Necati Özkan ve Seçim Zamanı

seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2015 Pazartesi

Bir araştırma şirketinin "seçimleri şu parti kazanacak" demesiyle o parti kazanmaz

Araştırma şirketleri bütün seçimlerde tartışma konusu olur ancak bu kez daha erken başladı görünüyor. ‘Araştırma şirketleri algı operasyonu mu yapıyor?’ sorusuna sizin yanıtınız nedir? Kamuoyu yoklamaları, seçmenin tercihini değiştirebilir mi? 
Araştırma şirketlerinin “bu parti kazanacak” demesiyle o parti kazanmaz, böyle bir şey vaki değildir. 
Araştırma şirketleri, (eğer o araştırma düzgün, namuslu yapılıyorsa) sadece mevcut bir zaman diliminde seçmenlerin tercihlerinin ne olabileceğine ilişkin bir çeşit fotoğraf ortaya koyar. Ama sırf araştırma şirketi böyle dedi diye seçim kazanan bir aday ya da parti dünya tarihinde yoktur. 
Sonuçların ancak şöylesi durumlarda etkisi olabilir; diyelim ki yerel seçimdesiniz ve üç önemli aday var, bunlardan biri önde gidiyor. Adayınız bir hayli gerilerde, sizin tam desteklemediğiniz ama kabul edebileceğiniz bir başka aday da desteklenirse önde giden adayı kesme ihtimali var. Bu gibi durumlarda seçmenler stratejik oy kullanır. 
Benzer bir durumu 2011 genel seçimlerinde gördük. Bir sürü araştırmada MHP’nin barajın altına, düştüğü, yüzde 8-9 oranlarına olduğu görünüyordu. Bu nedenle hem CHP’den hem de başka siyasi partilerden bazı seçmenler stratejik oy kullandılar. 
2015 seçimlerinde benzeri bir durumun tekrarlanabileceği anlaşılıyor: Seçmenlerin bir bölümü, "HDP barajı geçemezse AKP’nin rejimi değiştirebileceği, başkanlık sistemini parlamentodan geçirebilecek bir sandalye sayısına erişebileceği" riskini algılıyor. Bu nedenle hem CHP’den, hem de başka siyasi partilerden bir kısım seçmen sırf bu korku nedeniyle HDP’ye oy verebilir. 
Araştırma şirketlerinin ortaya koyduğu veriler ayrıca, parti örgütlerinin mobilizasyonunda ve motivasyonunda muazzam etkilidir. Daha çok kapının çalınmasına, daha çok partilinin sandıklara sahip çıkmasına neden olabilir ve bunlar da az önemli değildir. 
HDP için bu dediğinizin tam tersi bir etki yaratabileceği, yani barajı aşmış göstermenin rehavete yol açabileceği uyarıları da yapılıyor?
Bence bu seçimlerde HDP’nin en önemli şansı korku: "Ya HDP barajı geçemez ve alması muhtemel 50-60 sandalye AKP’ye geçerse, rejim değişirse?" Dolayısıyla bu korku nedeniyle "HDP’ye evet!" Ama ikinci korku var; o da “Ya HDP Erdoğan’la anlaştıysa veya sonradan anlaşırsa?” korkusu. İkinci korkudan da "HDP’ye hayır!" 
Bu nedenle iki hafta önce Selahattin Demirtaş çıktı ve son derece basit ve etkili bir şekilde tek bir cümleyle Erdoğan’ı başkan yapmayacaklarını söyledi. Bu yoldan devam edilmesi lazım. Aksi takdirde ikinci korku etkili olabilir. 
‘Korku’ dediniz ama HDP aynı zamanda umudu, yeni olanı temsil etmiyor mu?
Gayet tabii ama HDP barajı geçerse “Türkiye’yi çok iyi yönetirler, hayatımızı muazzam iyileştirirler” düşüncesinden, inancından veya umudundan geçmeyecek. Daha çok “Aman sistemin değişmesini, ülkenin bir kaosa sürüklenmesini engellesinler” diye özetlenebilecek bir umuttan bahsedebiliriz. 
Dolayısıyla 7 Haziran’da ‘oylar bölünmesin, tatava yapma bas geç’ propagandası yapıl(a)mayacak?
Doğru. Bu gibi kampanyaların bu seçimlerde çalışma imkanı kalmadı. Burada ironik olan şey şu; CHP ve MHP’nin iktidar olma yolu da HDP’nin barajı aşmasından geçiyor. Yani HDP’nin barajı aşamaması durumunda AKP’nin yeniden ve tek başına iktidar olacağı bütün araştırmalarda ve simülasyonlarda gözüküyor. 
Öylesine ironik bir durum ki, MHP ve CHP olarak bir rakip partiye yardım etmek durumundasınız ki iktidar ortağı alternatifi olabilesiniz.
6 Nisan 2015 - Evrensel Gazetesi'nden Serpil İlgün ile röportajdan...

18 Mart 2015 Çarşamba

Araştırmacılar bizleri aldatıyor mu?

Araştırmacılar bizi aldatıyor mu? Gazeteler ve televizyonlar bilmeden veya araştırmacılarla birlikte taammüden hareket ederek bizlerin tercihlerini manipüle ediyor olabilirler mi?  Her seçim sabahı günah keçisi muamelesi gören araştırmacılara ve araştırmalara 7 Haziran 2015 seçimlerine doğru  giderken nasıl bakmalıyız?
Kamuoyu araştırmaları ve demokrasi
Kamuoyu araştırmaları hemen her demokraside düzenli olarak yapılıyor ve medya tarafından haber konusu ediliyor. Sadece seçimlerle ilgili değil; çeşitli sosyal ve siyasal konularda da kamuoyunun ne düşündüğünü anlamak siyasiler dahil pek çok kişi için önemli. Çünkü araştırmalar, bir toplumun aynada kendine bakması gibidir. Bu yüzden kamuoyunun ne düşündüğü her ülkede medyanın ilgi konusu olur.
Seçimlerden önce yapılıp yayınlanan araştırma sonuçları sadece gündem yaratmaz, olumlu-olumsuz muhtelif tartışmaları da tetikler. O kadar ki, bazı Batı ülkelerinde seçim gününe yaklaşılırken araştırma sonuçlarının yayını yasayla engellenmektedir.
Oysa ki, kamuoyu araştırmaları günümüzde demokrasilerin ve özgürlüklerin olmadan olmazlarından sayılır. Çünkü ancak bu araştırmaların yardımıyla seçim kampanyalarında kimin neden daha fazla oy aldığını veya kimin neden düşüşe geçtiğini anlamamız mümkündür. Araştırmaların yardımı olmadan farklı yaşam tarzlarından, farklı kökenlerden, farklı gelir ve cinsiyet gruplarından ve farklı inanışlardan seçmen kümelerinin tercih ve motivasyonlarını anlamamız imkansızdır.

10 Ağustos ve Türkiye’de araştırmaya sarsılan güven

10 Ağustos 2014’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yayınlanan ve Erdoğan’ın %55 ve daha fazla oyla ilk turda seçimi kazanacağını açıklayan anketleri yayınlayan araştırma şirketleri, ülkemizde zaten yaygın olan bir inancı iyice su yüzüne çıkarmıştı:  “Araştırma şirketleri parayı verenin sesi gibi davranıyor. Medyayı da kullanarak düşüncelerimizi etkiliyorlar. Oy verme davranışlarımızı tehlikeli şekilde manipüle ediyorlar.” 

Seçimlerden hemen sonra Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD) harekete geçmiş; kamuoyu yoklaması yapan ve yayınlayan şirketleri araştırmalarını denetlemek üzere bilgi vermeye davet etmişti. İlginçtir, derneğin talebine sadece, Erdoğan’ın seçimleri %57 ile kazanacağını açıkladığı için en çok eleştirilen şirket olan KONDA cevap vermiş ve şirket hem sistemini hem de anketlerini TÜAD denetçilerine açmıştı. Diğer şirketlerin büyük bölümü derneğe cevap vemeye bile gerek duymamış, iki tanesi ise derneğin talebine olumsuz cevap vermişti.

O tarihten sonra dernek sadece KONDA’yı denetlemiş, bu denetleme ile ilgili bir rapor yayınlamıştı. KONDA’nın çalışması ile ilgili dernek denetçilerinin raporu, TÜAD web sitesinde hala mevcut; ilgilenenler oradan okuyabilir.

Seçmen önde giden partiyi /adayı desteklemeye meyilli midir?

Çeşitli demokrasilerde seçimleri yıllardır izleyen, Türkiye’de ise 1983 beri hemen her seçimde -şu ya da bu ölçekte- kampanya yöneten bir stratejist olarak sürekli duyduğum bir argüman var: “Seçmen, kazananın yanında olmaktan hoşlanır; kazanacağını düşündüğü adaya oy verir” Kampanya yöneticileri ve siyasiler bu inançla kendilerini destekleyen araştırma sonuçlarını medya ile paylaşmaya bayılırlar.

Adayı veya partiyi önde gösteren bir kamuoyu araştırması medyada çıktığı zaman, kampanya karargahlarında zafer naraları atılır. Pek çok kez, adayı ve partiyi destekleyen muteber olmayan araştırmaların bile medyada yayınlanması için ne tür çabalar harcandığına da şahitliğim vardır.

Bugünün aşırı kutuplaşmış siyasi - toplumsal yapısında; bağımsız ve ahlaklı davranabilen bir medyanın bile neredeyse kalmadığı düşünüldüğünde araştırmaların ve araştırmacıların tamamının tertemiz olduklarını söylemek de pek mümkün değildir. Çünkü manipülatif anketlere, telefonla ya da sadece online yapıldığı halde böyle değilmiş gibi gösterilen anketlere, anket görüntüsü altında veri tabanı ve bağış toplama gibi örneklere de sık sık rastlanmaktadır.

Manipülatif anket, son yıllarda ülkemizde giderek daha sık görülür hale geldi. Manipülatif anketlerde kasten yanlı soru formları veya hedeflenen sonuca uygun örneklemler seçilebilmektedir. Dahası, belirli bir adayı / partiyi destekleyen sahte ya da masa başı araştırmalar da yapılabilmektedir.

Peki bu çabalar sonuç verir mi? Gerçekten de araştırmalar seçmen kararını bu denli etkileyebilir mi? ESOMAR kurallarına uymayan, muteber olamayan “Araştırmacıların” kendilerine ödeme yapan siyasilerin seçim kazanması için yaptığı etik dışı manipülasyonlar gerçekten demokrasiyi etkileyebiliyor mu? Medya bilmeden veya taammüden bu manüpülasyonun bir parçası veya asli unsuru mu oluyor?

“Bando vagonu etkisi” mümkün mü?

Sorulara cevap vermeden önce, siyasi iletişimde önemli bir kavram olan “bando vagonu etkisi” kavramından bahsetmek istiyorum.

Gazetelerin ancak birkaç günde ülkenin bir ucuna gidebildiği, radyo, sinema, TV, internet ve mobil gibi mecraların henüz keşfedilmediği 1800’lü yıllarda, Amerikan Başkanlık Seçimleri için adaylar ülkeyi bir baştan diğerine trenle gezerek propaganda yaparlarmış. Ülke çok büyük ve miting yapılacak yerleşim birimi de epeyce olduğu için, pek çok yerde mitinglerini ancak tren istasyonlarında yapabilirlermiş. Zamanla farkedilmiş ki, mitinglere istenen oranda katılım sağlanamıyor ve sadece partililer toplanıyor. Sorunu çözmek ve partili partisiz herkesin dikkatini çekmek için, yaratıcı bir kampanya yöneticisi tren katarına bir bando vagonu eklettirmiş. Yerleşim birimlerine yaklaşırken trenin hızı düşürülürmüş. Bando ağır ağır kasabanın içinde ilerleyen tren katarında yüksek sesle müzik icra etmeye başlayınca ahali meraktan istasyona akın edermiş. Aday da fırsat bu fırsat, toplanan ahaliye propaganda yapmaya başlarmış.

İşte o tarihten beri, seçmen karar ve motivasyonunun yaygın ve güçlü sosyal faktörlerden  kolayca etkilenebilmesine, seçmenlerin yalnızca daha fazla insan tarafından kabul edildiği için kimi düşünce ve davranışları benimsemesine “bando vagonu etkisi” denir. Ve başta siyasiler olmak üzere pek çok kişi, araştırma sonucu yayınlamanın seçmen kararını ve motivasyonunu  yönlendiren en önemli etki olduğuna inanır.

Oysa ben dahil pek çok stratejist, bunun tam tersi yönde etkileri de olduğunu  biliriz: Çünkü, araştırmalarda önde olduğu açıklanan adayın/partinin yandaşları kendilerinden aşırı emin hale gelir ve yarışta gevşeme eğilimi gösterebilirler. Yarışta geride olduğu düşünülen adayın / partinin seçmenleri ve gönüllüleri ise daha sıkı çalışmak için motive olabilirler.

Belki de bunun en öğretici örneklerinden biri 1994 Yerel Seçimlerinde Istanbul’da yaşandı. Üç önemli ve meşhur adayla yarışan Refah Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı adayı konumundaki pek de tanınmayan Recep Tayyip Erdoğan ve destekçileri yarışı asla terk etmedi.  Tersine, hem sandıklara muazzam şekilde seçmen taşıyacak motivasyon kampanyaları yaptılar, hem de oyların sayımının sona erdiği ana kadar sandıklardan ayrılmadılar. Sonuçta hiçbir araştırmada şans tanınmayan bir isim olarak Erdoğan o gün kendi kaderinin sahibi oldu.

Anketler önemlidir ama kimseye seçim kazandırmaz.

Seçimlerden önce seçmen davranışları ve kararlarıyla ilgili anket yaptırmanın uygulamadaki asıl amacı, seçimi kazanmanıza yardımcı olacak bilgilere ulaşmaktır. Eğer bir anket bunu yapmayacaksa paranızı başka bir yere harcamanız daha akıllıca olur. Akıllı bir lider veya aday için bir kamuoyu anketinde belki de en az önem taşıyan bilgi herhangi bir anda kimin önde olduğu bilgisidir.

Ayrıca anketler hatasız değildirler. Özellikle de ön seçimler sonuçlanmadan, adaylar belli olmadan veya kampanyalar fiili olarak başlamadan önce yapılmışlarsa. Üstelik seçmen tercihi mekanik değildir. Son dakikada bile değişebilir. Ve diğer seçmenlerin tercihini öğrendiğinde kendi kararını değiştirebilecek seçmen oranı çoğu kez ihmal edilebilecek düzeydedir.

Doğru olan, yeterince anket görmeden kampanyaya başlamamaktır. Ama onlarca anket yapılsa bile, tümden anketlere bağlı kalan bir kampanya yapmak (seçmen davranışlarının tarihini  ve zamanın ruhunu tam olarak hesaba katamayacağı için) hatalı olabilir. Bu hatanın faturası ise zannedildiğinden daha yüksek olabilir.

Güvenilir bir kamuoyu araştırması / seçim anketi nasıl olmalıdır?

Her ne kadar peşinen belirli bir araştırmaya yüzde yüz güvenmek mümkün olmasa da, bazı araştırmalar diğerlerinden daha muteber kabul edilir. İşte bir araştırmanın en azından daha güvenilir kabul edilmesi için gereken asgari koşullar:
·     Örneklem sayısı güvenilir sonuç üretmek için ön koşul değildir. Güvenilir bir anketin ön koşulu temsiliyettir. Temsiliyet, istatistiki olarak yanlı davranmadan seçmenlerin her kesimini toplumdaki gerçek oranları kadar araştırmada dikkate almak demektir. Dolayısıyla güvenilir anket, soru sorulan insanların sayısından ziyade örneklemin temsili doğruluğuna bağlıdır. Sektördeki ve dünyadaki uygulamalar göstermiştir ki, doğru temsiliyetle seçilmiş 3.000 kişilik bir denek grubu ABD gibi 320 milyonluk bir ülke için bile yeterlidir.
·     Bir araştırmaya güvenebilmek veya en azından o araştırmanın ortaya koyduğu sonuçları tartışabilmek için belirli detayların bilinmesi şarttır. Araştırmacı şirketin adı, örneklem sayısı ve oranları, coğrafi alan, anketin yapıldığı zaman aralığı, kullanılan araştırma yöntemi ve sorular açıklanmışsa o araştırmayı en azında tartışılır kabul edebiliriz. Benzer şekilde kararsızların ve oy kullanmayı düşünmediğini beyan edenlerin de açıklanıyor olması güvenilirlik için ön koşuludur.
·     Bir diğer koşul, araştırmayı kimin sipariş ettiğinin ve bütçesinin hangi kaynaklar tarafından ödendiğinin bilinmesidir.
·     Nihai ön koşul, araştırmayı yapan kuruluşun itibarıdır. TÜAD ve ESOMAR üyesi araştırma şirketleri, en azından belirli kodları ve standartları kabul ediyor olmaları nedeniyle daha fazla güvenilir kabul edilebilirler.

Radikal, 18 Mart 2015