Necati Özkan ve Seçim Zamanı

23 Nisan 2015 Perşembe

Partilerin Aday Listeleri ve Kampanyalar

7 Haziran seçimlerine 6 hafta kala partilerin aday listeleri ve bu listelerin biz seçmenlerin kararına etkisi. 8 Nisan günü Haber Türk kanalında katıldığım programdan bazı kesitler... Buyrun: 



21 Nisan 2015 Salı

17 Nisan 2015 Cuma

II. Clinton’mı, III. Bush mu?

Kısa süre önce, Amerikan Siyasi Danışmanlar Derneği’nin (AAPC) düzenlediği yıllık konferans ve Pollie Ödül Töreni için ABD’nin New Orleans kentindeydim. 20 yıla yakın bir zamandır dünya çapında verilen Pollie Ödülleri, siyasi iletişim alanının Oscar’ı olarak kabul ediliyor. Dünyanın dört bir tarafından binlerce kampanyanın yarıştığı Pollie Ödül töreninde kazandığımız bir altın, iki gümüş ve üç bronz olmak üzere 6 ödül ile New Orleans’tan mutlu dönmekle kalmadık, başta 2016 ABD başkanlık yarışı olmak üzere, Amerikan siyasetinin önemli konularında Amerikalı meslekdaşları dinleme ve derinlemesine sohbet etme imkanı da bulduk.

Konferansta online ve offline data yönetiminden saha organizasyonuna, stratejiden mesaja kadar çok farklı alanlarda uzmanlaşmış Amerikalı meslektaşlar tecrübelerini katılımcılarla paylaştı.

Amerika dışından bu büyük konferansa katılan stratejistler için muhtemelen en dikkate değer konu  2016 ABD başkanlık seçimleriydi. Lionel Sosa ve Robert Shrum gibi efsaneleşmiş ve bugün artık emekli konumdaki siyasi danışmanlardan “It’s the economy, Stupid” sloganı ile Bill Clinton’a muazzam bir başkanlık zaferi kazandıran James Carwill’e kadar duayenlerden 2016 tahminlerini de dinledim.

Henüz ABD’nin müesses siyasi yapısındaki iki partiden kaçar aday adayının yarışa karar vereceği bilinmiyor. Ama Bush ve Clinton soyadlı iki aday adayının kendi partilerinin içinde yarışı göğüsleyecekleri tahmin ediliyor. Muhtemelen önümüzdeki 2 ay içinde tüm tabloyu görebileceğiz.

Konferans devam ederken kahve aralarında bir de bahis başlatıldı: 30 Nisan’dan önce Jebb Bush mu adaylığını açıklayacak, Hillary Clinton mu? İki gün önce, “Hillary diyenler” kazandı. Clinton, üç gün önce resmen Demokrat Parti aday adayı oldu.

Hillary Clinton: “Kendim için değil, sizin için adayım!”

Hillary Clinton 2008 Başkanlık yarışında Obamaya karşı kaybetmişti. O tarihte kaybetme nedeni olarak, kampanyasının ilerleyen aşamalarında “Kendim için değil, sizin için bu yarışa girdim” havası estirmesi gösterilmişti.

Aslında bu kez de Hillary aynı şeyi söylüyor. Ama bir farkla. Bu kez snob bir dille ve yukarıdan bakan bir ifadeyle konuşmuyor. Tam tersine seçmenin sesi, sözcüsü ve temsilcisi olacağını söylemeye çalışıyor.

Aşağıdaki 2 dakika 18 saniyelik videodan da göreceğiniz gibi, kampanyasının ilk ve en önemli filminde farklı yaş, etnisite ve cinsel tercihleri olan orta sınıf Amerikan seçmenine mikrofon uzatıyor. Bahçesinde çalışan orta yaşlı bir ev kadını, çocuğu ana okuluna başlamak üzere olan bir anne, kardeşiyle işe başlamak üzere olan Hispanik bir emekçi, yeni bebek bekleyen siyahi bir çift, iş arayan yeni mezun Asyalı genç kız ve evlenme kararı vermiş, elele yürüyen gay bir çift…

Filmin ilk 1.5 dakikasında görünmeyen Hillary Clinton Amerikalıların her Allah’ın günü bir şampiyona ihtiyacının olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ben işte o şampiyon olmak istiyorum.”

Kampanyanın nasıl devam edeceği yine Hillary Clinton’un sözlerinde gizli sanki: “Aileler güçlü olursa, Amerika güçlü olur. “

Hillary böylece geleneksel - erkeksi kampanya yöntemlerinden uzaklaşıyor ve lansmanda nutuk atarak start vermek yerine, orta sınıf seçmenin yüzünü ve sesini kampanyasının ana aksı haline getiriyor.


Clinton’un yenilenen ve bir ok eklenerek kalkınmacılığı ve ileriye gitmeyi sembolleştiren yeni logosunun açılımlarını şu siteden izlenebilir.  https://www.hillaryclinton.com

Amerikan seçmenine yeniden sunulan 30 yıllık menu

New Orleans’taki konferansta Bill Clinton’un eski kampanya direktörü James Carwill’in 2016 ABD başkanlık yarışı için söyledikleri özellikle önemliydi. Carwill adlarını açıkça anmasa da yarışta öne çıkacağı tahmin edilen Demokrat Hillary Clinton ile Cumhuriyetçi Jebb Bush’u yetersiz bulduğunu ima etti ve ekledi: “Dünyanın en güçlü demokrasisiyiz. Kurallarımız ve sistemimiz herkes için adil fırsat yaratıyor. Buna rağmen son 30 yıldır iki ailenin nefes nefese yarışını izlemekten başka bir şey yapmıyoruz. Merak ediyorum; bu ülkedeki herkesi heyecanlandıracak yeni ve renkli bir aday neden çıkaramıyoruz?”

Gerçekten de ABD sadece dünyanın en büyük ekonomisi olması nedeniyle değil, aynı zamanda güçlü demokratik teamülleri ve kurumları nedeniyle de pek çok ülkeden farklı.

Kurulduğu günden bu yana başkanlık rejimi ile yönetiliyor. İyi tasarlanmış güçler ayrılığı nedeniyle de hiç bir başkanın kişisel arzuları sisteme egemen olamıyor. Sistem doğru kurulmuş denge ve denetleme mekanizmaları sayesinde başkanlık rejiminden dikta rejimine kayma gibi maceralara fırsat tanımıyor.

Amerikan sisteminin en önemli sigortalarından biri de seçim süreçleri. Bu ülkede dünyanın hiç bir demokrasisinde görülmeyecek kadar uzun ve renkli seçim kampanyaları yapılıyor. Özellikle başkanlık kampanyaları böyle. İki yıla yakın zamana yayılan başkanlık yarışları seçmene karar vermek için yeterince malzeme sağlamakla kalmıyor, Amerikan demokratik sistemi lehine dünya çapında tanıtım yapılmasına da fırsat yaratıyor.

Tüm bunlara rağmen, 320 milyonluk bu koca ülkenin seçmenleri 1989 yılından beri ya Clinton yada Bush soyadlı bir adayı seçmek durumunda kaldı. Obama bu gidişatın tek istisnası oldu.

Eğer tüm gidişatı değiştirecek ve seçmeni heyacanlandıracak yeni bir isim çıkmazsa, bu iki ailenin yarışı Amerika’yı ve dünyayı etkilemeye biraz daha devam edecek gibi görünüyor.

Radikal, 16 Nisan 2015


9 Nisan 2015 Perşembe

Aday listelerinin anlamı


Her seçim, seçmenler için birbirinden farklı menüler arasında bir tercih yapma imkanı demektir. Seçmen olarak bizler, siyasi partilerin sundukları vaatler kadar, o vaatleri yerine getirmeye aday gösterilen kadrolara da bakarak karar vermeye çalışırız.

7 Haziran’a tam iki ay kala siyasi partilerin belirleyip YSK’ya teslim ettiği aday listeleri bize ne anlatıyor? Partilerin aday listelerini gördükten sonra kaçımız kararımızı değiştirebilecek noktaya geldik? Listelerin özel bir anlamı var mı?

Davutoğlu “ben de söz sahibiyim” dedi.

AKP aday listeleri için son birkaç aydır en çok konuşulan konu, listeleri kimin hazırlayacağıydı. Pek çok yorumcu Ahmet Davutoğlu’nun yerinin bile sağlam olmadığını, Davutoğlu’nun birkaç isim dışında belirleyici olamayacağını hatta tüm listenin Erdoğan tarafından hazırlanacağını iddia ediyordu. Açıklanan liste bu iddiaların geçersizliğini gösterdi.

Anlaşılan o ki, Erdoğan kendisine yakın 25- 30 ismin listeye girmesini garantilemiş. Listenin kalanı için, isimler üzerinde değil ama prensipler üzerinde varılan bir uzlaşmayla teşkilatı ve Davutoğlu’nu serbest bırakmış. Listeye baktığımızda Ahmet Davutoğlu’nun AKP Genel Başkanı ve Başbakan olduğu tarihten bu yana ilk kez iradesini hissettirdiğini söyleyebiliriz. Ama bu; Davutoğlu’nun özgür tercihini yansıtmaktan uzak, yalnızca kendini ezdirmemeyi başarabilmiş bir irade!

Erdoğan ile Davutoğlu arasında seçim öncesi yeni bir gerginliği önlemeye dönük bir uzlaşı arayışının sonucu ortaya çıkan AKP listesinin ise son derece vasat bir liste olduğu söylenebilir. AKP listesi ne stratejik seçmen kararı yaratabilecek, ne de seçmen kaybettirecek bir liste. Güneydoğu’nun bazı seçim çevrelerindeki birkaç ismi hariç tutarsak, AKP listesine renksiz, tatsız tuzsuz bir liste dahi diyebiliriz.

AKP’nin aday listesi için, “Son 13 yılda ülkeyi yöneten AKP kadrolarından daha donanımlı bir liste çıkmıştır. Bu listedeki isimler Türkiye’yi daha iyi yaşanacak bir ülke yapabilir” demek mümkün olmadığı gibi, partinin temel iddiası olan “Yeni Türkiye”yi kurabilecek bir kadrodan da söz edemeyiz.

Son sözü sağduyu söyleyecek

Bu seçimde, Türkiye’yi önümüzdeki 4 yıl boyunca yönetecek heyeti belirlemekten daha çok, Türkiye’deki rejime ilişkin bir karar verilecek. Türkiye ya tek adam rejimine kayacak veya parlamenter demokratik sistemde kalma iradesi gösterecek.7 Haziran’da partilerin alacakları oy kadar, bu oylarla yaratacakları etkinin boyutu da Türkiye’nin rejimini belirleyecek.

Bu nedenle kararsız seçmenlerin, bu seçimde oy vermeyi düşündükleri partilere, Meclis kompozisyonunda ve siyasal hayatta yaratacakları etki düzeyleri arasındaki fark açısından da bakarak karar verme eğilimine girdikleri görülüyor. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu koşullar karşısında bunun son derece sağduyulu bir seçmen yaklaşımı olduğuna hiç şüphe yok.  

 Radikal, 9 Nisan 2015


CHP Listeleri : Önseçimde oy kullanan üyeler, tabandaki bölünme riskini dikkate aldı


Seçimlere giderken bir partinin ana seçmen tabanındaki bölünme riskinden daha tehlikeli hiçbir durum yoktur. 7 Haziran öncesi, CHP içindeki iki kesimde bölünme riski vardı ve bu CHP’yi aşağı çekebilirdi. Ulusalcı seçmen kitlesi ve Alevi seçmen kitlesi bu kez farklı tercihler sergileyebilirdi. Emine Ülker Tarhan’ın kurduğu Anadolu Partisi ve Doğu Perinçek’in adını değiştirdiği Vatan Partisi, CHP içindeki ulusalcı damara gözünü diken iki oluşumdu. 7 Haziran’da bu oluşumların etkisinin sınırlı olacağı anlaşılıyor.

CHP’nin çekirdek kitlesi içindeki asıl risk Alevi seçmenlerdeydi. CHP’yi onlarca yıl ana muhalefet pozisyonuna taşıyan bu kesime HDP gözünü dikmişti. Ön seçimlerde oy kullanan parti üyeleri bu önemli tehlikenin farkına vardılar. Parti tabanı, Alevi seçmenlerin artık çantada keklik sayılamayacağını gördü. Sağ ve muhafazakar seçmen kitleleri arasında destek arama macerasına girmektense, kendi elindeki çekirdek seçmene sahip çıkmaya karar verdi. 29 Mart’ta yapılan ön seçimler, Alevi seçmen kitlesinin HDP’ye kaymasını büyük oranda durduracak bir sonuç yarattı. Özellikle büyük şehirlerde Alevi adaylar seçilebilecek yerlerden listelere girmeyi başardılar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun denge odaklı bir yaklaşımla belirlediği kontenjan isimlerinin bir iktidar listesi olduğunu söylemek ise gerçeği abartmak olur. Örneğin “olası bir CHP koalisyon ortaklığında kalkınma ile ilgili çeşitli bakanlıklara bu listeden rahat rahat güçlü isim alternatifleri bulunabilir” diyemeyiz.

CHP listesindeki yegane renk, Roman aday Özcan Purçu ile Ermeni aday Selina Özuzun Doğan’dan ibaret. Umut Oran ve Erdal Aksünger gibi partinin çalışkan ve yolsuzluk savaşçısı isimlerinin listelere alınmaması ise manidar yorumlara elverişli bir görünüm sergiliyor.

Radikal, 9 Nisan 2015

MHP listeleri: Sessiz ama iddialı



MHP listesi muhtemelen bu seçimlerdeki en az tartışma yaratacak liste. Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nden gelen ittifak çağrılarına karşılık Devlet Bahçeli’nin partinin içinde bir ittifak çözümüne gittiği anlaşılıyor.

Bahçeli, geçmişte kendisine rakip olmuş iki iddialı ismi seçilebilir yerlerden aday göstererek hem cesaret sergilemiş hem de kendinden sonrası için hazırlık yapmış oldu. Bahçeli, toplumsal tabanı ve siyasi bir etkisi olmayan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu listesine alarak, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ittifak adayı ile ilgili olarak asıl karar vericinin kendisi olduğunu da ilan etmiş oldu.

MHP’nin listesine bakarak, koalisyon dahil iktidara tam teşekküllü bir hazırlık içinde olduğu da iddia edilemez.

Radikal, 9 Nisan 2015

HDP listesi : United Colors of Turkey


Aylardır konuşulan “HDP seçimlere parti olarak girme riskini gerçekten göze alacak mı? Yoksa son anda vazgeçip yine bağımsız adaylara mı yönelecek?” tartışmaları artık geride kaldı. HDP aday listesi, gerek kadın sayısı bakımından, gerekse çeşitli etnik ve siyasi kökenlerden gelen isimlerden oluşması bakımından bu seçimlerin en cesur ve renkli listesi.

HDP aday belirlerken sadece kendi seçmen tabanını koruma iradesi sergilemekle kalmadı, rekabet ettiği diğer siyasi partilerin çekirdek seçmen kitleleri ile de ilgilendiğini gösterdi. Leyla Zana ve Abdullah Öcalan’ın yeğeni başta olmak üzere Kürt siyasi hareketinin anlamlı isimleri listelerde yerlerini korurlarken, muhafazakar siyasetin, özgürlükçü sol ve sosyalist sol siyasetin çeşitli isimleri de listelerde kendilerine yer buldu. Alevi, Ezidi ve Ermeni temsilciler ile LGBT adaylar da HDP listelerinin diğer önemli renklerini oluşturdular.

Her ne kadar en renkli ve en cesur listeyi oluşturmuş olursa olsun HDP, dünyadaki hiç bir gerçek demokraside görülmeyen % 10’luk adaletsiz barajı aşabilmek için her zamankinden daha çok çalışmak zorunda. Bu seçimlerde HDP’nin alacağı oy, sadece kendi partisi için değil, ülkenin bugünü ve yakın geleceği için de stratejik önemde.

Radikal, 9 Nisan 2015