Necati Özkan ve Seçim Zamanı

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Siyasi İletişim ve Strateji

1983 Genel Seçimlerinden beri bu alanda şöyle böyle çalışan; yazan, kafa yoran bir uygulamacı olarak “siyasi iletişim” denen şeyin stratejiyle başladığını söylemem gerekir. Hele ki, siyasi kampanyayı konuşuyorsak!

Her siyasi kampanyada tek ve en önemli etken stratejidir.

28 yıldan çıkardığım en önemli ders budur. Doğru strateji sıradan bir kampanyanın seçim kazanmasını sağlayabilir ama, eğer strateji doğru değilse, parlak ve büyük bütçeli bir kampanyanın dahi başarısız olması kaçınılmazdır.

Ayrıca küçük ama önemli bir nokta daha var: Eğer oturup yazıya dökemiyorsanız bilin ki, bir stratejiniz yoktur.

Doğru bir stratejinin ilkeleri AKP için de, CHP için de, MHP için de aynıdır. Veya bir belediye başkan adayı için de, bir STK başkan adayı için de. Ve hatta bir mahalle muhtar adayı için de.

Cevabı zor olan soru “Strateji nedir” sorusudur. Çoğu kişi için kafa karıştırıcı bir kavram olan “strateji” denen şey hakkında çok şey bulabilirsiniz.

Benim strateji hakkındaki okuduğum en güzel söz “Savaş Sanatı” kitabını yazan büyük usta Tsun Tzu’nun söylediğidir: “Taktiksiz bir strateji zafere giden en yavaş yoldur. Stratejisiz taktik uygulamak ise yenilgiden önce yapılan gürültü patırtıdan ibarettir”.

Neredeyse stratejist sayısı kadar strateji tanımı vardır. Size Kara Harb Okulu öğrencilik yıllarımdan kalma tanımı öneriyorum: “Strateji, mevcut ve muhtemel çevresel unsurları temel alarak sistemli bir yaklaşımla arzulanan sonuca ulaşmaktır.”

Yıllar sonra artık eminim ki, başarılı bir strateji ortaya çıkarmak; sağlam bir içgüdü, sağlam bir siyaset bilgisi ve derinlemesine tarihi bir arka plan gerektiriyor.

Ama mevcut siyasi durumu rakamlarla tarif edebilen, çevresel unsurların niteliklerini detaylı olarak ortaya koyabilen bir araştırmayı klavuz almadan da kazanacak bir strateji yaratabilmek imkansızdır.

Siyasi iletişimde, kampanyanızın başarılı mı yoksa başarısız mı olacağını büyük ölçüde çevresel unsurları değerlendirme gücünüz belirler. Durumu anlamak için, mevcut siyasi ortamı etkileyen unsurları analiz ederek işe başlamalısınız.

Aslında, hangi alanda işe koyulduğunuz çok ta önemli değildir. Siyasette, iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında, hatta savaşta...

Stratejiniz ne olursa olsun başarılı bir sonuca ulaşmada temel unsur doğru soruları sormaktır:

Hedefinizi net bir şekilde tanımlayabiliyor musunuz? Stratejik planınız o hedefe ulaşmak üzere yazılmış mı? Taktik uygulama detaylarını öngördünüz mü?

(BrandAge, Mayıs 2011 sayısındaki makaleden)


Siyasi İletişim Kuru Gürültü müdür?

Hiç unutmuyorum. 1999 Genel Seçimlerinden hemen önceydi. Ankara Ticaret Odası’nda bir “Siyasi İletişim Konferansı” düzenlenmişti.

Konferanstaki konuşmacılardan biri de bendim. O sabah iki açılış konuşmacısı birden vardı: Biri, oda başkanı Sinan Aygün. Diğeri ise, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal.

Kürsüye ilk çıkan Sinan Aygün, siyasi iletişimin neden önemli olduğunu kendi bakış açısından anlattı. Aygün’e göre Usame Bin Ladin, küresel siyasi bir marka olmuştu.

Deniz Baykal ise, bayrak yapan, afiş basan, balon üreten “kimi esnafın” kendi cirosunu artırmak için “siyasi iletişim laflarıyla” her seçim öncesinde piyasaya çıktığını, onlara birşeyler yaptırmadan olmadığını, ama bu “siyasi iletişim” meselesini çok da abartmamak gerektiğini buyurdu!

İnanın ki, bunlar ayniyle vaki oldu.

Bugünün siyasi elitinin dikkate değer bir kısmının “siyasi iletişim”den anladığı şey ne yazık ki bu. Onun için, “siyasi iletişim” Türkiye için hala komik bir laf. Komikliği, siyasi iletişimin bir uzmanlık işi olarak algılanmıyor olmasından kaynaklanmıyor sadece. Bir türlü ciddi bir meslek dalına dönüşememesinden de kaynaklanıyor.

Evet, bir taraftan komik. Ama bir taraftan da, “siyasi iletişimi” ve “siyasi iletişimcileri” böyle algılayan o günkü CHP’nin 1999 Genel Seçimlerinde barajın altında kalmış olması ise trajik.

Ne yazık ki, siyasi iletişim bazen kuru gürültüdür.

Eğer mevcut çevresel koşulları ve muhtemel koşulların anlamadan işe koyulduysanız, stratejiyi düşünmeden slogan, amblem vs. peşine düştüyseniz siyasi iletişim kuru gürültüden ibarettir.

Siyasi iletişim danışmanınız olduğu halde, bildiğinizi okumaya devam ediyorsanız, siyasi iletişim sizin için kuru gürültüdür.

Stratejisi olmayan yaratıcı uygulamaları size dayıyorlarsa ve siz de bunları onaylıyorsanız, siyasi iletişim sizin için kuru gürültüdür.

(BrandAge, Mayıs 2011 sayısındaki makaleden.)

7 Mayıs 2011 Cumartesi

CHP Kampanyası ve Strateji

Diğer siyasi partiler henüz ortada değilken, CHP Şubat sonunda profesyonel kampanyaya başladı. CHP, Ocak sonundan itibaren Grey İstanbul ile çalışmaya başladı. 80’li yıllarda SHP’nin Limon kampanyasını yapan Yorum Ajans’ın eski ortağı Mehmet Ural ise ajansa ve partiye strateji danışmanlığı yapıyor.

Raporlar, Projeler...

CHP Genel Merkezi, Şubat başından beri kamuoyuna rapor üstüne rapor, proje üstüne proje sunar konuma geldi. Deyim yerindeyse CHP, topluma birbiri peşisıra “paper”lar üreten bir akademiye dönüştü.

Aile, Gençlik, Çocuk, Sivil Toplum, Doğu ve Güney Doğu, Yeni Ekonomi dahil şu ana kadar 8 rapor yayımlandı. Yenileri ise yolda.

Broşürler, Kataloglar, Reklam Filmleri...

Toplumu segmente ederek, her bir ihtiyaç grubunun derdine derman olmak üzere hazırlanan söz konusu raporlar ayrı ayrı broşürlere konu oldu.

Esnaftan çiftçiye, kadınlardan emeklilere, turizmden spora kadar pek çok farklı seçmen ve ilgi grubunu hedefleyen 20’nin üzerinde broşür ve bir o kadar da kitapçık yayımlandı, yayımlanıyor.

Sanal Alem...

Offline dünyada CHP bu hazırlıkları ve üretimleri yaptırırken, online dünyada da kapsamlı iletişim işlerine girişti.

Her ne kadar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı zamanında Kemal Kılıçdaroğlu adına gönüllüler tarafından açılmış olan ve bugün 1.000.000’dan fazla takipçisi bulunan Facebook sayfasının gücüne erişmesi imkansız olsa da...

Sonuçları itibariyle her ne kadar 12 Eylül Referandum kampanyası döneminde açılan ve bugün 140.000’den fazla takipçisi olan Twitter hesabıyla kıyaslanma ihtimalinde çok uzak olsa da CHP Genel Merkezi sosyal ağları kullanmak için atağa kalktı.

Facebook, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında neredeyse CHP’nin her bir birimi ve her bir il örgütü için sayfalar açıldı. Her bir aday kendi sosyal medya sayfalarını, kendi kişisel web sitesini yayına açtı.

CHP’nin yenilediği kurumsal web sitesinin altında çalışan farklı alt siteler yayına alındı.

Kurumsal Kimlik ve İletişimin Standardizasyonu...

CHP parti tarihinde ilk defa seçim kampanyasıyla ilgili kurumsal standartlar oluşturuldu.

Sloganlara, afiş ve broşür standartlarına karar verildi. Bu standartlar adaylara elden teslim edilen iletişim kitlerinin içinde ulaştırıldı; web sitesi aracılığıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

Televizyon Kampanyası

Öte yandan Şubat ayından itibaren CHP’nin reklam filmleri TV kanallarında da yayınlamaya başladı.

Aile Sigortası, CHP Manifestosu, Çocuk Bütçesi, Söz Veriyoruz, İşçi Bayramı, Çiftçi Filmi gibi farklı hedef kitlesi olan filmler çok sayıda kanaldan, yüksek bir toplam reyting (GRP) elde edecek şekilde medyaya dağıtıldı.

CHP’nin TV reklam filmlerinde duygusal tonu yüksek bir dil kullanılırken, tüm dublaj parti lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapıldı.

Kapsamı Geniş, Refleks Hızı Yüksek...

Özetle, CHP kendi tarihinin en kapsamlı ve en büyük bütçeli profesyonel seçim kampanyasını yaptırıyor.

İletişim tek merkezden yönetiliyor. Partinin 13. katı CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın sorumluluğundaki Grey Ajans ekibi tarafından kullanılıyor.

Kurumsal standart oluşturularak referandum döneminde yaşananlar türünden iletişim kazalarının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Ve yeni medya boş bırakılmadan orada da varlık gösteriliyor. Örneğin, AKP’nin ilk reklam filminin yayınının üstünden 24 saat geçmeden, bu filme viral filmle karşılık veriliyor. Anlaşılıyor ki, CHP rakip ataklarına karşılık verecek bir takım oluşturmuş.

Bütün bunlar bu kampanyanın iyi ve olumlu tarafları...

Peki Seçmeni İkna Başarısı?

Elbette bu çabaların tek bir amacı var: Seçmeni ikna etmek ve CHP’nin oylarını artırmak.

Tüm bu çabalara rağmen araştırma şirketlerinin verilerine bakarsak ortada büyük bir hata var. Bu verilere göre CHP’nin iki buçuk aydır yapmakta olduğu profesyonel iletişim kampanyasının sonucu sıfır!

Çünkü Ocak ayında pek çok araştırma şirketi CHP’nin seçmen desteğini %25-27 bandında gösteriyordu. Araştırma şirketlerinin en son çalışmalarından çıkan o ki bu destek yerinde sayıyor.

Eğer; Türkiye’deki araştırma şirketleri toptan hata yapmıyorlarsa, yada, hepsi birden rakip partilere angaje değilse, CHP’nin profesyonel iletişim yatırımlarının sonucu dramatik demektir.

Eğer tüm bunlar doğruysa; bir kez daha ortaya çıkacak ki, stratejide yapılan hata, taktik araçlarla düzeltilemez!

28 Nisan 2011 Perşembe

Siyasi Partilere Hazineden 9 Yılda 1 Milyar Dolar !

Son dokuz yılda, siyasi partilere yapılan hazine yardımları, katlanarak arttı. 2002 yılında partiler toplamda 81 Milyon Lira yardım yapılmışken bu yıl bu rakam 327 Milyon liraya fırladı.

2002- 2011 arası 9 yıllık dönemde partilere aktarılan rakam muazzam boyutta: Toplam 1.454.789 lira. Ödeme tarihlerdeki kurlara çevrildiğinde 1 Milyar Doları aşıyor.

Yardım Rekoru 684.657.000 Lira ile AKP’de

Hazine yardımında aslan payını 684.6 Milyon lira AKP almış. AKP’yi 340 Milyon lira ile CHP, 191 Milyon lira ile MHP takip ediyor.

AKP’nin rekoru sadece bu 9 yıllık dönemi değil, tüm Cumhuriyet dönemini kapsıyor. Devlerin resmi rakamlarından derlediğimiz Hazine yardımlarının yıllara ve partilere göre dağılımı şöyle (Bu rakama partilere göre tek tek dağılımını bulamadığımız için 2002 yılında yapılan 81 Milyon liralık yardımı özellikle eklemedik.) :


Siyasi Partilere Hazine Yardımı Neden Yapılıyor?

Siyasi partilere yapılan Hazine yardımı, partilerin üstlendiği toplumsal işlevleri etki altında kalmadan yerine getirmeleri ve demokrasinin kurumsallaşması amacıyla yapılıyor.

Bir diğer amaç, siyasi partilerin çıkar gruplarına karşı bağımsız olmalarını, ülke ve toplumun ortak çıkarlarını gözeterek yansız görev yapmalarının sağlanması.

Partilerin Hazine yardımı alabilmeleri için örgütlenmesini tamamlamış olmaları, seçimlere katılıp %10’un üstünde oy almaları ve meclise girmiş olmaları gerekiyor. Veya meclise girememiş olsalar bile % 7'den fazla geçerli oy almış olmaları gerekiyor.

Ancak pek çok yorumcuya göre Hazine yardımları, bir taraftan da partiler arasında kartelleşmeye neden oluyor. Çünkü Hazine yardımı alan siyasi partiler ile sadece üye aidatı gelirleri ve/veya bağış gelirleri ile toplumsal işlevlerini yerine getirmeye çalışan partiler nihayetinde aynı kulvarda yarışıyorlar. Ve parasız yapılamayan bir yarış olan siyaset eşit olmayan koşullardaki yarışa dönüşüyor.

Hazine yardımı, özellikle son yıllarda büyük partilerin gelirlerinin % 90’dan daha büyük bölümünü oluşturuyor. Ve sonuçta Hazine yardımı, adil koşullarda sürmesi gereken demokratik siyasi rekabetin, kökten büyük partiler lehine sonuçlanmasına neden oluyor.

26 Nisan 2011 Salı

12 Haziran Seçimlerinin Ekonomisi

Son bir kaç haftadır partilerin 12 Haziran Genel Seçimlerinde ne kadar bir bütçe harcayacağı soruluyor. Devletin resmi verileri, siyasi partilerin açıklamaları ve kazanma şansı yüksek yerlerden milletvekili adayı olanların harcama eğilimlerinden çıkan özet şöyle:

1. Partilere Yapılan Hazine Yardımları

Siyasi partilere, % 10 seçim barajını geçmek veya mecliste gruba sahip olmak kaydıyla ve aldıkları oy oranlarına göre, bütçe gelirlerinin beş binde ikisi kadar bir tutar Hazine Yardımı olarak ödeniyor.

Ocak 2011’de AKP'ye 62 milyon 181 bin 572 lira, CHP'ye 27 milyon 869 bin 461 lira, MHP'ye de 19 milyon 49 bin 337 lira olmak üzere toplam 109 milyon 100 bin 370 lira Hazine yardımı yardım yapılmıştı.

Meclis'te grubu olmasına rağmen, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), 2007 seçimlerine Demokratik Toplum Partisi (DTP) olarak girdiği için Hazine'den yardım alamadı.

Yine, Siyasi Partiler Kanunu'na göre, genel seçim yapılacak yıllarda, partilere yapılan devlet yardımı, bütçeye göre hak ettikleri tutarın üç katı olarak ödeniyor. 20 civarında siyasi partinin katılacağı seçimlerde, bu yardımlardan sadece AKP, CHP ve MHP yararlanabiliyor.

Buna göre, Ocak ayında 109 milyon 100 bin 370 lira yardım alan üç siyasi parti, Nisan başında toplamda bu miktarın iki katını daha kasalarına koydular. Bu yardımların partilere göre dağılımı şöyle oldu:

  • Ocak ayında 62,1 milyon lira yardım yapılan AKP, seçim nedeniyle 124 milyon 363 bin 143 lira ilave yardım aldı. Böylece AKP'nin bu yılki devlet yardımı tutarı toplam 186 milyon 544 bin 715 liraya yükseldi.
  • CHP kasasına giren miktar, seçim nedeniyle bütçeden aldığı 55 milyon 738 bin 922 lira ek yardım ile birlikte toplam 83 milyon 608 bin 383 lira oldu.
  • MHP'nin aldığı Hazine yardımı ise toplamda 57 milyon 148 bin 12 liraya ulaştı.

2. Aday Adaylarından Toplanan Başvuru Bedelleri

Hazine yardımının yanı sıra, siyasi partiler, aday adaylarından da dikkate değer tutarlar topladılar.

AKP 6.000’i aşkın aday adayından yaklaşık 15 milyon lira, CHP 4.000’i aşkın aday adayından yaklaşık 11 milyon lira, MHP ise 2.000’i aşkın aday adayından yaklaşık 6 milyon lira topladı.

Bu durumda partilerin kasalarına giren ve %80’i 12 Haziran’a kadar harcanacak olan para toptan şöyle:

Bu tabloda görünen toplam 364 milyon liranın yaklaşık % 20’lik kısmı, hazine yardımının yeniden alınacağı 2012 Şubat ayına kadar parti saymanları tarafından yedek akçe olarak tutulacak ve 300 milyon lirası seçim kampanyalarında harcanacaktır.

Ülkemizdeki partiler, geleneksel olarak ellerindeki bütçenin yarıdan biraz fazlasını il ve ilçe örgütlerine gönderiyorlar; ulaşım, konaklama, iaşe ve mitinglerde kullanıyorlar; propaganda malzemelerinin üretimine harcarıyorlar. Kalan yarıya yakın kısmını ise medyaya harcıyorlar.

Bu durumda, 12 Haziran’a kadar toplam 150- 170 milyon liranın partilerin il ve ilçe örgütlerine dağıtılacağını, 120-150 milyon liranın ise medyadan yer satın almak için harcanacağını varsayabiliriz.

3. Kazanma İhtimali Yüksek Adayların Kişisel Harcamaları

Her ne kadar meclise girecek milletvekili sayısı toplam 550 olsa da, bu sayının yaklaşık 1.5 katı kadar aday seçimi kazanacak gibi kişisel bütçe kullanır.850 civarındaki bu kişilerin ortalama harcaması 100 bin lira civarında olur.

Adaylar, kişisel bütçelerinin yarıya yakınını yerel medyaya, yarıdan fazlasını ise propaganda malzemelerine ve organizasyonlara harcarlar.

Özetlersek, siyasi partilerin harcayacağı 300 milyon liraya, 850 civarındaki adayın harcayacağı 90-100 milyon lirayı eklersek, bu seçimlerin toplam ekonomisinin 400 Milyon lirayı bulacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

6 Nisan 2011 Çarşamba

12 Haziran’da 14 yıl için mi oy kullanacağız?

AKP'nin kampanyasına geç başlamasının nedeni, seçmenin karşısına çok iddialı bir programla çıkmak olabilir demiştik.

Referandumdan sonra tüm AKP sözcüleri ve kalemleri zihnimize şu algıyı kazımaya çalışıyorlar. "Bizim düşündüğümüz seçim, bu seçim değil. Biz bu seçimi çoktan aştık, çoktan kazandık. Biz bu seçimde alacağımız sonuçla 2023'ü de içine alan tüm seçimleri kazanmanın peşindeyiz."

AKP’ye yakın kaynaklarda yazılıp çizilenlerden okunan hedef özetle şöyle: “AKP’nin hedefi mümkünse anayasayı tek başına değiştirebilecek bir çoğunluğa erişmek. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini 2012’de değil, 2014’te yapmak. Recep Tayyip Erdoğan’ın 3’üncü dönemini iktidarda ve Başbakan olarak tamamlamasını sağlamak. Bu sürede yeni anayasayı hazırlamak. Başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçmek. 2014’te de ise Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı/ Başkan olmasını ve 10 yıl (iki dönem 5 artı 5) Cumhurbaşkanı/Başkan kalmasını sağlamak. Özetle bu seçimlerden elde edilecek sonuçla 2024’e kadar olan siyasi fotografı tamamlamak.”

Açıkça okunduğu gibi bu bir siyasi mühendislik projesi. Türkiye’nin önümüzdeki 14 yılıyla ile ilgili bir kurgu. Öyle isteniyor ki, seçmenler bu seçimlerde 4 yıl için oy vermesinler, 13-14 yıl için oy versinler.

Doğrusu adım adım yaklaştığımız AKP’nin bu kurgusunu bozabilecek bir rakip te şu an ufukta gözükmüyor. Bu kurguyu ancak MHP’nin % 14-16 bandına ulaşması, CHP’nin ise % 33'ün üstüne ulaşması ihtimali bozar. Neden? Çünkü, iki muhalif partinin toplamda % 48'in üstünde oy alması, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2012’ye alınmasını sağlar.

Zira, 12 Haziran Genel Seçimlerinde CHP yüzde 33’ün üzerine çıkması demek, bir sonraki genel seçimlerin muhtemel galibi demek olur. Böylesi bir sonuçla da, hiç kimse Cumhurbaşkanı/Başkan olma hedefini erteleyip riske giremez ve bu kurgunun yenilemesi ihtiyacı kendiliğinden doğar.

5 Nisan 2011 Salı

Seçim Kampanyaları Başlıyor


Bundan tam altı gün sonra, 11 Nisan Pazartesi günü 12 Haziran Genel Seçimlerine katılma hakkı olan siyasi partiler, miletvekili aday listelerini YSK'ya teslim edecekler. Partilerin ve YSK'nın bu listelerde düzeltme yapma olasılıkları 10 gün süreyle devam edecek olsa da, YSK'ya bildirilecek olan isimler yüzde 95 oranında kesin olacak.

Listelerin YSK'ya teslim edilmesinden sonra çeşitli kırgınlıklar ve kopmalar yaşanacak elbette. Bu süreç, Nisan'ın son haftasında bitecek ve siyasi partileri ondan sonra meydanlarda görmeye başlayacağız.

BDP, MHP ve CHP Sahada…

Aslında bazı siyasi partiler sahaya çoktan indiler. Bu partiler, hemen her hafta bir başka ilde kampanya yapıyorlar.

Sahaya ilk inen siyasi parti MHP. MHP Ocak ortasından beri “Ses Ver Türkiye” sloganıyla mitingler yapıyor. Kampanyanın profesyonel tarafını henüz görmedik, ama, kampanyanın saha kısmında epey yol alındı. Çünkü, MHP referandumdan sonra üzerinde çok tartışılan bir siyasi parti haline gelmişti. MHP’nin bu seçimde barajı geçip geçemeyeceği pek çok platformda tartışılır olmuştu. Devlet Bahçeli, bu tehlikeyi algıladı ve kampanyasına erken başladı. Küskün milliyetçi isimleri babaocağına çağırmaya başladı. MHP’nin giderek toparlayabileceğini ve % 13-15 bandında bir yerlere oturabileceğini düşünüyorum.

Sahadaki ikinci parti BDP. BDP’nin kampanyası daha çok bir taban hareketi (Grassroots) kampanyası. BDP, Abdullah Öcalan’ın hapishane şartlarının iyileştirilmesi, Nevruz kutlamaları ve "Sivil İtaatsizlik" eylemleri gibi farklı taktikleri kullanarak tabanını hareketlendiriyor. Kürt siyaseti, referandum sürecindeki “boykot” kampanyasıyla “bölgenin asıl ve en önemli temsilcisi benim” demek istemişti. Bölgede AKP'den daha güçlü bir seçmen desteğine sahip olduğunu kanıtlamak istemişti. Halen yürütmekte olduğu kampanyayla bu pozisyonunu pekiştirmek ve oylarını artırmak istiyor. Hedefi, bağımsız seçilecek 30 civarında milletvekiliyle mecliste daha kalabalık bir gruba ulaşmak.

Kampanyaya erken başlayan üçüncü siyasi parti ise CHP. Kasım’daki olağanüstü kurultaydan hemen sonra kampanya hazırlıklarına başladı. CHP, Aralık, Ocak ve Şubat aylarında sergilediği kaotik yapıyı ve iletişim kazalarını şimdilerde geride bıraktı. Aile Sigortası, Bedelli Askerlik, Ekonomik Program, Genceartı, Güneydoğu Kalkınma Projesi gibi projelerini bir biri peşi sıra lanse etmeye başladı. Diğer partilerden farklı olarak, CHP televizyon mecrasında da parayla yer satın alarak reklam yapıyor. Şu ana kadar CHP'nin tek spotunu gördük: Aile Sigortası adlı bu film, heyecan yaratacak, kendisini konuşturacak bir film değil; son derece sıradan ama yanlış olmayan bir siyasi ürün filmi. CHP kampanyasında henüz kreatif bir ruh yaratılamamış olsa da, erken başlamanın avantajlarını görecektir. CHP sözcülerinin ağzından kendisine hedef olarak % 35'in üstünü koymuş gözüküyor. Doğrusu şu ana kadar netleşen stratejisive kampanyasıyla bu hedefi tutturması kolay değil. Ama parti içinde yeni iletişim kazaları çıkmazsa, halen devam eden bu vasat kampanyayla dahi CHP, 12 Haziran'da %26-%30 bandına yaklaşabilir.

Henüz ortaya çıkmamış iki kampanya var.

Biri kurulmaya çalışılan Saadet Partisi, Türkiye Partisi, Demokrat Parti ve belki de DSP ittifakının kampanyası. İttifak kurmaya çalışan bu partilerin ortak amacı barajı aşmak. Ama önce çatı konusunda netleşmeleri gerekiyor. Sızan bilgilerden çatı parti meselesinin daha çözülemediği ortaya çıkıyor.

Diğer parti ise AKP. Başbakan Erdoğan şimdilik, kampanya gibi gözükmeyen bir kampanya yapıyor. Hemen her hafta, bir başka ilde toplu açılışlar yapıyor. Ve bu açılışlar onlarca TV kanalından canlı yayınlanıyor. Görünüşte bu açılışlar birer hükümet icraatı. Ama herkes pekala farkında ki bu açılışlar, AKP'nin kamu kaynaklarıyla yaptığı seçim kampanyasının ilk aşaması.

Buna rağmen, bu seçimlerde profesyonel kampanyaya en son başlayacak olan parti muhtemelen AKP olacak. Siyasi gelişmeleri son ana kadar okumak, rakiplerin oyun planlarını gözlemek ve rakiplerden daha taze fikirler kullanan bir strateji izlemek niyetinde oldukları anlaşılıyor.

Muhtemelen de en baskın ve en yaygın kampanyayı yine AKP uygulayacak. Çünkü başta Başbakan Erdoğan olmak üzere iktidarın çeşitli sözcülerinin demeçlerinden AKP'nin, 13 Haziran'ı değil 2023'ü hedefleyen bir kampanya yapmak istediği anlaşılıyor. Hedef 2023 Kampanyası'nda hedef anayasa yapabilecek çoğunluğa ulaşmakmış!

Bu iddialı hedef, iddialı bir kampanya gerektirir. Bakalım AKP'nin ajansı bunu becerebilecek mi?