Necati Özkan ve Seçim Zamanı

Joe Biden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joe Biden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2015 Cumartesi

Amerikan seçmeni bir "sosyalisti" başkan seçer mi?


75 yaşındaki "Demokratik sosyalist"

HILLARY OLMAZSA, SOSYALİST “BERNİE” VERELİM

Amerikan başkanlık seçimlerinde 8 yıllık Demokrat dönem sona eriyor mu? Obama’nın Bush sonrası devraldığı dibe vurmuş ekonomiyi iyileştirmesi, istihdamı artırması, enerjide ABD’yi dışa bağımlılığı sonlandıracak noktalara yöneltmesi gibi olumlu etkiler 2016’da yeni bir Demokrat adayın kazanmasına yardım edebilir mi? ObamaCare denen sağlık reformu, ülke nüfusundaki kalıcı demografik değişiklikler ve Obama’nın inşasına yardım ettiği dataya dayalı, dijital seçim kampanyası makinası, demokratların Beyaz Sarayı bir dönem daha elde tutmalarına yardım edecek mi?

Amerika’da kimle konuşursanız bu sorulara farklı yanıtlar alabiliyorsunuz.

Ama, Joe Biden gibi ABD başkan yardımcısı bir ismin henüz adaylılığını ilan etmemiş olmasının neden olduğu eksik rekabetten midir bilinmez, 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Demokratik Parti içindeki ön seçim kampanyaları, Cumhuriyetçi kanada nazaran daha az heyecan yaratıyor. Cumhuriyetçi Parti içinde yarışan aday adayları, hem sayıca hem de medyatik ilgi açısından Demokratlardan 2- 3 kat daha önde görünüyor.

Demokratik Parti tarafında şu anda dikkate değer altı aday yarışıyor : Eski dışişleri bakanı Hillary Clinton, senatör Bernard Sanders, eski Rhode Island Valisi Lincoln Chafee, eski senatör Jim Webb, Harward Hukuk Profesörü Larry Lessing ve eski Maryland senatörü Martin O’Malley. Bu altı aday içinden açık ara favori olan isim tabi ki Hillary Clinton.

Hillary Clinton’un kampanyası, muhtemelen şu anda en profesyonelce yönetilen kampanya durumunda. Stratejisi, dijital ve örgütsel altyapısı, ekip ve gönüllü gücü ile Hillary’nin kampanyası, sanki partindeki ön seçimi kazanmış gibi ilerliyor. Bir diğer ifadeyle Demokratik Parti iç kamuoyundan ziyade 2016 seçimine odaklanmış gibi yol alıyor. Gerek stratejik planlamada, gerekse medya kullanımında bu etkiyi net olarak farkediyorsunuz.

Demokratların cici kızı Hillary, en iyi kampanya makinasına sahip

Hillary, sadece Amerikan siyasetinin süper starı değil, aynı zamanda Demokratik Parti’nin sevgili kızı. 20 yıllık siyaset tecrübesi var. Hillary Clinton “Her Amerikalı’nın bir şampiyona ihtiyacı vardır. Ben o şampiyon olmak istiyorum” diyor.

Hillary’nın parti içindeki açık ara liderliği yaygın bir kanı. Araştırmalar da bu kanıyı doğruluyor. Özellikle çalışan kadın seçmenler ve Latin Amerika kökenli çevreler onun yanında. Ülkedeki kadınların yanısıra, entellektül çevreler de “kadın başkan fikrini” destekliyorlar.

HILLARY KAZAYA UĞRARSA

Hillary ön seçimi kazanıp partisinin resmi adayı olabilirse, bilinen, sevilen, desteklenen bir siyasetçi olmanın tüm avantajlarını kullanacak. Buna rağmen 2016 yarışından zaferle çıkabilmesi için siyahlar, gençler ve üniversiteli seçmenlerden oluşan Obama İttifakı’nın desteğine ihtiyaç duyacak.

Peki ya bir yol kazası olursa? Yeni bir skandal ortaya çıkarsa? Veya Hillary 2008’de yaptığı stratejik hataları tekrarlarsa… Ya da büyük veri ve seçmen analitiğine dayalı dijital kampanyaya yoğunlaşmak yerine analog kampanyaya kanallarına yönelirse…Demokratik Parti içinde yarışı kim göğüsleyebilir? Hele ki Joe Biden, John Kerry ve Al Gore gibi diğer ünlü Demokrat isimlerden biri parti içindeki yarışta aday olmazlarsa neler olabilir?

“BERNİE” BERNARD SANDERS

Yarışan mevcut adaylar tek tek analiz edildiğinde ortaya tek alternatif isim çıkıyor: Bernard Sanders.

Sanders 75 yaşında. Polonya göçmeni Musevi bir ailenin oğlu. Hem bir akademisyen, hem bir insan hakları aktivisti, hem de tecrübeli bir siyasetçi. Uzun yıllar Şikago ve Harvard Üniversitelerinde siyaset ve insan hakları desrleri vermiş. Vermont eyaletinde siyaset yapmış, ardından Vermont Valisi ve 2012 yılında ABD bağımsız senatörü olmuş.

Ama “Bernie”yi diğer tüm adaylardan ayıran şey siyasi kimliği. 40 yıllık siyasi hayatı boyunca kendini “Demokratik sosyalist” olarak tanımlamış. Uzun yıllar "bağımsız" siyasetçi olarak seçim kazanmayı başarmış nadir Amerikalı siyasetçilerden biri.

Sanders, 2005 yılından beri Demokratik Parti içinde siyaset yapıyor. Partinin liberal, sol ve sosyalist kesimleri ile ülkenin kentli, iyi eğitimli en liberal seçmenleri “Bernie’yi destekliyor.

ABD gibi kapitalizmin ve muhafazakarlığın ana değer olduğu bir demokraside, sosyalist bir siyasetçinin şansı ne kadar olur, kestirmek zor. Ama, bütün araştırmalardan mevcut aday adayları arasında Hillary Clinton’a en yakın desteğin Bernie’nin yanında olduğu gözüküyor.

Cumhuriyetçi kanatta Küba asıllı Katolik Marco Rubio’nun, Demokrat kanatta ise Polonya asıllı Yahudi ve sosyalist Bernie’nin yarıştığı bir 2016 Başkanlık seçimi Amerika’yı daha şenlikli ve sevimli yapmaz mı?

Radikal, 3 Ekim 2015


Beyaz Saray’da bir Kübalı mümkün mü?


44 yaşındaki Küba asıllı ABD senatörü Rubio, Cumhuriyetçilerin gözdesi

MARCO RUBIO’NUN AYAK SESLERİ 

Kurban Bayramı tatilini de kullanarak ziyaret ettiğimiz ABD’de, hem bazı meslektaşlarla toplantılar yapma fırsatı bulduk, hem de çeşitli kesimlerin değerlendirmelerini doğrudan dinleme imkanı bulabildik.

Temel olarak anlamaya çalıştığımız şey, 2016 Kasımında ABD başkanlık seçimlerinde nelerin olabileceğini kavrayabilmekti. Görünen o ki, her iki parti içindeki ön seçim süreci hızlanıyor.

Bu yazıda Cumhuriyetçi Parti’deki ön seçimleri değerlendireceğiz. Cumhuriyetçi kanatta 30’un üzerinde aday yarışıyor. Bunlardan Wisconsin Valisi Scott Walker ve eski Texas Valisi (ve 2012 Başkanlık aday adayı) Rick Perry gibi parti tabanından gelen bazı isimler, TV kanallarındaki 2. tur münazaralardan sonra geçen hafta yarışı terketmek zorunda kaldı.

KİMLER ÖNDE KOŞUYOR?

Yarışta en önde giden isimler sırasıyla, işadamı ve emlak kralı Donald Trump, beyin cerrahı ve yazar Ben Carson, HP eski CEO’su Carly Fiorina, Florida senatörü Marco Rubio, Florida eski valisi Jebb Bush, Texas senatorü Ted Cruz.

Başlangıçta apolitik bir TV figürü olarak küçümsenen Donald Trump etkileyici performansıyla tüm anketlerde açık ara önde gidiyor.

Kendi kanalındaki 2. tur münazaradan sonra CNN’in geçen hafta yaptırdığı ankete göre adayların kamuoyu desteği şöyle: Donald Trump % 24, Carly Fiorina % 15, Ben Carson % 14, Marco Rubio %11, Jebb Bush %9, Ted Cruz %6, Michale Huckabee %6, Rand Paul % 4. 

CNN'in anketi ile ilgili ek bilgiler için şu videoyu izleyebilirsiniz:


Saldırgan dili yüzünden dudak bükülerek izlense de Donald Trump pek çok Cumhuriyetçi seçmen tarafından ekonomiyi en iyi yönetecek aday olarak kabul ediliyor. Yasadışı göçmenleri “kulaklarından tutup ülke dışına atacağı” ve “Meksika sınırına yüksek duvarlar inşa edeceği” gibi lafları sözünü esirgemeden söylediği için aynı seçmenler tarafından beğeniliyor. Donald Trump’ın bu yarışı önde bitireceğine inanan önemli bir kesim var.

İLK 3 ADAY DIŞARDAN

Yarışta önde koşan 3 aday adayı olan Donald Trump, Carly Fiorina ve Ben Carson’un ortak özelliği, her üçünün de siyaset dışından geliyor olmaları. Carly Fiorina hem başarılı bir iş kadını hem de iradesi güçlü bir lider. Siyahi aday Ben Carson ise iyi hem iyi bir doktor hem de iyi bir hatip.

Yaygın kanı, bu üç “harici” adaydan birinin Cumhuriyetçilerin başkan adayı olacağı yönünde. Ama profesyonellerle tartıştığımızda bu yaygın kanının tersine durumların gelişebileceğini de anlıyoruz.

Her ne kadar bugün bu üç isim önde koşuyor olsa da, Cumhuriyetçi Parti elitlerinin ve delegelerinin, parti ideolojisine ve değerlerine yakın “içeriden” birini seçme ihtimali az değil. Economist Dergisi’ne göre, parti ruhu eninde sonunda bu yarışa müdahale edecek. Dergi, 1972 başkanlık seçimlerinde yaşanan bir örneği; parti dışından gelip önseçimi kazanarak Demokrat Parti adayı olan George McGovern’in Nixon karşısında 50 eyaletin 49’unu kaybettiği tarihi fiyaskoyu, buna kanıtı olarak gösteriyor.

KİM KAZANABİLİR?

“İçeriden” çıkabilecek iki isimden biri Jebb Bush. Jebb Bush, eski bir ABD başkanının oğlu, bir diğerinin kardeşi. Cumhuriyetçilerin eski Florida Valisi. Yani Jebb Bush’un “Cumhuriyetçiliğinden” ve “muhafazakarlığından” sual olmaz. Ne var ki Jebb Bush heyecan yaratmayı başaramadı. Tersine konuşmaları ve kişiliği çoğunlukla sıkıcı bulunuyor.

O halde, ilk üçteki “harici” aday adayından biri beceremezse, Cumhuriyetçi tarafta ipi kim göğüsleyebilir?

Bizim favorimiz Marco Rubio!  Rubio, Küba’dan Amerika’ya göç eden toprak sahibi bir ailenin 3 çoçuğundan biri olarak Florida eyaletinde doğmuş. Her iki dedesi de Küba’ya İspanya’dan göç etmiş. Henüz 44 yaşında!

44 yaşında ama, tam 15 yıldır aktif siyasetçi. 1999’da Cumhuriyetçi Parti içindeki önseçimi ve ardından Ocak 2000’de Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi kısa dönem özel seçimini kazanmış. Bir başka ifadeyle, henüz 29 yaşındayken ilk seçimini kazanmış. 30’unda önemli bir Demokrat adayı yenmiş.

Amerikan demokrasisinde seçimden zaferle çıkmak, bizdeki örneklere pek benzemiyor. Bizde parti liderinin kazanabileceğiniz bir yerden sizi aday göstermesi yeterliyken, ABD’de her bir oyu hak etmek zorunda olduğunuz zahmetli bir seçim sürecinden geçiyorsunuz.

RUBİO: BİR SEÇİM KAZANMA MAKİNASI

Marco Rubio bugüne kadar katıldığı her seçimi kazanmış. Kasım 2000, 2002, 2004 ve 2006 seçimlerinde açık ara zaferler kazanmış. 2002’de Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Grup Başkanı, 2005 yılında (34 yaşındayken) Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi Başkanı seçilmiş ve bu göreve seçilen ilk Küba asıllı Amerikalı ünvanını elde etmiş.

Rubio, Florida eyalet siyasetinde 10 yıl tecrübe kazandıktan sonra Mayıs 2009’da ABD Senatosu’na aday olmuş. Yine önce parti içi ön seçimi ve ardından 2010 seçimini kazanıp Florida’yı temsil eden iki senatörden biri olarak Washington’a taşınmış. Senato yarışında Cumhuriyetçilerin aşırı muhafazakar kanadı olan Çay Partisi (Tea Party) Rubio’u desteklemiş. Rubio’nun bu etkileyici yürüyüşü, adının 2012 ABD başkanlık aday adayları arasında geçmesini de getirmiş ama o, Washington’da tecrübe kazanmayı tercih etmiş.

Marco Rubio, önseçim sürecinde TV kanallarında yapılan tartışmalardan güçlenerek çıkıyor. Gençliği, parti değerlerine bağlılığı, muhafazakar ideolojiye hakimliği ve hitabet gücü etki yaratıyor. Göçmen kökeni Hispanik seçmenler konusunda avantaj yaratıyor. Tea Parti’ye yakınlığı, yarışı erken terk eden “içeriden” adayların tabanının Rubio saflarına katılmasına yardım ediyor. Marco Rubio’nun Demokratik Parti’nin muhtemel adaylarına karşı şansının olabileceği de konuşuluyor. Böyle giderse, Beyaz Saray’da bir “Kübalı” görmemiz mümkün olabilir!

2007 Mayıs’ında Obama’nın kazanacağını ilk ilan edenlerden biri olmuştuk. Bakalım, bir kez daha erken öngörümüz tutacak mı? Bakalım Marco Rubio, parti içi ön seçimleri ve ardından ABD Başkanlık seçimlerini kazanabilecek mi?

Radikal, 2 Ekim 2015


5 Şubat 2015 Perşembe

ABD’nin yeni başkanı bir kadın olabilir


Amerikan Başkanı Barack Obama, ikinci dönemindeki ikinci yılını geride bıraktı. Amerika’nın bir sonraki başkanını belirleyecek olan seçimler 8 Kasım 2016 günü yapılacak. Henüz Amerikan medyasında çok yer almasa da, bu yılın ortalarına doğru partilerin içindeki aday adaylarının yarışı kızışmış olacak.

Amerikan Başkanlık seçimlerinde, adaylar ve adayların kimlikleri diğer demokrasilerden daha fazla bir etkiye sahip değil. Ama bu ülkede başkanlık yarışı yaklaşık iki yıl sürdüğü için adaylar toplumun, medyanın ve dünyanın gündeminde daha çok yer işgal ediyorlar.

Adına “Primary” denen ön seçim süreci bir yılı aşan bir zamana yayılıyor. Bu süreçte, partililer kendi partileri içinde yarışan adayları ve onların projelerini yakından tanırken, seçmenlerin geri kalanı da, devam eden yarışı takip ederek, başkanlık makamı için yarışacak olan müstakbel ismin yeteneklerini ve liderlik becerilerini algılamış oluyor.

Şu günlerde Amerikan siyasi sisteminin iki egemen partisi içinde yarışacak isimler ile ilgili tahminler ve yorumlar başlamış durumda. Geçen hafta ülkenin batı kıyısına yaptığımız ziyarette gördük ki, kimlerin aday adayı olacağı konusu yeni bir “iş alanı”na dönüşmüş durumda. Örneğin senelerdir siyasi partilere ve adaylara kampanya danışmanlığı ve teknolojik altyapı hizmetleri sunan Washington merkezli bir şirket, “Predictit.com” isimli online bir bahis sitesi açmış. Siteye girip kimlerin hangi partide yarışacağı üzerine bahse girip, para kazanabiliyor veya kaybediyorsunuz.

Her ne kadar bir bahis sitesi gibi görünse de, site aslında muazzam bir online öngörü sitesi. Sitenin sağladığı veri, siyasi partiler için bir hazine aslında. Resmi olarak yarışa henüz başlamamış adaylardan diğerlerine göre yüksek beklenti yaratanların şansı muhakkak ki daha yüksek olacak.

Demokratların favori aday adayı Clinton, 2nci Clinton olmaya doğru mu gidiyor?

Yeni bir “Bush – Clinton Savaşı”na doğru

Sitede bahis oynayanlar, bu yazının kaleme alındığı dün itibariyle Demokrat Parti tarafında Hillary  Clinton’a %79, Elizabeth Warren’a %14, Martin O’Malley’e  %13, Joe Biden’a %10, Jerry Brown’a % 6 şans tanıyorlar.

Cuhuriyetçi Parti tarafında ise Jeb Bush’a %43, Scott Walker’a %40, Rand Paul’e % 29, Marco Rubio’ya %25 şans tanınıyor.

Özetle bahisçiler Hillary Clinton’un Demokrat Parti, Jeb Bush’un ise Cumhuriyetçi Parti içinde ipi göğüsleyeceklerini öngörüyorlar. Eğer bu öngörü gerçekleşirse, bu yılın sonlarından başlayıp, gelecek yılın 8 Kasım’ına kadar Amerika ve dünya yeni bir Bush – Clinton savaşına sahne olacak demektir.

Çeyrek yüz yıllık kutuplaşma

Baba George Bush’un ABD başkanı seçilmesiyle başlayan Bush ve Clinton aileleri arasındaki mücadele, Amerikan siyasi tarihinde görülen en derin kutuplaşmanın hem nedeni hem de sonucu gibidir.

1989 yılında George Bush’un dönemiyle başlayan Cumhuriyetçilerle – Demokratlar arasındaki kutuplaşma, 1990’ların sonunda kendi kuşaklarının en ileri görüşlü liderleri olan Bill Clinton ile Newt Gingrich arasında düşmanlık düzeyine ulaşmıştı. Bill Clinton’un iki dönem süren başkanlık dönemi, Cumhuriyetçilerin sadece Amerika’da değil, tüm dünyada hegemonya kurma planları yapmalarına neden olmuştu.

Jeb Bush, son 30 yılda ABD başkanı olan 3. Bush mu olacak?

Oğul Bush’un 2000 yılında kardeşi Jebb Bush’un vali olduğu Florida Eyaleti’nin oylarıyla tartışmalı şekilde başkan seçilmesiyle Cumhuriyetçilerin fikri liderliği Gingrich gibi sağ entelektüellerden, Senator Rick Santorum gibi ideologlara ve Karl Rove gibi Makyavelistlere geçmişti. Artık Amerika’da hem Demokratlara  ve hem de dünyaya karşı her türlü savaş aracını kullanmaya and içmiş bir yönetim vardı. Gerçekten de “Yeni muhafazakarlar” (Neoconlar), iki dönem süren W. Bush dönemi boyunca içerde ve dışardaki muhalifleriyle savaşmak için ellerinden gelenleri artlarına koymadılar.

2008 yılında Barack Obama’nın seçimleri kazanmasıyla ülkeyi yeniden birleştireceği umut edilmişti. Ama, Cumhuriyetçiler ve Çay Partisi bu dönemde Obama yönetimini iş yapamaz hale getirmeye odaklandı. Ne Obama’nın pasifist yöntemleri, ne de Hillary Clinton’un Dışişlerinde uyguladığı açıklık politikaları durumu düzeltmeye yetti.

Anlaşılan o ki, Hillary Clinton ile Jeb Bush 2016 Başkanlık yarışında kendi partilerinin adayı olmayı başarırlarsa, 26 yıldır ülkenin siyasi hayatında egemen olmayı başaran bu iki ailenin çekişmesinde yeni bir evreye geçilecek.

Peki kim kazanmaya daha yakın?

Sitedeki bahisçiler “Beyaz Saray yarışını hangi parti kazanır” sorusuna % 64 Demokrat Parti, % 53 Cumhuriyetçi Parti diye cevap veriyorlar.

Ama aynı aynı kişiler, “2016 Başkanlık yarışını kim kazanır?” sorusuna % 57 Hilary Clinton,  %40 Jeb Bush diye cevap veriyor. Mevcut Başkan Yardımcısı Joe Biden’a şans tanıyanların oranı ise sadece %10.

Durum özetle buysa, Hillary Clinton’un 2016 başkanlık yarışının en favori ismi olduğunu şimdiden ilan etmemiz mümkün. Önemli olan, Bayan Clinton’ın gençleri, umutsuzları, kaybedenleri ve Latin Amerikalılardan Asyalılara kadar göçmen kökenli seçmenleri motive edecek bir kampanyayı başarıp başaramayacağı. Eğer başarabilirse dünyanın en güçlü demokrasisinde, 30 yıl içinde Bush soyadlı ikinci başkandan sonra, bu kez Clinton soyadlı ikinci başkan iktidara gelecek.

5 Şubat 2015, Radikal