Necati Özkan ve Seçim Zamanı

2011 genel seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 genel seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2015 Çarşamba

“Belki yavaş yürüyoruz ama asla geri adım atmıyoruz.”

2009 yerel seçimlerinden kısa bir süre önce, Ka-Der yönetim kurulu üyeleri “daha fazla kadının yerel yönetimlerde yer alabilmeleri için” bizden kampanya istediklerinde verdiğim tepkiyi hatırlıyorum: “Hangi siyasi düşünceden kadınları kastediyoruz?”

“Her siyasi düşünceden kadınları” şeklindeki cevaplarını anlamakta zorlandığımızda, Ka-Der’ciler bize ufak çaplı bir “Demokrasi ve temsiliyet” dersi vermişlerdi. Kadın erkek eşitliğinde Türkiye dünyada 125’inci sıradaydı. Ülke nüfusunun yüzde 51’i kadınlardan oluşuyordu ama meclisteki kadınların oranı sadece yüzde 8’di. Yerel yönetimlerdeki kadın oranı yüzde 2’yi bile bulmuyordu. 81 validen sadece biri kadındı. Ülkedeki gayrimenkullerin ancak yüzde 9’u kadınlara aitti, vs... Bu gidişatı değiştirmenin yegane yolu, parlamento ve yerel yönetimlere daha fazla kadının girmesini sağlamaktı. 

Ka-Der’in davasını haklı bulduk. Ve dernek için çalışmaya karar verdik. O tarihten bugüne birlikte çalışıyoruz. Yaptığımız kampanyaların tek bir hedefi var: “Siyasi eğilimlerine bakılmaksızın daha fazla kadının siyasette yer almasına yardım etmek. Bunun için sürdürülebilir bir baskı kurmak. Siyasi liderleri her seçimde biraz daha sıkıştırmak. Orta vadede yüzde 50 temsiliyet oranına erişmek”.
 
2009 Yerel Seçim Kampanyası
2009 yerel seçimlerinde, aday belirleme sürecinde ilk kampanyamızı lanse ettik. Hiç bir konuda anlaşamayan Baykal - Erdoğan- Bahçeli üçlüsünü kadın meselesinde sonuna kadar hemfikir olan üç kafadar gibi gösteren “sıfır bütçeli” “Üçümüz de aynı fikirdeyiz!”kampanyası TV kanallarında, gazetelerde ve internet sitelerinde yüzlerce kez haber konusu oldu. Tabii ki, liderler bu kampanyadan etkilenerek kadınlara adaylık kapılarını hemen açmadılar. Dahası, Devlet Bahçeli “kişilik haklarına saldırı” olduğu iddiasıyla dava yoluna gitti ama davayı kaybetti. Fakat kampanya iletişim anlamında hedefine ulaşmıştı. Kampanyanın ikinci ayağı üç liderin tercihlerini özetliyordu: “Üçümüz de erkekleri seçtik!”
2011 Genel seçimleri - "275 Kadın" kampanyası


2011 genel seçimlerinde Ka-Der yönetimi çıtayı yüzde 50’ye yükselttiğinde kampanyamız neredeyse kendiliğinden şekillenmişti:  “275 Kadın…” İş, eğlence, medya, sanat ve kültür dünyasından 10 ünlü kadını sözcü olarak kullandığımız bu ikinci kampanyada Gerçek demokrasi ve eşit temsil için 275 kadın” milletvekili istiyorduk. 

2011 Viral kampanya -Ya kadın olsaydın Tayyip Bey?
2011 Viral kampanya -Ya kadın olsaydın Kemal Bey? 
2011 Viral kampanya -Ya kadın olsaydın Devlet Bey?
Kampanyanın viral tarafında siyasi parti liderlerine dokunmayı ihmal etmedik! Viral kampanya olarak hazırladığımız görselleri sadece kendi kişisel blogumda yayınladım ve olanlar oldu: 3 görselin üçü birden medyada ve sosyal medyada 2-3 saat içinde çok hızla yayıldı, yılın en önemli “Buzz” hadiselerinden biri oldu. 2011 genel seçimlerinin sonunda Ka-Der kampanyasının da etkisiyle meclise 79 kadın milletvekili girdi.



Siyasi partilerin içinde aday belirleme süreçleri ile ilgili “adil demokratik rekabet yolu” açılmadığından 2014 yerel seçimlerinde hedef kitlemiz yine liderlerden ibaretti. Tek seçici konumundaki parti liderlerinin alnına post-it’leri yapıştırdık: “Kadın adayları unutma!”

7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesinde Ka-Der yönetim kurulu “liderlerin kadınlar lehine pozitif ayrımcılık sözleri verdiklerini ama kendi kadın kotalarına bile uymadıklarını” bize anlattılar ve liderlerin kadın hareketinin sesini duymazdan gelen tavırlarını konu edinen bir kampanya talebinde bulundu. Kampanyamız böylece şekillendi: “Biz ne söylüyoruz, onlar ne anlıyor!”

7 Haziran seçimlerinin sonucunda meclisteki kadın milletvekili sayısı 98’e ulaştı. Psikolojik eşik diyebileceğimiz 100 rakamına dayandı. Bu sonuç kimine göre yetersiz, kimine göre bir başarı. Biz, Avrupa ve Amerika demokrasilerindeki kadın sayılarıyla kıyasladığımızda sonucun ne denli önemli bir başarı olduğunu görebiliyoruz. Kurulalı henüz yirminci yılı dolmadan, Ka-Der “275 kadın” milletvekiline erişmeyi amaçlayan nihai hedefinin yüzde 35’ine ulaşmış oldu.

Kader'in haklı mücadelesinin sonucu.

Ka-Der’in toplamda neredeyse sıfır bütçeyle elde ettiği bu muazzam başarı, haklı bir davaya tutkuyla inanmış çok az sayıda insanın bile neler başarabileceğinin Türkiye’deki ender örneklerdendir. Ka-der’in bu başarısına karınca kararınca katkıda bulunan bir ekibin lideri olarak, gelinen noktayı Abraham Lincoln’ün sözüyle izah etmek isterim: “Belki yavaş yürüyoruz ama asla geri adım atmıyoruz.”

MediaCat, Agustos 2015 sayısında yayınlanan yazıdan...

14 Temmuz 2014 Pazartesi

CHP, Ekmeleddin Bey’i neden aday gösterdi?

İhsanoğlu'nun kampanya sloganı şaşkınlık yarattı
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki pozisyonu kamuoyunda tam olarak algılanamadı.
Bu tercih daha çok seçimi kazanmaya veya oy oranlarını artırmaya odaklı bir pozisyon olarak algılandı. 
Oysa Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi, CHP’nin, muhafazakar seçmen kesimleriyle ve onların değerleriyle bütünüyle barışık, daha büyük bir kitle partisi olma iradesinin bir ifadesidir.
İhsanoğlu’nun adaylığı aynı zamanda, CHP’nin kendisine kronik olarak uzak ve hatta düşmanlaştırılmış kesimlere uzattığı çok değerli bir dostluk elidir. Toplumsal huzur ve barış adına yapılmış, tarihi bir sağduyu çağrısıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun CHP  bu sağduyulu tavrını sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor.
Yeni bir tavır değil
Aslında, CHP’nin bu konudaki tavrı yeni değil. Bu yöndeki iradenin ilk yansımaları 2011 Genel Seçimlerinde görülmüştü. CHP, merkez sağ kökenli bazı isimleri ilk kez o tarihte bilinçli olarak aday göstermişti. Ardından, 30 Mart Yerel Seçimlerinde bu tavır daha belirgin hale geldi. Ve sadece merkez sağ kökenli adaylar değil, MHP ve AKP’den gelen adaylar da CHP listelerinde kendilerine yer buldu.
Kendi parti tabanında dahi tam olarak anlaşılamayan bu tavır, o tarihte ve sonrasında entellektüel dünyada “CHP sağcılaşıyor” şeklinde yorumlandı.
CHP’nin bu yönelişi temel olarak şu tespite dayanıyordu: “Türkiye’yi yönetmekte olan siyasi heyet, kendi ikbali için toplumsal barışı dinamitliyor; ülkeyi kutuplaştırıyor. Sonuçları baştan control edilemez bir girdaba doğru hızla çekiliyoruz. CHP bu konuda pozisyon ve insiyatif almalıdır. Çünkü bu tehlikeli gidişi durdurabilecek yegane güç CHP’dir.”
“Türkiye’nin Birleştirici Gücü”
Tüm bu sürece yönelik bir çare olarak CHP, kendisini “Türkiye’nin Birleştirici Gücü” olarak yeniden konumladı. Bu konumlama Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağzından 30 Mart Yerel Seçimlerinden üç ay kadar önce şöyle dile getirmişti:
“Modern tarihimiz boyunca ne zaman ulusal birliğe ihtiyaç olsa, adres hep CHP olmuştur. (…) CHP son yıllarda attığı adımlarla, Cumhuriyet değerlerine sarsılmaz bağlılığından ve sosyal demokrasinin temel ilkelerinden hiçbir taviz vermeden, özünü koruyarak kendini yeniledi, geliştirdi. Cumhuriyeti kuran parti olduğu kadar, halkın da partisi olduğunu gösterdi. Kapılarını Türkiye’nin bütün renklerine, bütün kesimlerine, bütün sessizlerine ve kimsesizlerine açtı.”

30 Mart Yerel Seçimleri ve “toplumsal barış” vaadi

Bu bakışın bir yansıması olarak CHP, 30 Mart Yerel Seçim kampanyasında çok basit bir fikirle “toplumsal barış hali” vaat etti. CHP’nin “Hayat Bayram Olsa” filminde MHP, AKP, TDH, DSP kökenli belediye başkan adayları, CHP parti teşkilatından yetişen adaylarla birlikte umut ve iyimserlik aşılayan bir şarkıyı birlikte seslendirdiler.

“Hayat Bayram Olsa” filmi hem siyasetin insani ve demokratik yönüne güçlü bir vurgu yapıyor, hem de ülkenin içinde bulunduğu siyasi gerginlik ve aşırı kutuplaşma iklimi içerisinde net bir siyasi duruşu ifade ediyordu. 

İhsanoğlu’nun aday gösterilmesinin stratejik anlamı
İşte bu duruşun bir devamı olarak CHP’nin, MHP ve parlamento dışı üç siyasi partiyle uzlaşarak Prof. İhsanoğlu’nu aday göstermesi, ülkenin görünür gelecekte tehlikeli maceralara sürüklenmesine karşı kuvvetli bir refleks olarak okunmalıdır.
İhsanoğlu’nun adaylığı, dindar insanların da küresel değerleri temsil edebileceğini bize yeniden hatırlatıyor.
Tüm adaylık süreci ve kampanya zorlukları dikkate alındığında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Prof. İhsanoğlu’nu aday göstererek partisinin ülkede ortak huzuru yeniden kuracak adres olmasını istediğini net biçimde göstermek istiyor. 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP tarafından aday gösterilmesi bu nedenle önemlidir. Ve seçim sonucunda İhsanoğlu’nun alacağı oydan çok, ülkemizin geleceği ve ortak huzuru adına yapılmış stratejik bir tercihtir.
Radikal- Yeni Akıl, 11 Temuz 2014, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/necati_ozkan/chp_ekmeleddin_beyi_neden_aday_gosterdi-1201312