bir başka yazıda dile getirmeye çalışacağım.

Gingrich 1994 seçimlerinde Cumhuriyetçilerin kazanmasını ve Demokrat Parti’nin Kongre’deki 40 yıllık hegemonyasına son verilmesini sağlayan “Amerika ile Sözleşme”nin yazarlarından biri... Aslında mimarı... 1994’ten sonra Cumhuriyetçilerin fikri liderliğini üstlendi. Otuz civarında yayınlanmış kitabı var. 1995-1999 arası Temsilciler Meclisi Başkanlığı yaptı.

Clinton dönemi, Amerika’da siyasi rekabetin düşmanlığa dönüştüğü bir dönem olmuştu. Pek çok açıdan kendi kuşaklarının en ileri görüşlü entellektüelleri olan Clinton ile Gingrich arasındaki çatışma o kadar amansızdı ki, sonuçta 90 yıllar boyunca Amerikan siyaseti, tarihte olmadığı kadar kutuplaştı.

Bununla birlikte Gingrich, uzun yıllar Cumhuriyetçi kanadın entellektüel liderlerinden biri olmayı başardı. Gingrinch, 2000’lere doğru dünyanın nereye gitmekte olduğunu en iyi anlayan siyasetçilerin başında geliyordu. Örneğin, her çocuğa bir ücretsiz bilgisayar verilmesini savunan ilk siyasetçilerdendi. Yenilikçi kapitalizmi incelemişti. Silikon Vadisi’nin etkisiyle ortaya çıkan yeni ekonomiyi doğru kavramıştı. Bireysel çabayı, başarıyı ve girişimciliği kutsallaştırıyordu.

İlginçtir, Newt Gingrich’in hala bir sloganı yok. Fakat bir şekilde geçmişi tekrar eden, "21. Yüzyıl Amerikası ile Sözleşme"si var. Bu sözleşme içinde “istihdam ve refah planı” var.

Ron Paul
Ron Paul:

Ron Paul, Cumhuriyetçi Parti içindeki yarışın en yaşlı ismi, 1935 doğumlu. Çay Partisi’nin entellektüel dedesi olarak tanınıyor. 1988 ve 2008 yıllarında da ABD başkanlığı için aday adayı olmuş, ama kaybetmişti. 2011 boyunca Çay Partisi ve Cumhuriyetçi Parti içinde yapılan anketlerden hep en sevilen lider olarak çıktı.

Ron Paul’ün sloganı “Restore America / Amerika’yı iyileştirmek.” Yarıştan çekilen isimlerden Michele Bachman’ın sloganı da nerdeyse aynıydı. Paul, "Liberty for America / Amerika'ya özgürlük" sloganını da kullanıyor. Çünkü, Çay Partisi'nin tüm aşırıları gibi, Ron Paul de Amerika'nın Demokratların işgalinde olduğunu düşünüyor.

Herşeyden önce bu konumlama Paul'e uygun değil. Bu konumlama ile 77 yaşındaki siyasetçinin Amerikan seçmeninden vize alması zor görünüyor çünkü, Paul’ün vaadini gerçekleştirecek kadar yaşayıp yaşayamacağı bile tartışmalı.

Mitt Romney
Mitt Romney:

Eski Massachusetts valisi Romney, şimdilik yarışın en önde giden iki isminden biri, belki de birincisi. 2008 seçimlerinde de başkanlık yarışına girmiş ve John Mccain’e karşı kaybetmişti. Romney, ABD’de küçük ama etkin bir azınlığın inancı olan Mormon inancından... Mormon’ların Amerikalı sıradan insanların mesafeli durdukları bir tarikat olduğu gerçeği, Romney için en önemli engel.

Mitt Romney’in sloganı "Believe in America / Amerika’ya İnanın." Slogan ilk bakışta olumlu gibi gözükse de, aslında olumsuz bir slogan. Çünkü “Amerika’ya inanın” demek, aynı zamanda "Amerika’ya inanmıyorsunuz" da demek. 


Doğrusu siyasetçilerin bu kadar olumsuz bir slogana nasıl izin verebildiğini anlamak zor.  Örneğin bu slogan ile ilgili bir web sitesine post edilmiş bir okur yorumu Mormon'ların inancına gönderme yaparak şöyle diyordu: “Sen Amerika’ya gerçekten inanmıyorsun Mitt, çünkü sen bir Mormon’sun!” 

Rick Santorum
Rick Santorum:

Pensilvanya senatörü Rick Santorum, 2000 yılında George W. Bush’un başkan seçilmesiyle başlayan NeoCon’lar döneminin aşırı muhafazakar ideologlarından biri. Cumhuriyetçi Parti içinde Gingrich’ten sonra entellektüel liderliği alan isimlerden biri oldu.

2006 yılındaki senato seçimlerinde Radikal İslam'a karşı şahin politikalar savunan pozisyonuyla tanınıyor. Seçim kampanyasındaki bir konuşmasında "1683 yılındaki Viyana Kuşatması’ndan beri Hristiyan - Müslüman savaşının devam ettiğinden" bahsetmiş ve dış poitikada, İran, Irak, Afganistan gibi Müslüman ülkelere müsamaha gösterilmemesi gerektiğini savunmuştu.

Sloganı "The courage to fight for America / Amerika için savaşma cesareti." Bu slogan sanki El Kaide’ye karşı savaşmakta olan Amerikalı bir generalin vizyon cümlesi... Belli ki, El Kaide ile Obama’yı aynı tarafa konumlayan bir kafadan çıkmış... 

Her ne kadar Iowa’daki ön seçimleri 8 oy farkıyla ikinci olarak tamamlamış olsa da, Santorum’un bu yarışta şansı zayıf. O kadar ki, rakipleri onu ne olumlu, ne de olumsuz yönde dikkate alıyor.

25 Ocak 2012 Çarşamba

İktidarın gerçek sahibi Erdoğan


Gül ve Erdoğan...

Köşk'ün pozisyonunu da sormak isterim. AKPARTİ ile Köşk arasında birkaç konu başlığında belirgin biçimde fikir ayrılığı açıkça ortaya çıktı... Sn. Cumhurbaşkanı "siyasal iletişim" açısından başarılı mı? Mesela "herkesin temsilcisi" olmayı başardı mı? Nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de herkes farkında ki, iktidarın gerçek sahibi Sn. Başbakandır. İktidarı oluşturan farklı kesimlerin varlığı gerçek olsa da, hakim irade Sn. Erdoğan’ın iradesidir. Tartışmalı her durumda, Sn Başbakan’ın iradesini beyan ettiği her durumda Sn. Gül geri çekilmiştir. Düşüncesi, gücü, ittifakı, ilişkileri ne olursa olsun…

Sn. Gül’ün herkesin temsilcisi olma durumu bana göre hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak. Çünkü Sn. Gül’ün Çankaya’da 5 yıl boyunca almış olduğu hiç bir politik karar, Sn Başbakanın iradesinden bağımsız olmamıştır, olamamıştır...

Milletvekili emeklilik maaşlarının artırılmasını düzenleyen yasanın meclise bir kez daha görüşülmek üzere iadesi ve Cumhurbaşkanlığı süresi konularındaki tavırlarına bakarak da Sn. Gül’ün “herkesin temsilcisi“ olduğunu söyleyebilmek çok mümkün değil.

Ama Sn. Cumhurbaşkanı’nın başta Twitter olmak üzere sosyal medyayı etkin olarak kullanmasını, milyonlarla doğrudan iletişime geçmesini, takipçilerinin doğrudan sorularına yanıt vermesini… bunun için  dikkate değer bir iletişim ekibini görevlendirmesini vs yenilikçi ve doğru buluyorum.

Son olarak... güç mü? özgürlük mü? Siyasi iletişimde Türk toplumu açısından sizce hangisi daha önemli?

O kavramları kimin kullandığına bağlı olarak durum değişir. Türk toplumu bazen gücü, bazen özgürlüğü tercih etmiştir. 1950’de tek partinin kurumsallaşmış gücüne karşı özgürlüğü seçmiştir. 1983’te askeri rejime rağmen seçenekler içinden özgürlüğe en yakın olanı seçmiştir, vs…

Özgürlüğü savunması gerekenler yeterince cesur savunamıyorsa… veya özgürlüğü savunduğunu söyleyenlerin kendi örgütlerinde demokrasi ve özgürlük yoksa… kimi ikna edebilirler ki?

İnternetHaber için Özlem Gürses ile yapılan söyleşi, 24 Ocak 2012

Fezlekeden Kahraman Yaratılabilir mi?


Başbakan grup konuşmasında CHP liderini Rick Perry’ye benzetti, ülkene Fransızsın dedi... Nasıl buluyorsunuz CHP liderinin siyasi iletişim performansını ?

Başbakan, Rick Perry örneğini kullanarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’ye ve Türkiye’nin sorunlarına yabancı olduğunu söylemek istedi sanıyorum. Elbette ki siyaset pragmatist bir işidir. Her türlü fırsatı kullanır. Çünkü, rakibinizin algısını ve itibarını sarstıkça kendinizi güçlü kılarsınız. Bu nedenle Başbakan’ın bu benzetmeyi neden yaptığını anlamak mümkün.

Kılıçdaroğlu tarafına gelince… Deniz Baykal yönetimi zamanında CHP’nin pozisyonu netti. O pozisyon özetle ve sadece Türkiye’nin kurucu değerlerinin korunmasına odaklanmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu, bu pozisyonun iktidar olmak için yetersiz olduğunu tespitle işe başlamıştı. Bu nedenle de parti içinde bir yenilenme süreci başlatmıştı.

Fakat ne o süreç açık ve güçlü bir irade ile yönetilebildi, ne de o sürecin profesyonel iletişimi yapılabildi. Pazarlama diliyle söylersek, ortaya ne yeni bir ürün konabildi, ne de ikna edici bir iletişim yapılabildi. CHP bu nedenle umut olmayı başaramadı ve seçimi kaybetti.

Bugün CHP içinde sıkıntılar yaşanıyorsa nedeni bu iki konuda cesur davranılmamış olmasıdır.

Bir de fezleke konusu var: CHP bu işten başbakan'ın deyimiyle "bir kahraman" yaratabilir mi?

Fezleke ne yazık yargının siyasallaşması konusundaki son örneklerden biri. Siyaset, özellikle de muhalefet, işin doğası gereği konuşacak, eleştirecek, beğenmeyecek, daha iyisini, daha ilerisini talep edecek. Eleştiri olmadan muhalefet olur mu?

Kılıçdaroğlu aleyhindeki fezleke, 1960 sonrasında ana akım bir parti lideri hakkında, dahası bir anamuhalef lideri aleyhinde politik bir nedenden dolayı düzenlenen ilk fezlekedir. Bu nedenle de çok önemlidir.

Peki bu fezlekeden bir kahraman çıkar mı? Fezleke haberi ilk duyulduğunda, aynen seçim sonrasında TBMM’yi boykot etme kararında olduğu gibi parti içi muhalefeti durduracak bir süreç yaşanacak sanıldı. CHP yönetimi de böyle bir gidişi kolaylaştırmak istedi.

Ama, tüzük kurultayı için toplanan 362 imza gösterdi ki öyle bir durum yok. Yani fezlekeden bir kahraman yaratılamayacağı anlaşılmış oldu.

İnternetHaber için Özlem Gürses ile yapılan söyleşi, 24 Ocak 2012