Necati Özkan ve Seçim Zamanı

Carly Fiorina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Carly Fiorina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2015 Perşembe

Bildiğimiz politikanın sonuna doğru mu?

Siyasetsiz siyaset 2016'da işe yarayacak mı? 
Kasım 2016’da yapılacak olan ABD başkanlık seçimlerine doğru geri sayım devam ediyor. Her iki siyasi parti içinde giderek kızışan şenlikli bir önseçim süreci yaşanıyor. Demokratik Parti’deki yarışın favori ismi Hillary Clinton. Görünen o ki, kendi ayaklarına kurşun sıkmayı başarmazsa, partisinin resmi adayı olacak. Muhtemelen de ülkesinin ilk kadın başkanı.

Ama Cumhuriyetçi Parti içindeki önseçim ipini göğüsleyebilecek aday ise henüz belirsiz. Yarışan 16 adaydan emlak milyarderi Donald Trump açık ara önde ama, partisinin resmi adaylığını kazanıp kazanmayacağı çok tartışılıyor.

DAĞDAN GELİP BAĞDAKİLERİ KOVDULAR

8 Yıllık Obama dönemi, ABD siyasetinde kutuplaşmanın en yüksek seviyelere çıktığı dönem oldu. Obama’nın ülke ve Kongre gündemine getirdiği her sosyal politika yasa tasarısı Cumhuriyetçilerin sert blokuyla karşılaştı. İki tarafın siyasetçileri ülkenin sorunlarını çözmeye mesai harcamak yerine, son 8 yılı birbirlerini bloklamak için harcadılar. Siyasetin itibarı kimsenin derdi olmadı.

Cumhuriyetçi Parti gerek 2008’de, gerekse de 2012’de Obama’yı alt edebilecek bir lider üretemedi. Muhafazakar kanat tam da Bush ailesinin yeni temsilcisi olan Jebb Bush’un 2016 için “kaçınılmaz adaylığına” alıştırılıyordu ki, oyuna 3 outsider (harici) oyuncu girdi : Emlak kralı Donald Trump, beyin cerrahı Ben Carson ve HP’nin eski CEO Carly Fiorina

Siyaset tecrübeleri sıfır olan bu 3 aday, sergiledikleri performansla partinin ağır toplarını tümden geride bırakmayı başardılar. Amerikan halkı siyasilerden o kadar soğumuştu ki, yeni isimlerin zamanı gelmişti.

“FAKİR AMA GURURLU” DEĞİL, “ZENGİN VE NARSİST”

Donald Trump adaylığını anons ettiğinde müstehzi değerlendirmelerle karşılandı. Bir kaç ay içinde yaptığı gaflar, agresif hücumları, rakiplerini küçümseyen sivri dili ve pervasızlığı nedeniyle NBC ve FOX TV gibi kimi medya kuruluşlarının sansürüyle karşılaştı.

Trump zenginliğini göstere göstere kampanyasına başladı. En sık kullandığı cümlelerden biri “Benim en güzel tarafım zengin olmam.” Sık sık bankada 7 milyar dolarının olduğunu dile getiriyor.

Cumhuriyetçi adayların TV’de kapıştıkları ilk düelloda, ön seçimi kaybederse diğer adayları desteklemeyeceğini, çünkü buna layık olmadıklarını söyledi. Rakiplerini kuklaya benzetti.

 Bir rakibi “Adaylığı kaybetme riskine karşı kendini peşinen korumaya alıyor çünkü kendisi siyasetçileri satın almaya alışkın" dediğinde Trump, "Doğru, buradaki birçok siyasetçiye para verdim. Hillary Clinton da buna dahil. Para verdim, o da düğünüme katıldı” diye cevap verdi.

“POLITICALLY INCORRECT”

Tabulara saldırıyor, rakipleriyle alenen dalga geçiyor. Twitter hesabından sadece rakiplerine değil, medya mensuplarına da hakaret yağdırabiliyor.

Trump’un siyasi doğruluk gibi bir derdi yok. "Amerika’nın siyasi doğruculukla uğraşacak vakti yok. Başımız dertte. Artık kazanamıyoruz. Ticarette Çin, sınırlarda Meksika bizi dövüyor. Önüne gelen bizi yeniyor. Ben seçilirsem Çin’i sürekli döveceğim” diyor. Japonya’ya karşı tavrı da farklı değil: “Japonlar bize milyonlarca otomobil satıyor. En son ne zaman Tokyo’da bir Chevrolet gördünüz? Amerika için neyin doğru olduğunu ben bilirim” diyor.

Kampanyasının sloganı: “Amerika’yı yeniden büyük yapalım.”

Siyasetçileri devamlı küçümsüyor. Eleştirileri sadece Obama ve Demokratlarla da sınırlı değil. Cumhuriyetçi eski başkanlar da Trump’un sivri dilinden paylarını alıyor.

Örneğin, TV’deki ikinci tartışma programında Jebb Bush’a kardeşi eski başkan George W. Bush’un için “Senin kardeşin o kadar kötüydü ki, başımıza Obama belasını o sardı. O kadar büyük felakete yol açtı ki, ardından Lincoln gelse seçilemezdi” diye eleştirdi.

 CİDDİYET YERİNE EĞLENCE

Siyasi alanda kazanamayacağı ciddi tartışmalara girmektense, eğlenceye yönelmeyi tercih ediyor. O kadar ki, kendisiyle dalga geçilmesine aldırmıyor, hatta kendisi bile kendisiyle alay ediyor.

Örneğin ünlü sunucu Jimmy Fallon’un Trump kılığına girip kendisini tiye alan videolarına tepki göstermek yerine, “Donald Trump aynada kendi kendisiyle röportaj yapıyor” adlı videoda bile Fallon’la birlikte oynadı. (Bakınız: https://www.youtube.com/watch?v=c2DgwPG7mAA)

ODAKLANMANIN ZAFERİ

Bütün bunlara rağmen Trump’un şimdiye kadar elde ettiği sonucu pazarlamanın en temel kuralıyla izah etmek mümkün: Odaklanma.

Trump’ın odağı göçmenler. Önceliği ise Meksikalılar. Meksika sınırına duvar öreceğini, bedelini Meksikalılardan alacağını ve yasadışı 11 milyon Meksikalıyı geri göndereceğini söylüyor. “Ülkeye uyuşturucu getiriyorlar, durmadan suç işliyorlar. Bunların hepsi tecavüzcü” diyebiliyor. Kendisine ısrarla soru sormak isteyen Meksika kökenli bir gazeteciyi basın toplantısından kapı dışarı attırabiliyor.

Suriyeliler konusunda da benzeri şekilde davranıyor. Amerikanın şu ana kadar kabul ettiği Suriyeli mültecilerin tamamımı geri göndereceğini söylüyor : “200 bin Suriyeli mülteciyi almak istediğimizi duyuyorum. Bunlar IŞİD militanı olabilirler. Düşünün 200 bin kişilik ordu!” diyor ve ekliyor “Kazanırsam hepsi geri gidecekler!”

SİYASETİN SONU MU, YENİ POPÜLER SAĞ MI?

Özetle TrumpÇay Partisi milliyetçiliğini” popülizmle aynı pota eritiyor. Aşırı muhafazakar tabana sesleniyor. Ancak söylemleri Cumhuriyetçi Parti tabanında beğeni kazandığı kadar tepki de görüyor.

Her ne kadar bugün en önde koşuyor olsa da, Donald Trump’ın Parti elitlerinden onay alıp alamayacağını kestiremek zor. Çünkü parti ruhunun eninde sonunda bu yarışa müdahale etme ihtimali var.

Zira Trump’ın popüler çizgisinin partiye seçim kaybettirebileceği çok konuşuluyor. Örnek olarak ta Trump gibi siyaset dışından gelip önseçim kazanan ve Demokrat Parti’nin adayı olan George McGovern’in Nixon karşısında 50 eyaletin 49’unu kaybettiği 1972 Başkanlık Seçimleri gösteriliyor.

MediaCat, Kasım 2015


3 Ekim 2015 Cumartesi

Beyaz Saray’da bir Kübalı mümkün mü?


44 yaşındaki Küba asıllı ABD senatörü Rubio, Cumhuriyetçilerin gözdesi

MARCO RUBIO’NUN AYAK SESLERİ 

Kurban Bayramı tatilini de kullanarak ziyaret ettiğimiz ABD’de, hem bazı meslektaşlarla toplantılar yapma fırsatı bulduk, hem de çeşitli kesimlerin değerlendirmelerini doğrudan dinleme imkanı bulabildik.

Temel olarak anlamaya çalıştığımız şey, 2016 Kasımında ABD başkanlık seçimlerinde nelerin olabileceğini kavrayabilmekti. Görünen o ki, her iki parti içindeki ön seçim süreci hızlanıyor.

Bu yazıda Cumhuriyetçi Parti’deki ön seçimleri değerlendireceğiz. Cumhuriyetçi kanatta 30’un üzerinde aday yarışıyor. Bunlardan Wisconsin Valisi Scott Walker ve eski Texas Valisi (ve 2012 Başkanlık aday adayı) Rick Perry gibi parti tabanından gelen bazı isimler, TV kanallarındaki 2. tur münazaralardan sonra geçen hafta yarışı terketmek zorunda kaldı.

KİMLER ÖNDE KOŞUYOR?

Yarışta en önde giden isimler sırasıyla, işadamı ve emlak kralı Donald Trump, beyin cerrahı ve yazar Ben Carson, HP eski CEO’su Carly Fiorina, Florida senatörü Marco Rubio, Florida eski valisi Jebb Bush, Texas senatorü Ted Cruz.

Başlangıçta apolitik bir TV figürü olarak küçümsenen Donald Trump etkileyici performansıyla tüm anketlerde açık ara önde gidiyor.

Kendi kanalındaki 2. tur münazaradan sonra CNN’in geçen hafta yaptırdığı ankete göre adayların kamuoyu desteği şöyle: Donald Trump % 24, Carly Fiorina % 15, Ben Carson % 14, Marco Rubio %11, Jebb Bush %9, Ted Cruz %6, Michale Huckabee %6, Rand Paul % 4. 

CNN'in anketi ile ilgili ek bilgiler için şu videoyu izleyebilirsiniz:


Saldırgan dili yüzünden dudak bükülerek izlense de Donald Trump pek çok Cumhuriyetçi seçmen tarafından ekonomiyi en iyi yönetecek aday olarak kabul ediliyor. Yasadışı göçmenleri “kulaklarından tutup ülke dışına atacağı” ve “Meksika sınırına yüksek duvarlar inşa edeceği” gibi lafları sözünü esirgemeden söylediği için aynı seçmenler tarafından beğeniliyor. Donald Trump’ın bu yarışı önde bitireceğine inanan önemli bir kesim var.

İLK 3 ADAY DIŞARDAN

Yarışta önde koşan 3 aday adayı olan Donald Trump, Carly Fiorina ve Ben Carson’un ortak özelliği, her üçünün de siyaset dışından geliyor olmaları. Carly Fiorina hem başarılı bir iş kadını hem de iradesi güçlü bir lider. Siyahi aday Ben Carson ise iyi hem iyi bir doktor hem de iyi bir hatip.

Yaygın kanı, bu üç “harici” adaydan birinin Cumhuriyetçilerin başkan adayı olacağı yönünde. Ama profesyonellerle tartıştığımızda bu yaygın kanının tersine durumların gelişebileceğini de anlıyoruz.

Her ne kadar bugün bu üç isim önde koşuyor olsa da, Cumhuriyetçi Parti elitlerinin ve delegelerinin, parti ideolojisine ve değerlerine yakın “içeriden” birini seçme ihtimali az değil. Economist Dergisi’ne göre, parti ruhu eninde sonunda bu yarışa müdahale edecek. Dergi, 1972 başkanlık seçimlerinde yaşanan bir örneği; parti dışından gelip önseçimi kazanarak Demokrat Parti adayı olan George McGovern’in Nixon karşısında 50 eyaletin 49’unu kaybettiği tarihi fiyaskoyu, buna kanıtı olarak gösteriyor.

KİM KAZANABİLİR?

“İçeriden” çıkabilecek iki isimden biri Jebb Bush. Jebb Bush, eski bir ABD başkanının oğlu, bir diğerinin kardeşi. Cumhuriyetçilerin eski Florida Valisi. Yani Jebb Bush’un “Cumhuriyetçiliğinden” ve “muhafazakarlığından” sual olmaz. Ne var ki Jebb Bush heyecan yaratmayı başaramadı. Tersine konuşmaları ve kişiliği çoğunlukla sıkıcı bulunuyor.

O halde, ilk üçteki “harici” aday adayından biri beceremezse, Cumhuriyetçi tarafta ipi kim göğüsleyebilir?

Bizim favorimiz Marco Rubio!  Rubio, Küba’dan Amerika’ya göç eden toprak sahibi bir ailenin 3 çoçuğundan biri olarak Florida eyaletinde doğmuş. Her iki dedesi de Küba’ya İspanya’dan göç etmiş. Henüz 44 yaşında!

44 yaşında ama, tam 15 yıldır aktif siyasetçi. 1999’da Cumhuriyetçi Parti içindeki önseçimi ve ardından Ocak 2000’de Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi kısa dönem özel seçimini kazanmış. Bir başka ifadeyle, henüz 29 yaşındayken ilk seçimini kazanmış. 30’unda önemli bir Demokrat adayı yenmiş.

Amerikan demokrasisinde seçimden zaferle çıkmak, bizdeki örneklere pek benzemiyor. Bizde parti liderinin kazanabileceğiniz bir yerden sizi aday göstermesi yeterliyken, ABD’de her bir oyu hak etmek zorunda olduğunuz zahmetli bir seçim sürecinden geçiyorsunuz.

RUBİO: BİR SEÇİM KAZANMA MAKİNASI

Marco Rubio bugüne kadar katıldığı her seçimi kazanmış. Kasım 2000, 2002, 2004 ve 2006 seçimlerinde açık ara zaferler kazanmış. 2002’de Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Grup Başkanı, 2005 yılında (34 yaşındayken) Florida Eyaleti Temsilciler Meclisi Başkanı seçilmiş ve bu göreve seçilen ilk Küba asıllı Amerikalı ünvanını elde etmiş.

Rubio, Florida eyalet siyasetinde 10 yıl tecrübe kazandıktan sonra Mayıs 2009’da ABD Senatosu’na aday olmuş. Yine önce parti içi ön seçimi ve ardından 2010 seçimini kazanıp Florida’yı temsil eden iki senatörden biri olarak Washington’a taşınmış. Senato yarışında Cumhuriyetçilerin aşırı muhafazakar kanadı olan Çay Partisi (Tea Party) Rubio’u desteklemiş. Rubio’nun bu etkileyici yürüyüşü, adının 2012 ABD başkanlık aday adayları arasında geçmesini de getirmiş ama o, Washington’da tecrübe kazanmayı tercih etmiş.

Marco Rubio, önseçim sürecinde TV kanallarında yapılan tartışmalardan güçlenerek çıkıyor. Gençliği, parti değerlerine bağlılığı, muhafazakar ideolojiye hakimliği ve hitabet gücü etki yaratıyor. Göçmen kökeni Hispanik seçmenler konusunda avantaj yaratıyor. Tea Parti’ye yakınlığı, yarışı erken terk eden “içeriden” adayların tabanının Rubio saflarına katılmasına yardım ediyor. Marco Rubio’nun Demokratik Parti’nin muhtemel adaylarına karşı şansının olabileceği de konuşuluyor. Böyle giderse, Beyaz Saray’da bir “Kübalı” görmemiz mümkün olabilir!

2007 Mayıs’ında Obama’nın kazanacağını ilk ilan edenlerden biri olmuştuk. Bakalım, bir kez daha erken öngörümüz tutacak mı? Bakalım Marco Rubio, parti içi ön seçimleri ve ardından ABD Başkanlık seçimlerini kazanabilecek mi?

Radikal, 2 Ekim 2015