Necati Özkan ve Seçim Zamanı

Yeni CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2011 Pazar

CHP’de ölümcül hata kendine propaganda

12 HAZİRAN ANALİZİ
: KİM NİYE KAZANDI, KİM NİYE KAYBETTİ? - 4

CHP lideri Kılıçdaroğlu, eşiyle birlikte görüldüğü reklam filminde...
Yeni CHP: Deve mi kuş mu?


CHP’nin yeniden konumlamasıyla ilgili olarak yapılan ikinci stratejik hata, Ergenekon sanıklarının aday gösterilmeleriydi. Zira Ergenekon sanıklarının adaylığı “Yeni CHP” ile formülize edilen stratejik yönelime kökünden darbe vurdu. Ergenekon sanıklarının adaylığı seçmenin zihnini karıştırmakla kalmadı, bazı sol ve liberal oyların kaybedilmesine de neden oldu. Çünkü CHP’nin yeniden konumlanmasına ait olarak orta yerde giderek belirmekte olan şey ne kuş, ne de deveydi; bir devekuşuydu!

Ergenekon sanıklarının adaylığı açıklandıktan sonra, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ile CHP’ye sempati duymaya başlayan sol aydınların desteği de kaybedildi. Merkez sağdan son anda partiye alınan isimlerin CHP listelerinden aday gösterilmeleri de benzeri bir problem yarattı. 20-30 yıldır milletvekili elde edilemeyen illerde aday gösterilseler bir taktik başarıya dönüşecek olan bu yöntem, sağdan oy getirmediği gibi metropollerdeki garanti sandalyelerin bir kısmının merkez sağa ikram edilmesine yaramış oldu.



Eski kadroların gücü küçümsendi

CHP’nin yaptığı üçüncü stratejik hata, partinin eski kadrolarının ve cari teşkilatlarının gücünün küçümsenmesiydi. Deniz Baykal dışında son 15-20 yıldır parti yönetiminde kilit pozisyonlarda bulunmuş olan hiçbir isim milletvekili adayı gösterilmedi. Daha da beteri, adaylık için istifa etmeye cesaretlendirilen il ve ilçe başkanlarından da neredeyse kimse listelerde kendini bulamadı. İlave olarak seçime bir kaç ay kala üç büyük ilin yönetimleri toptan değiştirildi. İstanbul il yönetimi, seçim arifesinde bir kez daha yenilendi.


Doğal olarak partinin cari örgütüne hakim olan eski yapı, top yekün bir tasfiye harekatıyla karşı karşıya olduğunu algıladı. Ve sonuçta parti teşkilatları, seçim için çalışacak motivasyondan uzaklaşmış oldu. Ortaya çıkan iklim yüzünden, kendi bölgelerinde seçmenlerle güçlü bağlara sahip olan eski yöneticiler ve eski milletvekilleri kampanyaya destek olmak yerine köstek olmayı tercih ettiler.



Bas bas paraları Leyla’ya!

Dördüncü hata; seçim kampanyası sürecinde CHP parti teşkilatlarının ihtiyaç duyduğu finansman desteğinin verilmemesiydi. Hazine yardımı ve aday adaylıkları dolayısıyla partinin kasasında bulunduğu bilinen yaklaşık 100 milyon TL’lik bütçenin neredeyse tamamı genel merkez tarafından kullanıldı. İl örgütlerine ya hiç para gönderilmedi, ya da sembolik rakamlar gönderildi. Örgütler finansman olmadan yapılamayacak pek çok kampanya görevini bu nedenle yerine getiremedi.


Çünkü parti yönetimi televizyon reklamlarıyla seçimlerin kazanılabileceğine inanmıştı. Parti yönetimi “Örgüt seçim kazandırmaz, seçim kaybettirir”e inandırılmıştı. Kampanyada “Mümkünse örgüt karışmasın“ anlayışı hakimdi. TV reklamlarıyla seçimin kazanılabileceğine o kadar inanılmıştı ki, kampanya sürecinde yapılanların seçmeni ikna edip etmediğini araştırmaya dahi bütçe ayrılmadı.


Oysa ki demokrasilerde seçim kazanmak bu kadar basit bir iş olsaydı, medya veya sermaye sahipleri bunu kendileri yapardı. Parti teşkilatlarına da gerek kalmazdı!

‘Türkiye rahat bir nefes alacak!’

Nihai ve öldürücü hata seçim kampanyasının stratejisinin kökten yanlışlığıydı. “Türkiye rahat bir nefes alacak” sloganıyla yapılan kampanya biz seçmenlere şunu söylüyordu:



“Türkiye, AKP iktidarları döneminde ekonomik olarak kaybetmiştir. Halk mağdur edilmiştir, fakirleştirilmiştir. Demokrasi yozlaşmıştır. Biz iktidara gelince bunları düzelteceğiz; herkese rahat nefes aldıracağız.”



Seçim kampanyaları toplumsal algılarla ilgili bir profesyonel alandır: Algıları esas alır ve işini algıların üstüne bina eder. Kısa sürelerde onu değiştirmekle uğraşmaz. Uğraşsa bile başaramayacağını bilir.


Gerçek yada değil; Türkiye ekonomisi ile ilgili net olan toplumsal algı şudur: 2002 - 2011 yıllarında Türkiye ekonomisi iyileşmiştir. Açık kaynaklarda pekala bulunabilecek onlarca bağımsız araştırma gösteriyor ki, Türkiye’deki çoğunluk, geçmişle kıyasladığında, AKP iktidarları dönemindeki ekonomik gelişmelerden ve kendi durumundan memnun. Bazı seçmen kesimleri AKP’nin demokrasi ve devlet yapılanması konusunda attığı kimi adımlardan ürkse de çoğunluk memnun olduğunu ifade ediyor. 12 Eylül referandumunun sonucunda seçmenin yüzde 58 oranıyla AKP’yi ödüllendirmiş olmasının nedeni de buydu zaten.



İşte bu yüzden CHP’nin “nefes aldırma vaatli” kampanyası seçmeni harekete geçirmedi. Çünkü, AKP iktidarları döneminde kaybeden kesimler zaten CHP’nin seçmeniydi. CHP’nin ulaşmak ve ikna etmek zorunda olduğu seçmen çoğunluğu ise “nefes alamama” gibi bir durum hissetmiyordu.

 TV reklamlarının dili karamsar ve negatifti
.

Şubat sonundan itibaren CHP’nin profesyonel reklam filmleri birbiri peşi sıra TV kanallarında yayınlamaya başladı. Aile Sigortası, CHP Manifestosu, Çocuk Bütçesi, Söz Veriyoruz, İşçi Bayramı, Çiftçi Filmi gibi hedef kitlesi farklı olan filmler beş ay boyunca onlarca kanaldan, yüksek bir toplam izlenme oranı (GRP) elde edecek şekilde yayınlandı. CHP’nin TV reklam filmlerinde duygusal tonu yüksek bir dil kullanıldı. Filmlerin seslendirmesi parti lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapıldı. Ama CHP kampanyasının tonu karamsar ve dili negatifti. Reklam filmlerinin kareleri karanlık görüntüler, fakirlik, umutsuzluk ve endişe içeriyordu. Kampanya özetle bir sosyal adalet kampanyasıydı: Aileler sigortalanacak, sosyal yardım alanlar utandırılmayacak, emeklilerin maaşı ayarlanacak, çocuklar süt içebilecek, vs...

En önemli şey unutulmuştu: CHP kampanyasında ülkenin topyekün geleceğine ilişkin bir toplam vizyon yoktu. Ne bir Türkiye hayali, ne de bir büyük umut! Varsa bile bunu seçmen anlayamamıştı.

CHP internette varlık göstermeye çabalıyordu ama, sahada sıkıntılıydı.

CHP ilk kez bu seçimde internette varlık gösterdi. Sosyal medyada çeşitli denemeler yaptı. Her ne kadar AKP ile kıyaslanacak oranda olmasa da www.chp.org.tr , www.herkesicinchp.com, www.seffafsayfa.com gibi resmi CHP sitelerinin yanısıra il başkanlıkları ve bazı adaylar için web siteleri açıldı. “CHP Sosyal Medya” adıyla oluşturulan parti içi birimi, bir taraftan sosyal medyada tohumlama yapmaya uğraşırken, diğer taraftan AKP’nin reklam filmlere internetten viral videolarla cevap veriyordu.


Saha işleri ise sıkıntılıydı. İl yöneticilerinin bir kısmına göre örgütlere propaganda malzemesi dağıtımı yönetilemiyordu. “Yıllarca bu konuda deneyimi olan parti çalışanları bir tarafa bırakıldı. İşe yeni alınan tecrübesiz görevliler propaganda malzemelerinin dağıtımını organize edemedi. Tonlarca afiş, broşür depolarda kaldı.”


Mitinglerde yaşananlar bundan farklı değildi. Kemal Kılıçdaroğlu planlama hataları yüzünden her gün ülkenin bir ucundan bir başka ucuna sürüklendi. Siyasi iletişim tecrübesi olmadığı anlaşılan kişilerce hazırlanan içeriksiz ve AKP’nin belirlediği gündeme cevap yetiştirme gayretindeki metinlerle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun verimi ve ikna gücü zayıflatıldı.

SONUÇ:
 Stratejide yapılan hata, taktik çabalarla bertaraf edilemez!


12 Haziran akşamı alınan sonuç CHP yönetimi için bir felaketti. Yüzde yüzde 30’un üzerine ulaşacağına kesinlikle inanmış olan yönetim hüsrana uğradı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim gecesi yaptığı konuşma bu şaşkınlığın tüm izlerini taşıyordu. Seçim gecesi için Genel Merkez önünde hazırlanmış olan konuşma kürsüsü ve Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında yaşananlar, kampanyanın yönetiminden sorumlu olanların ne kadar hazırlıksız ve amatör olduklarının açık özetiydi.

Özetle CHP tarihinin en yüksek bütçeli kampanyası, seçmeni ikna etme ve CHP’nin oylarını artırma konusunda sınıfta kaldı. CHP’nin yüzde 25- 27 bandındaki durumunu değiştiremediği gibi, MHP lehine gelişen seçmen kaybını dahi önleyemedi. Siyasi iletişim tarihine geçecek kadar önemli hezimetlerden biri yaşandı. Bir kez daha ortaya çıktı ki, stratejide yapılan hata, taktik çabalarla düzeltilemiyor! Bir kez daha ortaya çıktı ki, doğru strateji olmadan yaratıcılığın hiç bir anlamı olmuyor.


CHP ve CHP’nin lider kadrosu, ülkeyi rakibinden daha iyi yönetebileceğine seçmeni ikna edemediği için kaybetti. Kılıçdaroğlu’nun kişisel heyecanı ve olağanüstü bireysel eforu bu bağlamda sonuçsuz kaldı. Zaten 13 Haziran hesapları yapmakta olan parti içi muhalefet, seçimden sonra derhal harekete geçti. Ama bu kişiler kısa sürede eski çamların bardak olduğunu anladı. İşler artık eskisi gibi değildi. “Yeni CHP” yerine, “Yeniden CHP” şeklinde formülize etmeye çalıştıkları eskiye dönüş çabaları sonuçsuz kaldı. Kurultay toplamak için aradıkları imzaların sayısı 250’yi bile bulamayınca strateji değiştirdiler. Taleplerini “Yeni CHP”yi temsil ettiğine inandıkları isimlerin yönetimden uzaklaştırılmasına indirgediler.

Parti içi muhalefet başaramadı ama Kılıçdaroğlu seçimin faturası birilerine kesti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yılda MYK’da yapmış olduğu dördüncü değişikliğin detayları bu nedenle önemlidir. Görünen o ki, CHP liderliği seçim yenilgisinin faturasını, seçim kampanyasının yönetiminden sorumlu olanlara değil, “Yeni CHP”ye kesiyor. Ve “Eski CHP”ye dönüş sinyalleri veriyor. Eğer durum gerçekten buysa, CHP’yi ve Türkiye’yi daha sıkıntılı günler bekliyor demektir.

Milliyet Gazetesi için hazırladığım 12 Eylül 2011'de başlayan "KİM NEDEN KAZANDI; KİM NEDEN KAYBETTİ" başlıklı yazı dizisinin 14 Eylül 2011'de yayınlanan CHP-3 bölümü...

CHP 5 dramatik hata yaptı, kaybetti



CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 12 Haziran kampanyası için mitingde


Eski CHP’ - ‘Yeni CHP’

Ana muhalefet partisinin yaptığı dramatik hatalardan ilki, bir siyasi parti olarak bizzat CHP’nin kendisiyle ve politik pozisyonuyla ilgilidir. Pazarlama iletişimi diliyle ifade edersek, bizatihi ürünle ilgili olandır.


Kemal Kılıçdaroğlu, Önder Sav’ı diskalifiye ettiği gün ilk kez “Yeni CHP” kavramını kullanmıştı. O andan itibaren de bu kavram, entelektüel kesimlerde, medyada ve seçmenlerin arasında heyecan yarattı, geniş yankı buldu. Başta Önder Sav olmak üzere partinin eski ve cari kadrosunun bir bölümü bu diskura aynı günden başlamak üzere derhal refleks gösterdi. Eskilerin söz konusu refleksi CHP liderliğinde çekingenlik yarattı. Ve CHP yönetimi ertesi sabahtan itibaren “Yeni CHP” kavramını ya hiç kullanmama veya çok çekingen bir şekilde kullanma yolunu tercih etti.


Bu utangaç tavrın sonucu “Yeni CHP”nin ne olduğunu kimse tam olarak anlayamadı. Yapılmaya çalışılan her ne idiyse ortaya konulamaması, kavramın içinin doldurulamaması; doldurulduysa dahi anlatılamaması seçime giden süreçte yapılan en önemli stratejik hataydı.


Oysa “Yeni CHP”, CHP için başarıya ulaşması yolunda gerçek bir madendi. Neden?


Dünya demokrasi tarihindeki tek örnek 
CHP, İstiklal Savaşı’nı örgütleyen kadro tarafından fakat, istiklal kazanıldıktan sonra kurulmuş bir parti. Buna rağmen CHP, seçmenin özgürce oy kullandığı 1950’den sonra hiç bir seçimde tek başına iktidar yüzü göremedi. Partinin eski efsane lideri, “Kıbrıs Fatihi” ve "Karaoğlan” lakaplı Bülent Ecevit dahi CHP’yi tek başına iktidar yapmayı başaramadı. CHP’nin bu durumunun dünya demokrasilerinde bir başka örneği yoktur!


CHP’nin bu başarısızlığının nedeni CHP liderlerinin yetersizlikleri veya parti örgütlerinin zayıflığı değildir; CHP’nin kendini konumlama biçimidir. Özetlersek; son yarım asırdır, CHP’nin bütün liderleri, üyeleri söze, “Cumhuriyeti biz kurduk” ve “Cumhuriyeti biz koruyacağız” diye başlıyorlar. Farkında değiller ama, bu söylem bir ötekileştirme söylemi. “Cumhuriyeti biz kurduk, biz koruyacağız” derken, aynı zamanda seçmenin bir bölümüne “siz de karşıydınız” ve ”yıkmak istiyorsunuz” demiş oluyorsunuz. Bu söylem ve bu söylemin sebep olduğu politikalar yüzünden CHP, tek parti tekelinin ortadan kalktığı günden sonra muhafazakâr seçmen kesimlerinin ne oyunu kazanabildi, ne de sempatisini.



Yeniden konumlandırma açık şekilde anlatılamadı


Kılıçdaroğlu yönetiminin başarılı olabilmesi için ana muhalefetin yeniden konumlandırılmaya ihtiyacı vardı. CHP’nin onlarca yılda oluşmuş ve seçmenin hafızasında yer etmiş olan negatif pozisyonunun değiştirilmesi ve pozitif, yeni bir iletişim dilinin geliştirilmesi şarttı. Bu yeni dille CHP, ülkenin geleceği için umut dolu bir vizyon ortaya koyabilmeliydi.


Siyaset pazarında AKP muhafazakâr-milliyetçi, MHP Türk Milliyetçisi, BDP ise Kürt milliyetçisi konumlarını doldurduklarına göre CHP’ye evrensel sosyal demokrasi konumu kalıyordu. “Yeni CHP” kavramı işte bu doğrultuda stratejik bir yöneliş gibi telaffuz edilmişti. Ama CHP liderliği bu niyetini açık bir şekilde anlatmadı, anlatamadı.


Bu stratejik konumlama yerine, parti liderliği seçim kampanyası sürecinde seçmen kesimlerini segmente ederek, o kesimlere dönük politikaların paketlendiği muhtelif  “açılımlar” yaptı. Üstelik bu açılımları sadece entelektüel kesimlerin anlayabileceği şekilde yaptı. Her bir açılım akademik bir “paper” gibi hazırlanıp, sınırlı sayıdaki gazeteciye veya aydına anlatıldı.


Aslında ortada politik bir netlik yoktu; sadece bir arayış vardı. Arayış partiye yeni katılmış olan akademisyenlere ihale edilmişti. Akademisyenler de kendilerinden bekleneceği gibi bu süreçte CHP’yi bir akademiye çevirdiler. Seçmeni dinlemek ve örgütü işin içine katmak yerine, masa üstü teorik analizlerle zamanı doldurdular.


Öyle ki, seçime haftalar kala parti liderliği, örgütü ve seçmeni dinlemek yerine, akademisyenlerden her gün bir başka sunum dinliyordu. Kılıçdaroğlu’nun tabiriyle parti MYK’sı “Sunum manyağı" yapılmıştı. Ama bizler, seçmen olarak “Yeni CHP” neydi, nasıl bir Türkiye vizyonu öngörüyordu; eski, “devletçi” ve “ceberut” CHP’den farkı neydi anlayamadık.



‘Yeni CHP’nin potansiyeli geç idrak edildi


CHP liderliği “Yeni CHP” konumlamasının değerini ve kazanma potansiyelini seçime sadece bir kaç hafta kala idrak etti. Parti sözcüleri hemen her TV programında, gazete söyleşisinde “Yeni CHP” tanımını kullanmaya başladı. Lakin iş işten geçmişti. Zaten profesyonel seçim kampanyası tek kelime ile bile olsa “Yeni CHP”den bahsetmiyordu.


Oysa ki İpsos KMG Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün seçim günü yapmış olduğu sandık sonrası (exit-poll) araştırması, CHP’ye oy veren seçmenlerin yüzde 77’sinin eski CHP’ye değil, Kılçdaroğlu’nun yeni çizgisine oy vermiş olduklarını gösteriyordu. Üstelik “Yeni CHP” konumlamasının içi; özgürlükler, insan hakları, demokrasi ve yurttaşların günlük hayatının iyileştirilmesi konusunda henüz tam olarak doldurulmamışken.


Araştırmadan net olarak çıkan şuydu ki, eski yapının refleksinden çekinen CHP liderliği, “Yeni CHP” söyleminin içini doldurma konusunda utangaç davranmak yerine cesaretle tam tersini yapmış olsaydı, partinin yüzde 35’leri geçmesi pekala mümkün olacaktı. Tüm bulanıklığına rağmen “Yeni CHP” diskuru bir önceki seçime nazaran ana muhalefete ilave yüzde 17 seçmen kazandırmıştı.


IPSOS KMG Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün seçim günü yaptığı anket, CHP’ye oy veren seçmenlerin yüzde 77’sinin Kılıçdaroğlu’nun yeni politikaları nedeniyle oy verdiğini işaret ediyordu.

Milliyet Gazetesi için hazırladığım 12 Eylül 2011'de başlayan "KİM NEDEN KAZANDI; KİM NEDEN KAYBETTİ" başlıklı yazı dizisinin 13 Eylül 2011'de yayınlanan CHP-2 bölümü... 

6 Şubat 2011 Pazar

CHP Nasıl İktidar Olur?


“CHP nasıl iktidar olur?” sorusu bugün için yanlış bir sorudur. Doğrusu, “Hangi CHP iktidar olabilir?” olmalıdır. Neden?

Her siyasi parti toplumsal bir ihtiyacın karşılığı olarak kurulur. Ve o ihtiyaç varoldukça da varlığını korur. Tersinden söylersek, o toplumsal ihtiyaç ortadan kalkınca o siyasi partiye de ihtiyaç kalmaz.

1946 öncesinin CHP’si, yıkılmış bir imparatorluktan bir ulus devlet yaratma ihtiyacının karşılığı olarak kurulmuş bir partidir. Orijinal haliyle tam bir sağ siyasi partidir. Milliyetçi bir partidir. O kadar sağdır ki, Demokrat Parti kurulduğunda, DP’nin gizli komünist bir ajandasının olduğunu dahi ileri sürebilecektir.

“Cumhuriyeti biz kurduk”

CHP’nin pek çok resmi dökümanı “Cumhuriyeti biz kurduk.” cümlesiyle başlar. Ve, “Biz koruyacağız” diye de devam eder. Bu iki cümle, CHP siyasi pozisyonlamasının özetidir. Bu pozisyonlama bugüne kadar CHP’yi yöneten tüm liderlerin ve lider kadroların sıkı sıkıya sarıldıkları, üzerinde % 100 mutabık oldukları bir pozisyonlamadır.

Ne var ki, 1946’dan beri, yani özgür ve çok partili seçimler başladığından beri CHP’nin tek başına iktidar olamamasının ana nedeni de bu pozisyonlamadır. Bu pozisyonlamayla CHP, belki de bilmeden ve farkına varmadan vatandaşların önemli bir kısmını ötekileştirmektedir: Cumhuriyeti kuranlar ve karşı olanlar... Cumhuriyeti korumak isteyenler ve yıkmak isteyenler...

Tarihimizin ana çekişmesi

Bu yüzden daha ilk çok partili deneme olan “Serbest Fırka” açılır açılmaz hemen “karşı devrimcilerin” yuvası haline gelmiştir. Bu yüzden Demokrat Parti, “Cumhuriyet kazanımlarını ortadan kaldıracakların” odağı olmuştur. Benzer biçimde Adalet Partisi, ANAP, Refah Partisi ve nihayet AKP gibi partiler CHP’lilerin gözünde hep “gerici” unsurların partileri olmuşlardır.

Özetle, bu çekişme modern siyasi tarihimizin ana çekişmesi olmuştur. Bir tarafta Cumhuriyeti kuran ve korumak isteyen azınlık elitin partisi CHP; diğer tarafta Cumhuriyete karşı olan ve yıkmak isteyen ahalinin “gerici - karşı devrimci” partileri...

CHP’nin 60 yıllık makus talihi

İşte, 60 yıldır CHP tam da bu yüzden tek başına iktidar olamıyor. Partinin liderinin ve yöneticilerinin kimler olduğunun hiç bir önemi yok. İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Necdet Calp, Erdal İnönü, Aydın Güven Gürkan, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin, Altan Öymen ve Deniz Baykal... Bu yüzden hiçbirisi başaramadı tek başına iktidar olmayı. Ne yaparlarsa yapsınlar CHP’nin makus talihini yenebilmeleri mümkün olmadı.

CHP tarihinde bu konuda olumlu bir denemenin yapıldığı yegane dönem, “Ortanın Solu” ile başlayan Ecevit dönemidir. Bülent Ecevit ve arkadaşları, milliyetçi, totaliter ve sağ bir çizgiden sola taşıyarak, CHP’nin pozisyonlamasına müdahale etmişlerdir. Bu müdahale derhal işe yaramış ve CHP % 42 oy oranına ulaşabilmiştir.

Peki, Cumhuriyeti ve ulus devleti kurmuş, otoriter modernleşmeci kökleri olan bir parti 60 yıldır hiçbir seçimde tek başına iktidar olamıyorsa, nasıl iktidar olabilir?

Soruyu böyle koyunca, kolaylıkla fark edebiliyoruz ki öncelikle “CHP, Cumhuriyeti kuran partidir” söylemini değiştirmek zorundadır. Yani, CHP pozisyonlamasını yenilemek zorundadır.

Tek başına iktidar için tek çare: Yeni CHP

Bu yolda içi demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerle doldurulacak “Yeni CHP” pozisyonlaması olağanüstü bir fırsattır. Önemli olan, Kemal Kılıçdaroğlu ve mevcut CHP yönetiminin buna cesaret edip edemeyeceğidir.

CHP yönetimi, “Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmamak” şeklinde özetleyebileceğimiz bir çekingenlikle hareket etmeye devam ederse bir büyük fırsat daha kaçırılacaktır.

Kendisini şimdi değiştiremeyen, pozisyonlamasını şimdi yapamayan CHP için yakın gelecekte başka bir umut kalmayacaktır. Bu nedenle örgütten veya bir kısım seçmenden gelebilecek reflekse aldırmadan ilerici, halkı kucaklayan ve halka sonuna kadar güvenen bir “Yeni CHP” yaratılmalıdır.

Yeni CHP : Ulusal bütünlüğün şemsiyesi

Yeni CHP kendi geçmişini ısrarla yeniden tanımlamak ve asıl bu açıdan “yeni” olduğunu göstermek durumundadır. “Yeni CHP”, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruculuk rolünü artık dışlayıcılıktan uzak bir biçimde ifade edebilmelidir. Örneğin:

“ Anadolu işgal altındayken kimin hangi siyasi düşüncede olduğunun, kimlik farklılıklarının hiç önemi yoktu. Hepimiz bir ve bütündük. Cumhuriyet Halk Partisi bu bütünlüğün şemsiyesiydi.”

Yeni CHP, ülke tarihini “devrimciler ve karşı devrimciler” arasında bir kavga gibi anlatmaktan vazgeçmelidir. Eğer 60 yılı aşkın bir süre seçmen ülkeyi “karşı devrimci” iktidarların yönetmesine onay verdiyse, zaten sizin savınız yıllar önce çökmüştür. Yeni CHP kavgaya değil uzlaşmaya, birlik ve bütünlüğe gözünü diktiğini, tarihe bakış açısıyla da göstermelidir:

“….. Bir ve bütündük. Cumhuriyet Halk Partisi bu bütünlüğün şemsiyesiydi. Sonra demokrasiye adım attık. Ülkece çok zorlu, acılı, kardeş kavgalı yıllar yaşamış olsak da, sorunlarımızın çözümünün demokrasiden başka bir yolu olamayacağını gördük, anladık.”

Buraya kadar özetlediğimiz bakış açısının bugünün CHP’sine somut yansıması şudur: Yeni CHP bundan böyle, seçmenin hayatını nasıl ve hangi yöntemlerle iyileştireceğini anlatacağı projeler kadar, partideki normalleşmeyi de anlatmalıdır. Bu ikisini içermeyen bir iletişim stratejisinin yeterince etkili olamayacağını CHP artık anlamalıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik güçlü bir sempati olduğu açıktır. Ve Kılıçdaroğlu, CHP’nin Bülent Ecevit’ten bu yana sahip olabildiği en büyük şanstır. Ancak bu sempatiye ve şansa rağmen, pozisyonlaması yenilenmeden CHP’nin tek başına iktidar olması zor değil, imkansızdır.

Dahası, CHP'ye olan toplumsal ihtiyaç sona erebilecektir.

Necati Özkan, Baskın Bıçakçı