Necati Özkan ve Seçim Zamanı

12 Eylül Referandumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül Referandumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2012 Çarşamba

Romney fark attı, Gingrich yol ayrımında...

Romney gücünü artırdı.
Dün Florida önseçimlerinde beklenen oldu. Romney tüm anketlerde Gingrich'ten %11-13 puan önde görünüyordu, fazlası oldu: Romeney, Gingrich'e % 15 puanlık fark attı.

Florida'da dün sonuçlanan ön seçimde adayların aldığı oy oranları şöyle:
  • Mitt Romney    % 47,0
  • Newt Gingrich % 32,4
  • Rick Santorum % 13,5
  • Ron Paul          % 7,1
Amerikan seçim sisteminde geçerli olan "Winner takes all / Kazanan hepsini alır" kuralı nedeniyle, Romney 50 kurultay delegesinin hepsini birden kazandı ve diğer aday adaylarını ezici bir farkla geride bıraktı. Bugün itibariyle, önde giden iki adaydan Gingrich 26 delegede kalırken , Romney 87 delegeye ulaştı.

Bundan sonra muhtemelen yarış iki isimli hale dönecek. Gingrich'in bundan sonraki eyaletlerde yeterli desteği bulamazsa, başkanlık yarışına bağımsız devam edebileceğini de düşünenler var. Çünkü, dünkü sonuçtan sonra Gingrich "Ben Cumhuriyetçi Parti'lilerin değil, Amerikan halkının adayıyım" gibi bir laf etti.

Bu Cumartesi yapılacak olan Maine ve Nevada önseçimlerinden sonra muhtemelen durum daha da netleşecek. Ve muhtemelen Cumaertesi gününden sonra Cumhuriyetçi Parti içindeki yarış resmen iki kişilik bir yarışa dönecek...

11 Ekim 2011 Salı

BDP gerilim ve şiddetle kazandı

12 HAZİRAN ANALİZİ
KİM NİYE KAYBETTİ?
KİM NİYE KAZANDI? - 5

Milliyet, 16 Eylül 2011

‘Açılım’ politikasının iflasıyla Kürt kökenli seçmen arasında oluşan öfke, BDP kampanyasının zemini oldu. BDP, kampanya boyunca, kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını seçmenlere anlattı ve taleplerini dillendirdi Açılım döneminde AKP ile işbirliğine yakın olan seçmen kesimleri, KCK davasından sonra bunun kendilerine fayda sağlamayacağı noktasına geldi ve silahla şiddet siyaseti yanlısı şahinler bölgede inisiyatifi tümden ele geçirdi BDP’nin ana stratejisi daha fazla gerginlikti. Seçim yaklaştıkça BDP kampanyasında şiddet ögesi arttı. Güvenlik güçleriyle aleni zıtlaşmaların oyları artıracağı varsayılıyordu. Gerilimden nasıl dönüleceği ise kimsenin umurunda değildi


12 Haziran 2011 Genel Seçimleri’nin dördüncü siyasi gücü Barışve Demokrasi Partisi (BDP)‘ydi. Oy oranı açısından olmasa da sandalye sayısı açısından BDP, bütün analizlerin ve tahminlerin üstünde başarı elde etti. Hatip Dicle’nin milletvekilliği YSK tarafından seçimin ertesinde düşürüldü ama BDP’nin desteklediği bağımsız adaylardan 35’i meclise girmeye hak kazandı.
Bu dikkate değer başarının elde edilmesinde birkaç etmen var: Bunların en önemlisi BDP’nin seçmen kitlesini daha referandum öncesinden mobilize etmeye başlamasıdır. BDP, profesyonel bir kampanya yapmasa da seçmenlerin mobilize edilmesini hedefleyen bir saha çalışması yaptı.
Aslında BDP, referandum öncesinden itibaren sahadaydı. Bugün seçimler geride kaldı ama BDP’nin sahadaki varlığı hala devam ediyor.

‘Kürt açılımı’ndan şahinlerin egemenliğine

Hükümetin 2009 yılında başlattığı ancak sonuçsuz kalan “Kürt açılımı” süreciyle oluşan toplumsal iklim BDP’nin en önemli avantajıydı. 12 Eylül referandumuna dönük “boykot” politikasıyla BDP, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ana siyasi figür olmayı başarmıştı. Açılım politikasının iflasıyla Kürt kökenli seçmenler arasında oluşan öfke, BDP’nin yürüttüğü kampanyanın zemini oldu. BDP, kampanya boyunca kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını seçmenlere anlattı. BDP, Güneydoğu’yu ilgilendiren acil sorunların çözümü konusunda adımların atılmasını istiyordu. Bölgesel özerklik, Kürtçe’nin yerel yönetimlerde kullanılması ve eğitim dili yapılması BDP’nin temel talepleri arasındaydı.

Seçime doğru yükselen tansiyon ve bölge seçmenlerini kazanma konusunda yaşanan açık rekabet nedeniyle hükümet, bu taleplere cevap vermedi. Hükümet, çözümü seçim sonrasında yapılacak olan yeni anayasaya bırakmıştı. KCK davası kapsamında Kürt siyasetinin bilinen bazı isimlerinin tutuklanması gibi gelişmeler bölge seçmenlerinin bir bölümünde, hükümetin açılım politikalarını tümden terk ettiği duygusunu yarattı.

Açılım döneminde AKP ile işbirliği politikasına yakın olan seçmen kesimleri, KCK davasından sonra AKP ile işbirliğinin kendilerine fayda sağlamayacağı noktasına geldi. Bu aşamadan sonra sivil siyaset yerine, silaha ve şiddete dayalı siyaset yanlısı şahinler bölgede inisiyatifi tümden ele geçirdiler.

Seçimler yaklaştıkça BDP seçim kampanyasında şiddet ögeleri artmaya başladı. Bazı BDP milletvekilleri, güvenlik güçleri ile halkın karşı karşıya gelmelerinden yarar umacak noktaya geldi. Resmi güvenlik güçlerini tokatlayan, zırhlı personel taşıyıcıların üstüne çıkarak fotoğraf veren BDP milletvekillerinin yarattığı algı, Kürt siyasetinin giderek anormalleşmekte olduğunu gösteriyordu. Ortaya çıkan algı, sivil siyaset algısı değildi artık. Özellikle PKK militanlarına benzer üniformalar giyen bu politikacılar ülkenin batısında kaygı uyandırmaya başlamıştı.

KCK, sivil itaatsizlik ve TBMM boykotu

6 Ocak ayından itibaren Güneydoğu’da şiddet ikliminin tohumları artık herkesin dikkatini çekecek seviyeye ulaşmıştı. Güvenlik güçleri zaman zaman aşırı güç kullanıyordu. Her KCK duruşması gerginliği biraz daha tırmandırıyordu. BDP’nin geliştirdiği sivil itaatsiz eylemleri ileNevruz kutlamaları sırasında yaşananlar gerginlikleri yaygınlaştırıyordu.

Kürt siyasetinde egemen olan hava, iktidara tam güvensizlikti. BDP kendi tutumunu, devletin eski tarz baskı politikalarına dönmesine bağlıyordu. PKK’nın eylemsizlik kararını seçim sonuna kadar uzatmış olması, iktidara tanınan son şans olarak adlandırılıyordu.

BDP Seçim kampanyasının ana stratejisi: Gerginlik

BDP’nin kampanyasının ana stratejisi daha fazla gerginlikti. Güvenlik güçleriyle yapılan aleni zıtlaşmaların BDP oylarını artıracağı varsayılıyordu. Ortaya çıkacak gerilimden nasıl geri dönüleceği kimsenin umurunda değildi.

BDP, milletvekili adaylarını belirlerken iki farklı amacı tek potada eritti. Hem ağırlıklı olarak kendi çizgisinden isimler aday gösterilecek, hem de daha uzlaşmacı bir algı yaratılacaktı. Böylece bir taraftan adayların ağırlıklı kısmı militan nitelikli kişilerden (özellikle KCK davasından tutuklu olan siyasetçilerden) seçildi. Diğer taraftan da doğrudan Kürt siyasetiyle özdeşleşmemiş Türk solundan isimler, hatta muhafazakar ve ayrılıkçı olmayan bazı Kürt isimler. BDP adaylıklarındaki kadın-erkek oranı bu kez kadınlar aleyhine bozulsa da tabanın sesinin listelere yansıması sağlandı.

Öte yandan Türk solundan gösterilen saygın isimler, BDP’ye Batıda sosyalist seçmenlerin oyunu kazanmandırmakla kalmadı, medya ve aydın desteği de sağladı. Bu seçimde BDP, daha güçlü bir ideolojik ve bölgesel cephe kurmuş gibi görünüyordu.

Okuma yazma bilmeyen seçmenlere ölçülü ipler

Büyük illerdeki adayların bir kaçı dışında BDP seçim kampanyasında profesyonel bir iletişim ekibiyle çalışmadı. BDP’nin kampanyası özünde bir taban hareketi (Grassroots) kampanyasıydı. Söylem olarak Abdullah Öcalan’ın hapishane şartlarının iyileştirilmesi, Nevruz kutlamaları ve “sivil itaatsizlik” eylemleri gibi konuları kullanarak taban hareketlendirdi.

BDP’nin saha takımı, seçim günü için kendi seçmen tabanını sandığa daha da titiz hazırladı. Sahadaki görevliler, sokak sokak, mahalle mahalle seçmeni örgütledi. Örneğin okuma-yazması olmayan seçmenlere hangi bağımsız adaya oy lazımsa, ona göre ölçeklendirilmiş ipler vererek sandığa yolladı.

Sonuç: 35 milletvekili ile Meclis’i protesto

BDP, 12 Haziran Seçimiyle Kürt siyasetinin tüm zamanlarda elde ettiğini en fazla sandalyeyi kazanmış oldu. Buna rağmen seçmen oranında dikkate değer bir yükselmeden bahsedebilmek neredeyse imkansız. 12 Haziran Genel Seçimleri’nde aday olan tüm bağımsızların aldığı oylardan BDP’nin destekleri çıkarıldığı zaman toplamda yüzde 6.3’lük bir oy oranı elde edildi. Ortaya çıkan gerçek şu ki, Kürt siyasi hareketi ne yaparsa yapsın seçmen desteği yüzde 7’ye bir türlü ulaşmıyor.
Aslında bu sonuç Kürt sorununu çözmek isteyen siyaset için bir ölçüde şanştır. Çünkü bir kez daha ortaya çıktı ki, bölge seçmeni gerginlik siyasetine tümden onay vermiyor.

Ne yazık ki, seçim sonrası gelişen olaylar, siyasetin ve yargının milletvekili seçilen kişilerin tutukluluk sorununu çözememesi mevcut gerginliği daha da artırdı. Ve BDP, TBMM’ye girmeyi reddetti. Seçim sonrası BDP’nin daha barışçıl amaçlara hizmet edeceği beklenirken, seçim öncesinin umutları giderek kayboldu.

Bu ülkede yaşayan aklı başında çoğunluk biliyor ki, Kürt sorunu gerçek bir sorun. Ve siyaset, ne yapıp yapıp bu soruna kısa zamanda çare üretmelidir. Yeni anayasa bu sorunun tümüyle çözümü için kaçırılmayacak en büyük fırsattır. Bütün diğer partiler gibi, BDP de yeni anayasa sürecinde oluşacak büyük uzlaşmanın bir parçası olmak ya da olmamak gibi çok temel bir kararı vermek ve gereğini yerine getirmek durumunda.

Milliyet Gazetesi için hazırladığım 12 Eylül 2011'de başlayan "KİM NEDEN KAZANDI; KİM NEDEN KAYBETTİ" başlıklı yazı dizisinin 16 Eylül 2011'de yayınlanan BDP bölümü...

25 Eylül 2011 Pazar

CHP’de ölümcül hata kendine propaganda

12 HAZİRAN ANALİZİ
: KİM NİYE KAZANDI, KİM NİYE KAYBETTİ? - 4

CHP lideri Kılıçdaroğlu, eşiyle birlikte görüldüğü reklam filminde...
Yeni CHP: Deve mi kuş mu?


CHP’nin yeniden konumlamasıyla ilgili olarak yapılan ikinci stratejik hata, Ergenekon sanıklarının aday gösterilmeleriydi. Zira Ergenekon sanıklarının adaylığı “Yeni CHP” ile formülize edilen stratejik yönelime kökünden darbe vurdu. Ergenekon sanıklarının adaylığı seçmenin zihnini karıştırmakla kalmadı, bazı sol ve liberal oyların kaybedilmesine de neden oldu. Çünkü CHP’nin yeniden konumlanmasına ait olarak orta yerde giderek belirmekte olan şey ne kuş, ne de deveydi; bir devekuşuydu!

Ergenekon sanıklarının adaylığı açıklandıktan sonra, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ile CHP’ye sempati duymaya başlayan sol aydınların desteği de kaybedildi. Merkez sağdan son anda partiye alınan isimlerin CHP listelerinden aday gösterilmeleri de benzeri bir problem yarattı. 20-30 yıldır milletvekili elde edilemeyen illerde aday gösterilseler bir taktik başarıya dönüşecek olan bu yöntem, sağdan oy getirmediği gibi metropollerdeki garanti sandalyelerin bir kısmının merkez sağa ikram edilmesine yaramış oldu.



Eski kadroların gücü küçümsendi

CHP’nin yaptığı üçüncü stratejik hata, partinin eski kadrolarının ve cari teşkilatlarının gücünün küçümsenmesiydi. Deniz Baykal dışında son 15-20 yıldır parti yönetiminde kilit pozisyonlarda bulunmuş olan hiçbir isim milletvekili adayı gösterilmedi. Daha da beteri, adaylık için istifa etmeye cesaretlendirilen il ve ilçe başkanlarından da neredeyse kimse listelerde kendini bulamadı. İlave olarak seçime bir kaç ay kala üç büyük ilin yönetimleri toptan değiştirildi. İstanbul il yönetimi, seçim arifesinde bir kez daha yenilendi.


Doğal olarak partinin cari örgütüne hakim olan eski yapı, top yekün bir tasfiye harekatıyla karşı karşıya olduğunu algıladı. Ve sonuçta parti teşkilatları, seçim için çalışacak motivasyondan uzaklaşmış oldu. Ortaya çıkan iklim yüzünden, kendi bölgelerinde seçmenlerle güçlü bağlara sahip olan eski yöneticiler ve eski milletvekilleri kampanyaya destek olmak yerine köstek olmayı tercih ettiler.



Bas bas paraları Leyla’ya!

Dördüncü hata; seçim kampanyası sürecinde CHP parti teşkilatlarının ihtiyaç duyduğu finansman desteğinin verilmemesiydi. Hazine yardımı ve aday adaylıkları dolayısıyla partinin kasasında bulunduğu bilinen yaklaşık 100 milyon TL’lik bütçenin neredeyse tamamı genel merkez tarafından kullanıldı. İl örgütlerine ya hiç para gönderilmedi, ya da sembolik rakamlar gönderildi. Örgütler finansman olmadan yapılamayacak pek çok kampanya görevini bu nedenle yerine getiremedi.


Çünkü parti yönetimi televizyon reklamlarıyla seçimlerin kazanılabileceğine inanmıştı. Parti yönetimi “Örgüt seçim kazandırmaz, seçim kaybettirir”e inandırılmıştı. Kampanyada “Mümkünse örgüt karışmasın“ anlayışı hakimdi. TV reklamlarıyla seçimin kazanılabileceğine o kadar inanılmıştı ki, kampanya sürecinde yapılanların seçmeni ikna edip etmediğini araştırmaya dahi bütçe ayrılmadı.


Oysa ki demokrasilerde seçim kazanmak bu kadar basit bir iş olsaydı, medya veya sermaye sahipleri bunu kendileri yapardı. Parti teşkilatlarına da gerek kalmazdı!

‘Türkiye rahat bir nefes alacak!’

Nihai ve öldürücü hata seçim kampanyasının stratejisinin kökten yanlışlığıydı. “Türkiye rahat bir nefes alacak” sloganıyla yapılan kampanya biz seçmenlere şunu söylüyordu:



“Türkiye, AKP iktidarları döneminde ekonomik olarak kaybetmiştir. Halk mağdur edilmiştir, fakirleştirilmiştir. Demokrasi yozlaşmıştır. Biz iktidara gelince bunları düzelteceğiz; herkese rahat nefes aldıracağız.”



Seçim kampanyaları toplumsal algılarla ilgili bir profesyonel alandır: Algıları esas alır ve işini algıların üstüne bina eder. Kısa sürelerde onu değiştirmekle uğraşmaz. Uğraşsa bile başaramayacağını bilir.


Gerçek yada değil; Türkiye ekonomisi ile ilgili net olan toplumsal algı şudur: 2002 - 2011 yıllarında Türkiye ekonomisi iyileşmiştir. Açık kaynaklarda pekala bulunabilecek onlarca bağımsız araştırma gösteriyor ki, Türkiye’deki çoğunluk, geçmişle kıyasladığında, AKP iktidarları dönemindeki ekonomik gelişmelerden ve kendi durumundan memnun. Bazı seçmen kesimleri AKP’nin demokrasi ve devlet yapılanması konusunda attığı kimi adımlardan ürkse de çoğunluk memnun olduğunu ifade ediyor. 12 Eylül referandumunun sonucunda seçmenin yüzde 58 oranıyla AKP’yi ödüllendirmiş olmasının nedeni de buydu zaten.



İşte bu yüzden CHP’nin “nefes aldırma vaatli” kampanyası seçmeni harekete geçirmedi. Çünkü, AKP iktidarları döneminde kaybeden kesimler zaten CHP’nin seçmeniydi. CHP’nin ulaşmak ve ikna etmek zorunda olduğu seçmen çoğunluğu ise “nefes alamama” gibi bir durum hissetmiyordu.

 TV reklamlarının dili karamsar ve negatifti
.

Şubat sonundan itibaren CHP’nin profesyonel reklam filmleri birbiri peşi sıra TV kanallarında yayınlamaya başladı. Aile Sigortası, CHP Manifestosu, Çocuk Bütçesi, Söz Veriyoruz, İşçi Bayramı, Çiftçi Filmi gibi hedef kitlesi farklı olan filmler beş ay boyunca onlarca kanaldan, yüksek bir toplam izlenme oranı (GRP) elde edecek şekilde yayınlandı. CHP’nin TV reklam filmlerinde duygusal tonu yüksek bir dil kullanıldı. Filmlerin seslendirmesi parti lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapıldı. Ama CHP kampanyasının tonu karamsar ve dili negatifti. Reklam filmlerinin kareleri karanlık görüntüler, fakirlik, umutsuzluk ve endişe içeriyordu. Kampanya özetle bir sosyal adalet kampanyasıydı: Aileler sigortalanacak, sosyal yardım alanlar utandırılmayacak, emeklilerin maaşı ayarlanacak, çocuklar süt içebilecek, vs...

En önemli şey unutulmuştu: CHP kampanyasında ülkenin topyekün geleceğine ilişkin bir toplam vizyon yoktu. Ne bir Türkiye hayali, ne de bir büyük umut! Varsa bile bunu seçmen anlayamamıştı.

CHP internette varlık göstermeye çabalıyordu ama, sahada sıkıntılıydı.

CHP ilk kez bu seçimde internette varlık gösterdi. Sosyal medyada çeşitli denemeler yaptı. Her ne kadar AKP ile kıyaslanacak oranda olmasa da www.chp.org.tr , www.herkesicinchp.com, www.seffafsayfa.com gibi resmi CHP sitelerinin yanısıra il başkanlıkları ve bazı adaylar için web siteleri açıldı. “CHP Sosyal Medya” adıyla oluşturulan parti içi birimi, bir taraftan sosyal medyada tohumlama yapmaya uğraşırken, diğer taraftan AKP’nin reklam filmlere internetten viral videolarla cevap veriyordu.


Saha işleri ise sıkıntılıydı. İl yöneticilerinin bir kısmına göre örgütlere propaganda malzemesi dağıtımı yönetilemiyordu. “Yıllarca bu konuda deneyimi olan parti çalışanları bir tarafa bırakıldı. İşe yeni alınan tecrübesiz görevliler propaganda malzemelerinin dağıtımını organize edemedi. Tonlarca afiş, broşür depolarda kaldı.”


Mitinglerde yaşananlar bundan farklı değildi. Kemal Kılıçdaroğlu planlama hataları yüzünden her gün ülkenin bir ucundan bir başka ucuna sürüklendi. Siyasi iletişim tecrübesi olmadığı anlaşılan kişilerce hazırlanan içeriksiz ve AKP’nin belirlediği gündeme cevap yetiştirme gayretindeki metinlerle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun verimi ve ikna gücü zayıflatıldı.

SONUÇ:
 Stratejide yapılan hata, taktik çabalarla bertaraf edilemez!


12 Haziran akşamı alınan sonuç CHP yönetimi için bir felaketti. Yüzde yüzde 30’un üzerine ulaşacağına kesinlikle inanmış olan yönetim hüsrana uğradı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim gecesi yaptığı konuşma bu şaşkınlığın tüm izlerini taşıyordu. Seçim gecesi için Genel Merkez önünde hazırlanmış olan konuşma kürsüsü ve Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında yaşananlar, kampanyanın yönetiminden sorumlu olanların ne kadar hazırlıksız ve amatör olduklarının açık özetiydi.

Özetle CHP tarihinin en yüksek bütçeli kampanyası, seçmeni ikna etme ve CHP’nin oylarını artırma konusunda sınıfta kaldı. CHP’nin yüzde 25- 27 bandındaki durumunu değiştiremediği gibi, MHP lehine gelişen seçmen kaybını dahi önleyemedi. Siyasi iletişim tarihine geçecek kadar önemli hezimetlerden biri yaşandı. Bir kez daha ortaya çıktı ki, stratejide yapılan hata, taktik çabalarla düzeltilemiyor! Bir kez daha ortaya çıktı ki, doğru strateji olmadan yaratıcılığın hiç bir anlamı olmuyor.


CHP ve CHP’nin lider kadrosu, ülkeyi rakibinden daha iyi yönetebileceğine seçmeni ikna edemediği için kaybetti. Kılıçdaroğlu’nun kişisel heyecanı ve olağanüstü bireysel eforu bu bağlamda sonuçsuz kaldı. Zaten 13 Haziran hesapları yapmakta olan parti içi muhalefet, seçimden sonra derhal harekete geçti. Ama bu kişiler kısa sürede eski çamların bardak olduğunu anladı. İşler artık eskisi gibi değildi. “Yeni CHP” yerine, “Yeniden CHP” şeklinde formülize etmeye çalıştıkları eskiye dönüş çabaları sonuçsuz kaldı. Kurultay toplamak için aradıkları imzaların sayısı 250’yi bile bulamayınca strateji değiştirdiler. Taleplerini “Yeni CHP”yi temsil ettiğine inandıkları isimlerin yönetimden uzaklaştırılmasına indirgediler.

Parti içi muhalefet başaramadı ama Kılıçdaroğlu seçimin faturası birilerine kesti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yılda MYK’da yapmış olduğu dördüncü değişikliğin detayları bu nedenle önemlidir. Görünen o ki, CHP liderliği seçim yenilgisinin faturasını, seçim kampanyasının yönetiminden sorumlu olanlara değil, “Yeni CHP”ye kesiyor. Ve “Eski CHP”ye dönüş sinyalleri veriyor. Eğer durum gerçekten buysa, CHP’yi ve Türkiye’yi daha sıkıntılı günler bekliyor demektir.

Milliyet Gazetesi için hazırladığım 12 Eylül 2011'de başlayan "KİM NEDEN KAZANDI; KİM NEDEN KAYBETTİ" başlıklı yazı dizisinin 14 Eylül 2011'de yayınlanan CHP-3 bölümü...