Necati Özkan ve Seçim Zamanı

Türkiye'nin Birleştirici Gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'nin Birleştirici Gücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2015 Pazartesi

1 Kasım seçimlerinin ruhu: Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz!

Hızla 1 Kasım seçimlerine doğru giderken, seçim sonucuna dair anketler, analizler, yorum ve tahminler ana gündem konumuz oldu. Bütün siyasi gelişmeleri seçim sonucunu nasıl etkileyeceği açısından değerlendiriyoruz. 2 Kasım sabahı büyük ihtimalle, 8 Haziran sabahı gördüğümüz tabloya yakın bir tablo ile karşı karşıya kalacağımıza ilişkin yaygın bir kanaat var.  

Ama ıskalanmaması gereken bir gerçek var:  Bir hükümet kurulamadığı için birkaç ay içinde yeniden seçime gitmek Türkiye’nin daha önce yaşadığı bir tecrübe değil. Böylesi bir seçimde seçmenin nasıl davrandığına ilişkin elimizde hiçbir veri yok. Bu nedenle seçmenin 1 Kasım’da nasıl davranabileceği konusunda akıl yürütürken ihtiyatlı olmakta yarar var.

Çünkü, daha önce bazı kritik dönemlerde de yaşandığı gibi, seçmen davranışında beklenenin ötesinde kaymalar ortaya çıkabilir.

Şu anda,  4 Partili meclis yapısı ve birinci ve ikinci partilerin yerinin değişmeyeceği neredeyse kesin gibi görünüyor. Milletvekili sayısı hatta oy oranı açısından da üçüncü ve dördüncü partinin yerlerinin değişebileceğine dair yorum ve anket sonuçları görüyoruz.   

Fakat bütün bunları şimdiden kesin bir veri gibi kabul etmemek gerek. Çünkü 7 Haziran sonrası ortaya çıkan kaotik ortamın nerelere varabileceğini henüz bilmiyoruz. Partilerin aday listelerinin özellikle küçük seçim çevrelerinde yaratacağı etkiyi ve bu etkinin nihai meclis tablosunu nasıl şekillendireceğini de bilemiyoruz. Nihayetinde 12 Eylül’deki AKP kongresinde, tüm oyun planlarını alt üst edecek bir değişim ve yenilenmeye cesaret edilip edilmeyeceğini de kestiremiyoruz.

Tüm bunlara rağmen, yaratılan toplumsal gerilimin, seçmen kararında bir büyük kırılmaya yol açma ihtimalini ve erken seçime gidilmesine neden olan tüm siyasi aktörleri kökten cezalandırma eğiliminde olabilme ihtimalini de peşinen yok sayamayız.

Nitekim seçmenin, 1995’te koalisyon hükümetinin bozulmasında etkili olan Deniz Baykal liderliğindeki CHP’yi, 2002’de benzeri bir duruma neden olan Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP’yi barajın altına ittiğini biliyoruz.

Çeşitli araştırmalardan şimdilik gözüken net fotoğraf şu ki, aşağı yukarı seçmenin %90’a yakını kararını vermiş durumda. Çok küçük bir bölüm seçmen ise sandık başına gitmeyecek bir kararlılıkta görünüyor. Dolayısıyla 1 Kasım’da kararsız gözüken çok küçük bir orandaki seçmenin davranışı sonuçları belirleyecek.

PARTİLERİN KONUMLARI VE 1 KASIM’A MUHTEMEL ETKİLERİ

Her seçimin ayrı bir ruhu vardır. Ve bu ruha uygun davranan siyasi parti ve liderler sonuç alabilirler. Seçime doğru giderken siyasi partilerin önlerinde duran ana mesele, 1 Kasım seçimlerinin olağanüstü ruhunu kavramaktır.

Bugün itibariyle son derece düşük bir orana gerileyen “kararsız seçmen” 1 Kasım’da vereceği oyun yaratacağı somut sonuç konusunda, önceki seçimlerden çok daha duyarlı olacaktır. Vereceği oyun muhtemel hükümet formüllerinden hangisini mümkün kılacağı konusunda çok daha ince eleyip sık dokuyacaktır.

1 Kasım seçimlerinde programlar, vaatler, çılgın projeler ve siyasi iletişim taktikleri minimum düzeyde sonuç verecektir. Çünkü 1 Kasım seçimleri, siyasi partilerin ve liderlerin bu seçimin öne çıkardığı meselelere dair aldıkları pozisyonların seçmen kararını maksimum düzeyde etkileyeceği bir seçim olacak.

Partiler, Kasım seçimlerinin daha önce örneği yaşanmamış, çok özel ve farklı boyutları olan bir seçim olduğunu bilerek kampanya yürütmek zorundalar. 1 Kasım seçimini doğru tanımlamak ve bu seçimin anlamı konusunda seçmenle paralel bir anlayış ve duygu içerisinde davranmak her parti için hayati olacaktır.

MHP’NİN POZİSYONU : AŞAĞI TÜKÜRSEN SAKAL...

Bu açıdan bakıldığında, 7 Haziran’dan sonra sergilediği siyasi tavır nedeniyle MHP’nin kararsız seçmenlerin ilgisine fazlaca mazhar olamayacağı anlaşılıyor. Çünkü bugün itibariyle kararsız seçmenin, MHP’ye vereceği oyun neticede bir hükümetin kurulmasını sağlayacağına dair inancı kalmadı.

MHP muhtemel bir felaketten kurtulmak veya en azından oylarını nispeten korumak istiyorsa siyasi pozisyonunu değiştirdiğini peşinen ve erkenden ilan etmelidir. MHP seçmene 1 Kasım seçiminden sonraki muhtemel koalisyon kurma sürecinde farklı davranabileceğinin işaretlerini vermek zorundadır. Ama, doğrusu bu kadar büyük bir manevra siyaseten çok kolay değildir ve bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir pozisyon değişikliğinin çok dikkatli yapılması şarttır.

CHP’NİN POZİSYONU: “TÜRKİYE’NİN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ” OLMANIN AVANTAJI

Kararsız seçmenin, vereceği oyun yaratacağı somut sonuç konusunda daha önce olmadığı kadar hassas hale gelmesinden en avantajlı çıkacak olan parti, bugün itibariyle CHP’dir. Çünkü CHP bu süreçte diğer tüm partilerle koalisyon kurma esnekliğine sahip olduğunu seçmene gösterdi. CHP hem CHP+ MHP + HDP koalisyonuna, hem AKP + CHP koalisyona, hem de HDP destekli bir MHP + CHP koalisyonuna açık bir pozisyon aldı. Dahası, 7 Haziran’da aldığı oylar bakımından üçüncü sırada olan MHP Genel başkanına Başbakanlık dahi teklif etti. Araştırmalardan anlaşılıyor ki, seçmen, CHP’nin bu tutumunu olumlu buldu. Kararsız seçmen, CHP’ye vereceği oyun bir koalisyon hükümetinin kurulmasına destek olmak anlamına geleceğinden emin durumdadır. 

Aslında 7 Haziran’dan bu yana yaşananlar, CHP’nin 2014 yerel seçimlerinden önce kendi pozisyonuna dair yaptığı yeni tanımlamanın ne kadar güncel, ne kadar gerçekçi olduğunu, Türkiye’nin temel ihtiyaçlarına ne kadar doğru bir karşılık verdiğini de göstermiştir. Hatırlanacağı gibi, CHP 2014 yerel seçimlerinden önce kendisini “Türkiye’nin Birleştirici Gücü” olarak tanımlamış ve bu konumlamayı yalnızca yerel seçime dönük olarak değil, genel bir siyasi hattı işaret etmek üzere yapmıştı. Son birkaç ayda bu hattın doğruluğunu gördük.

Bugün AKP’yi de MHP’yi de HDP’yi de bir koalisyon masası etrafında bir araya getirebilecek yegane demokratik güç olarak CHP’nin pozisyonu netleşti. Doğrusu her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başlandı ki, Türkiye’nin böyle bir birleştirici güce hakikaten çok ihtiyacı vardır. Çünkü yıllardır yaşanan kutuplaşmanın ülkemiz siyasetçilerini “koalisyon bile kuramaz” hale getirmiş olması artık zurnanın son deliğidir. Kutuplaşmaya dayalı siyasetin iktidar yaratmaya yetmediği bir noktaya gelmiş durumdayız.

CHP’nin bu pozisyonunu 1 Kasım’a kadar olan süreçte daha da pekiştirmesi ve bu değerli pozisyonun farkında olarak pozitif, güleryüzlü, genç ve motive edici bir iletişim geliştirmesi şarttır.

AKP’NİN POZİSYONU: SEÇMENE ŞANTAJ YAPAN İLETİŞİM DİLİNİN DEZAVANTAJI

Bu seçimde kararsız seçmen, bu kadar kısa süre içinde ülkeyi yeniden seçim yapmak zorunda bırakan ve ülkeyi gerilime taşıyan iradeyi tespit etme ve onu cezalandırma eğilimi içinde olacaktır.

Seçmenin zihninde şu sorular olduğunu görüyoruz:  Kasım seçimleri de 7 Haziran gibi sonuçlanırsa ne olacak? Bu seçimler ne zamana kadar tekrarlanacak? Ülkeyi her üç ayda bir seçime götürmekten kurtarmak için kim fedakarlık yapmalı; seçmenler mi siyasetçiler mi?
Bütün bu haklı soruların yanıtları, kararsız seçmende koalisyona izin vermeyip ülkeyi seçime gönderen iradeyi cezalandırma eğilimini güçlendirmektedir. 

Seçmeni “ya AKP ya istikrarsızlık” , “ya AKP ya terör ortamı” gibi bir ikilem içerisinde bırakmaya dayalı bir seçim stratejisi yürüttüğü apaçık görülen AKP’nin bu stratejiyle, 1 Kasım’da istediği sonucu alması mümkün görünmemektedir. 

“400 milletvekili verin başkanlık işi huzur içinde çözülsün” demekten “tek başına iktidar verin, istikrarsızlık ve terör bitsin”e gerileyen AKP bu şantajcı yaklaşımının bedelini sandıkta ağır biçimde ödeyebilir.

7 Haziranda AKP’nin oy kaybetmesinde Erdoğan’ın tutum ve davranışlarının da etkili olduğunu çeşitli araştırmalardan algılayabiliyoruz. Anket sonuçları bize, “erken seçimi en çok kim istiyor” sorusunun “Cumhurbaşkanı” olarak yanıtlandığını gösteriyor. Koalisyona izin vermeyen, ülkeyi seçime gönderen Erdoğan bu tutumuyla AKP’ye yeni oy kayıpları yaşatacak gibi görünüyor.

AKP bu pozisyonunda inat ettiği müddetçe seçmen desteğini kaybetmeye devam edecektir. AKP bu süreçte derhal, kimi sözcülerinin dile getirdiği gibi, “Fabrika ayarlarına” dönmenin sinyallerini vermelidir. Tabii bir yandan Erdoğan’ın siyasetini sorgusuz sualsiz onaylamaya devam ederken bir yandan da “fabrika ayarları”na dönülüp dönülemeyeceği de cevaplanması gereken önemli bir soru.

HDP’NİN POZİSİYONU: DAHA ETKİLİ BİR BARIŞ DİLİ

Seçimler zihinlerde kazanılır. Zihinlerde algınız negatifse nötre, nötrse pozitife çevirmek zorundasınız. HDP bu yolda epey yol aldı ve bir etnisite partisi olduğu yolundaki net algıyı bulanıklaştırıp, “Türkiyeli” algısı inşa etti. HDP’nin bu süreçte, bu pozisyonunu tahkim edici iletişim dilini sürdürmesi, renklendirmesi ve sahaya yayması gerekir ancak yetmez.      

Demirtaş’ın, PKK’ya yönelik “amasız silahlı eylemleri durdurma” çağrısı, HDP’nin kararsız seçmen üzerinde etkili olabileceği en önemli alana işaret etmektedir. HDP bu çağrıyı güçlendirip, kitleselleştirdiği, çağrının samimiyetine dair çeşitli kesimlerdeki kuşku bulutlarını dağıttığı ölçüde oylarını artırabilir. HDP barış diliyle konuşmakla yetinemez; bu dil ve yaklaşımla etkili olabileceğini, sonuç alabileceğini de daha fazla kanıtlamak durumundadır.

SON SÖZ: GÖRÜŞMEK İÇİN KOLTUK PAZARLIĞI MI ŞART?  

1 Kasım seçimlerini en az 7 Haziran seçimleri kadar huzurlu ve güvenli bir ortamda gerçekleştirmek zorundayız. Bunun koşullarını yaratmak görevi başta iktidar olmak üzere bütün siyasi partilerdedir. Parti liderlerinden, seçim sonrasının muhtemel koalisyon görüşmeleri sırasında birbirlerine sergileyecekleri nezaketin ve karşılıklı konuşarak anlaşma heveslerinin bir kısmını da seçimden önce sergilemelerini bekliyoruz. Ülke bu kadar büyük bir gerilim ve kan gölü içerisindeyken bile siyasi partilerin bir araya gelip akan kanın durdurulması, seçim güvenliğinin sağlanması yolunda “istikşafi” görüşmeler dahi yapmıyor olmaları ülkemiz demokrasisi adına son derece umut kırıcı ve üzücüdür. 

Partiler arasında medeni bir ilişki ve sorun çözmeye dönük ciddi bir iletişim kurulabilmesi için ille de işin ucunda bir bakanlık pazarlığı olması mı gerekiyor?  

Radikal, 29 Ağustos 2015

14 Temmuz 2014 Pazartesi

CHP, Ekmeleddin Bey’i neden aday gösterdi?

İhsanoğlu'nun kampanya sloganı şaşkınlık yarattı
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki pozisyonu kamuoyunda tam olarak algılanamadı.
Bu tercih daha çok seçimi kazanmaya veya oy oranlarını artırmaya odaklı bir pozisyon olarak algılandı. 
Oysa Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, CHP’nin, muhafazakar seçmen kesimleriyle ve onların değerleriyle bütünüyle barışık, daha büyük bir kitle partisi olma iradesinin bir ifadesidir.
İhsanoğlu’nun adaylığı aynı zamanda, CHP’nin kendisine kronik olarak uzak ve hatta düşmanlaştırılmış kesimlere uzattığı çok değerli bir dostluk elidir. Toplumsal huzur ve barış adına yapılmış, tarihi bir sağduyu çağrısıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun CHP  bu sağduyulu tavrını sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor.
Yeni bir tavır değil
Aslında, CHP’nin bu konudaki tavrı yeni değil. Bu yöndeki iradenin ilk yansımaları 2011 Genel Seçimlerinde görülmüştü. CHP, merkez sağ kökenli bazı isimleri ilk kez o tarihte bilinçli olarak aday göstermişti. Ardından, 30 Mart Yerel Seçimlerinde bu tavır daha belirgin hale geldi. Ve sadece merkez sağ kökenli adaylar değil, MHP ve AKP’den gelen adaylar da CHP listelerinde kendilerine yer buldu.
Kendi parti tabanında dahi tam olarak anlaşılamayan bu tavır, o tarihte ve sonrasında entellektüel dünyada “CHP sağcılaşıyor” şeklinde yorumlandı.
CHP’nin bu yönelişi temel olarak şu tespite dayanıyordu: “Türkiye’yi yönetmekte olan siyasi heyet, kendi ikbali için toplumsal barışı dinamitliyor; ülkeyi kutuplaştırıyor. Sonuçları baştan control edilemez bir girdaba doğru hızla çekiliyoruz. CHP bu konuda pozisyon ve insiyatif almalıdır. Çünkü bu tehlikeli gidişi durdurabilecek yegane güç CHP’dir.”
“Türkiye’nin Birleştirici Gücü”
Tüm bu sürece yönelik bir çare olarak CHP, kendisini “Türkiye’nin Birleştirici Gücü” olarak yeniden konumladı. Bu konumlama Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından 30 Mart Yerel Seçimlerinden üç ay kadar önce şöyle dile getirmişti:
“Modern tarihimiz boyunca ne zaman ulusal birliğe ihtiyaç olsa, adres hep CHP olmuştur. (…) CHP son yıllarda attığı adımlarla, Cumhuriyet değerlerine sarsılmaz bağlılığından ve sosyal demokrasinin temel ilkelerinden hiçbir taviz vermeden, özünü koruyarak kendini yeniledi, geliştirdi. Cumhuriyeti kuran parti olduğu kadar, halkın da partisi olduğunu gösterdi. Kapılarını Türkiye’nin bütün renklerine, bütün kesimlerine, bütün sessizlerine ve kimsesizlerine açtı.”

30 Mart Yerel Seçimleri ve “toplumsal barış” vaadi

Bu bakışın bir yansıması olarak CHP, 30 Mart Yerel Seçim kampanyasında çok basit bir fikirle “toplumsal barış hali” vaat etti. CHP’nin “Hayat Bayram Olsa” filminde MHP, AKP, TDH, DSP kökenli belediye başkan adayları, CHP parti teşkilatından yetişen adaylarla birlikte umut ve iyimserlik aşılayan bir şarkıyı birlikte seslendirdiler.

“Hayat Bayram Olsa” filmi hem siyasetin insani ve demokratik yönüne güçlü bir vurgu yapıyor, hem de ülkenin içinde bulunduğu siyasi gerginlik ve aşırı kutuplaşma iklimi içerisinde net bir siyasi duruşu ifade ediyordu. 

İhsanoğlu’nun aday gösterilmesinin stratejik anlamı
İşte bu duruşun bir devamı olarak CHP’nin, MHP ve parlamento dışı üç siyasi partiyle uzlaşarak Prof. İhsanoğlu’nu aday göstermesi, ülkenin görünür gelecekte tehlikeli maceralara sürüklenmesine karşı kuvvetli bir refleks olarak okunmalıdır.
İhsanoğlu’nun adaylığı, dindar insanların da küresel değerleri temsil edebileceğini bize yeniden hatırlatıyor.
Tüm adaylık süreci ve kampanya zorlukları dikkate alındığında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Prof. İhsanoğlu’nu aday göstererek partisinin ülkede ortak huzuru yeniden kuracak adres olmasını istediğini net biçimde göstermek istiyor. 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP tarafından aday gösterilmesi bu nedenle önemlidir. Ve seçim sonucunda İhsanoğlu’nun alacağı oydan çok, ülkemizin geleceği ve ortak huzuru adına yapılmış stratejik bir tercihtir.
Radikal- Yeni Akıl, 11 Temuz 2014, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/necati_ozkan/chp_ekmeleddin_beyi_neden_aday_gosterdi-1201312