Necati Özkan ve Seçim Zamanı

EAPC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EAPC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2018 Perşembe

Siyaset ve İletişim

Siyaset denince akla ilk gelen kelimelerden biri iletişimdir. İletişimi beceremeyen siyasilerin ve siyasi hareketlerin başarabildiği tek bir örnek dahi görülmemiştir. Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, başarmış siyasi liderlerin ve siyasi hareketlerin başarma nedenlerine bakıldığında hep aynı şeyi görürüz: İletişimcilerle uzun süreli iş birliği kurabilme başarısı.
Örnegin Margaret Thatcher, Saatchi & Saatchi kardeşlerle çalıştı. Bu sayede İngiltere’de 17 yıllık Muhafazakar Parti iktidarı mümkün olabildi. ABD’de karanlıklar prensi olarak bilinen Roger Stone, Watergate günlerinden itibaren Ronald Reagan dahil Cumhuriyetçi Parti’nin pek çok başkan adayının kampanyasını yaptı.  Ardından aynı Stone çok tartışılacak yöntemlerle ve beklenmeyen şekilde Donald Trump’ın başkan olmasını sağladı.
Benzer şekilde Joe Napolitan 30 yılı aşkın bir süre Amerikan Demokrat Parti kampanyalarına yardım etti.Daha yakın zamanlardan örnek verecek olursak; David  Axelrod, Chicago’daki yerel siyaset günlerinden beri Obama’nın yanında oldu ve bu iş birliğinden bir Afro-Amerikalının 2 dönem ABD başkanlığı geldi.
Sözün özü, siyasette başarı, siyasetçiyi bilen, tanıyan ve onunla uzun süre ilişki yürütebilen iletişimcilerle mümkün olabiliyor. Machiavelli zamanında da durum böyleydi, Goebbels -Hitler ilişkisinde de böyle oldu.
Erol Olçok ve Erdoğan ilişkisi
Yukarıdaki örneklere benzer bir ilişki Erol Olçok ve Recep Tayyip Erdoğan arasında yaşandı. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde başlayan bu birliktelik, Erol’un adını ve amblemini oluşturduğu AK Parti’nin kuruluşundan itibaren önemli başarılara ulaştı. Erol ile Ak Parti ve Erdoğan’ın ilişkisi, profesyonel bir ilişki olmaktan öte bir ilişki oldu.
Erol, AK Parti için bir dava arkadaşı, Erdoğan için ise yoldaş oldu. Erol Olçok ve kurucusu olduğu Arter Reklam, 2002, 2004, 2007, 2009, 2010, 2011, 2014 ve 2015 sonuna kadar her seçimde Erdoğan’a ve AK Parti’ye hizmet etti. Erol Olçok bu kampanyalarda elde ettiği sonuçlarla ülkemiz siyasi iletişim alanının en önemli ustalarından biri seviyesine yükseldi. Erol Olçok ve Erdoğan ilişkisi, Türkiye’nin yakın tarihini şekillendirmekle kalmamış, yakın çevrenin gidişatını da etkilemiştir dersek mübalağa etmiş olmayız.
Odaklanmaktan kaynaklanan büyük başarı
Böylelikle Arter Reklam, bağımsız ve tümden yerli bir reklam ajansı olarak Türkiye reklamcılık sektöründe özel bir yere sahip oldu. Çünkü Reklamcılar Derneği üyeleri arasındaki diğer ajanslardan farklı olarak Arter’in temel odağı siyasi iletişim oldu. Özetle Arter Reklam, ülkemiz siyasi iletişim tarihinde en çok seçim kampanyası yöneten, en çok seçim kazanan ve bir siyasi harekete en çok doğrudan katkı sağlayan ajans olmayı başardı.
Kimi iletişimciler tarafından küçümsenen, kimilerince çok istendiği halde bir türlü erişilemeyen, kimilerince de ahlaki nedenlerle karşı olunan siyasi iletişim alanı, Arter örneğinde görmezden gelinemeyecek bir başarıya dönüştü. Erol Olçok ve Arter Reklam tek bir alana odaklandılar. O alanda ülke tarihinin en sürdürülebilir siyasi iletişim ekibi olmakla kalmadılar, aynı zamanda outdoor’dan event organizasyonları alanına kadar geniş bir alanda önemli ekonomik sonuçlar yarattılar.
Gezi sonrasında ise, kendilerine yakın kişilerle yeni ekonomik iş birlikleri geliştirerek, pozisyonlarını pekiştirdiler. Siyasi iktidarın isteği ve ihtiyacı doğrultusunda ve de o iradenin katkısıyla dijitalden medyaya kadar yeni alanlara sirayet ettiler.
Erol sonrası Arter
15 Temmuz gecesi Erol Olçok şehit edildikten sonra, en çok merak edilen Arter’in ve Erol Olçok’un siyasi iletişimci mirasının ne olacağıydı. Ajans kapanacak mıydı? İktidar partisi ile ilişkileri devam edebilecek miydi? Yeni siyasi kampanyaların altından kalkabilecekler miydi?
Kampanyalar başladığında, Arter’in yoluna devam edeceği anlaşıldı. Abisinin tedrisinden geçmiş olan Cevat Olçok başkanlığındaki Arter, iktidar partisinin kampanyasını bir kez daha üstlendi. Kısa süre içinde onlarca film, basın ilanı, outdoor posterleri ve dijital uygulamalarla kampanyayı tamamladılar.
Siyasi kampanya yönetmemiş olanlar bu süreçlerdeki zorlukları; lider siyasi ekiplerin gelgitlerini, onları dengelemenin ve tek bir rotada tutmanın ne denli zor olduğunu bilemezler. Gördüğümüz kadarıyla Cevat ve ekibi bunu sağladı.
Öte yandan referandum sürecini yerden yere vurabiliriz. Sürecin adil olmadığını, iktidarın her türlü kısıtlamayı, her türlü anti demokratik tedbiri aldığını ve uyguladığını söyleyebiliriz. Kampanyanın bir devlet kampanyasına dönüştüğünü, kamu kurum ve kuruluşlarının ve hatta güvenlik güçlerinin kampanyada partizanca görevlendirildiklerini söyleyebiliriz. Dahası, tarihimizde görülmemiş ölçüde oyların usulsüz biçimde kullanıldığını ve YSK’nın son dakika kararıyla millet iradesinin gasp edildiğini de söyleyebiliriz.
Bunlar muhtemelen önemli ölçüde de doğrudur. Ama tüm bu değerlendirmeler, kampanyanın profesyonel tarafında işlerin yine de düzgün kotarıldığını görmemize engel değildir.
Polaris Ödülleri’nde 4 ödül önemli başarıdır
Arter’in Referandum için yaptığı “Evet” kampanyası 24 ülkeyi temsilen 24 kişiden oluşan Polaris Ödülleri büyük jürisi tarafından, geçtiğimiz ay sonunda (Mayıs 2017) Brüksel’de 4 ödülle ödüllendirildi.
Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği (EAPC) tarafından düzenlenen Polaris Ödülleri jürisinin 487 kampanya içinden sadece 39’una ödül verdiği düşünülürse bu ödüllerin değeri daha iyi anlaşılır. Özetle, görünen o ki, Cevat Olçok’un başkanlığındaki Arter, referendum kampanyasında ilk sınavdan başarıyla çıkmış oldu.
Farkında olmayanlar için söyleyelim: Polaris Ödülleri’nde Türkiye 4 ödül değil, 8 ödül birden kazandı! Polaris Ödülleri büyük jürisi, referendumda “Hayır” cephesi için yaratılan 3 ayrı kampanyaya da 4 ödül daha vererek, adil bir sonuca da imza atmış oldu. Umarız Türkiye iletişim sektörü olarak gelecek yıllar benzeri başarılara şahit olmaya devam edebiliriz.

Campaign Türkiye dergisinin Haziran 2017 sayısı için yapılan analiz.

5 Ağustos 2016 Cuma

Meslektaşım, rakibim ve arkadaşım Erol Olçok


Erol Olçok, 20 EAPC Konferansı'nda Dünyanın önde gelen siyasi danışmanlarına kampanyalarını anlatıyor.

30 Mart 2014 akşamıydı. Ana muhalefet partisi CHP’nin genel merkezindeydik. Parti yönetimiyle birlikte son birkaç saatte genel merkeze akan verileri anlamaya ve yorumlamaya çalışıyorduk. O gün, tüm Türkiye sandık başına gitmiş; yeni yerel yöneticilerini seçmek için oy kullanmıştı.

Saat 19.00’dan itibaren akan verilerden parti adaylarının iyi sonuçlar alabileceği umudu doğmuştu. Gece yarısından sonra ise partinin iddialı kimi adaylarının ya kaybettiğini ya da kaybedebilecek noktalara gerilediğini gösteren bir tablo oluşmaya başladı. Genel merkezdeki yöneticilerin çoğu binadan ayrılıp, çeşitli oy sayım ve birleştirme merkezlerine gitmeye başladılar

Gece saat 01.30 civarında, binada kalan parti yöneticileriyle oy birleştirmelerinde yaşanan bazı tuhaflıkların nedenlerini ve olası durumları değerlendirirken cep telefonum ısrarla çaldı. Arayan Erol’du. Bulunduğum odadan koridora çıkıp telefonu açtım.“Necati Bey tebrik ederim, çok etkili bir kampanya yaptın. İlk defa karşımızda ne yaptığı bilen bir ekip gördük. Seni ve ekibini kutlamak için aradım” dediğinde şaşırdım: “Erol, şaka mı yapıyorsun? CHP adayları kaybetmeye başladı!” dediğimde cevabı şöyle oldu: “Abiciğim sen işini hakkıyla yaptın. İkimiz de biliyoruz ki bu iş sadece iyi kampanya işi değil."  

Gerçekten önce dalga geçmek için aradığını düşünmüştüm, ama, sonra anladım ki samimiydi. Centilmence rakibini kutluyordu.

Aslında Erol, benim daha önce kendisine karşı ihmal ettiğim bir kibarlığı bana hatırlatıyordu. Benim ve ekibimin her hangi bir seçim kampanyası yapmadığımız ama, kendisinin Ak Parti için önemli sonuçlar doğuran kampanyalar yaptığı seçim gecelerinde sonuçlar belli olduktan sonra beni arar ve “Necati Bey beni aramayı yine unuttun. Abiciğim telefon edip kardeşini neden kutlamıyorsun?” diye muzipçe hesap sorardı.

Yönettiği ve demokrasinin kaderine şekil veren kampanyalardan haklı olarak gurur duyuyordu ve bu gururu samimi bir şekilde meslektaş olarak kabul ettiği insanlarla paylaşmak istiyordu.

x x x

Erol Olçok, Türkiye siyasi iletişim tarihinde en çok seçim kampanyası yöneten, en çok seçim kazanan ve bir siyasi harekete en çok doğrudan katkı sağlayan profesyoneldi. Her ne kadar daha önce Refah Partisi kampanyalarında bazı küçük görevler üstlenmiş olsa da, siyasi danışmanlık kariyerine asıl olarak 1999 Genel Seçimleri’nde Tansu Çiller liderliğindeki DYP için yaptığı “Yeter! Hak Milletin!” kampanyasıyla adım atmıştı. DYP kampanyası Erol’un ilk büyük kampanyasıydı ama, sonuçsuz kalmıştı.

Çünkü DYP, Erol’un kampanyasına rağmen ancak %12,2 oy alabilmiş ve 5nci parti konumuna gerilemişti. Gerçekten de mesele sadece “iyi kampanya” meselesi değildi! 

Erol’un asıl kariyeri ve başarısı Recep Tayyip Erdoğan’la tanışmasıyla başladı. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde başlayan bu birliktelik, Erol’un adını ve amblemini oluşturduğu Ak Parti’nin kuruluşundan itibaren önemli başarılara ulaştı. Erol ile Ak Parti ve Erdoğan’ın ilişkisi, profesyonel bir ilişki olmaktan çok öteydi. Erol, Ak Parti için bir dava arkadaşı, Erdoğan için ise yoldaştı.

Recep Tayyip Erdoğan'a sunum yaparken
Erol Olçok ve kurucusu olduğu Arter Reklam, 2002, 2004, 2007, 2009, 2010, 2011, 2014 ve 2015 yıllarındaki tüm Genel Seçim, Yerel Seçim, Referandum ve Cumhurbaşkanlığı kampanyalarında Ak Parti’ye ve Erdoğan’a hizmet etti. Erol Olçok bu kampanyalarda elde ettiği sonuçlarla ülkemiz siyasi iletişim alanının en önemli ustalarından biri seviyesine yükseldi.

Erol’un mahareti, bu kampanyaları hazırlarken sadece profesyonel ve teknik bir çalışma ile yetinmemesi, televizyonlardan tanıdığımız veya akademiden bildiğimiz pek çok sağ ve liberal aydını da çalışmalarına dahil edebilmesinde yatıyordu. Kampanyalarının fikri ve stratejik planını oluştururken, bu kesimlerle ve hatta Ak Parti’ye yakın medya kuruluşlarının tamamının en tepe yöneticileriyle istişarelerde bulunuyor ve ülkenin nabzını anlamaya çalışıyordu. 

Önemli seçim kampanyalarında, ülkemiz reklam sektörünün bilinen bazı önemli isimlerinin fikirlerinden de yararlanmayı becerdi. Erol’un dahil olduğu ve bir maestro gibi yönetebildiği bu ilişkiler bütünü, kendisine aynı zamanda seçim kampanyalarının medya ayağını, manşetlere kadar yönetebilme konusunda eşşiz fırsatlar yaratabiliyordu.

Erol Olçok, yurt içinde Ak Parti’nin tüm kampanyalarına imza atarken, yurt dışında da çok sayıda uygulama yapma imkânı buldu. 2005, 2008 ve 2009 yıllarında Irak Türkmen Cephesi ve Irak İslam Partisi kampanyalarında çalıştı.

12 Eylül 2010 Anayasa Referandum kampanyasında
2007 yılında Gürcistan başkanlık kampanyasında ABD yanlısı Mihail Saakasvili’nin kampanyasında rol üstlendi. 2008 ve 2012 yıllarında ise Malezya’nın İslamcı muhalif lideri Enver İbrahim’in (Keadilan) kampanyalarında görev aldı.

Tüm bu yabancı ülkelerin yanında Kuzey Kıbrıs’ın ayrı bir yeri ve önemi vardı. Erol Olçok ve Arter Reklam KKTC siyasetinde birbirinden farklı taraftaki partilere ve liderlere hizmet etti. Hem merkez sağ alanın en eski ve büyük partisi UBP'nin, hem merkez solun adresi CDP'nin, hem de bir liberal sağ parti olarak kurulan ÖRP'nin kampanyalarında Erol ve ekibinin aktif rolleri oldu. Erol’un KKTC siyasetinde üstlendiği bu rol, bir kampanya yöneticiliğinden çok daha derindi. KKTC siyasetinin pek çok iç krizinde veya Türkiye ile sorunlu dönemlerinde Erol Olçok bir tür moderatör gibi davranabiliyordu. Kimi hallerde KKTC hükümetlerinin Ankara ile olan problemlerinde devreye girdi. Veya Ankara’nın Kıbrıs siyaseti ile ilgili gayri resmi elçisi gibi çalıştı.

x x x

Erol ile KKTC’de bir kampanyada aynı siyasi parti için birlikte çalıştık. Biz kampanyanın strateji ve medyasını yönetirken, Erol ve Arter Reklam sahasını ve etkinliklerini yönetmişti. Bir kez de yurt içindeki bir kampanyada yardımlaştık.

Mayıs 2015,  İstanbul Levent'te düzenlenen 20. EAPC konferansı.
Erol benim davetimle Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği’ne (EAPC) üye olmuştu. EAPC’nin üyesi olarak kaldığı 6 yıl boyunca yurtdışındaki toplantı ve konferanslarımızdan hiç birine katılamadı. Ama bu derneğin başkanlığını üstlendiğim dönemde, Mayıs 2015’te Istanbul’da organize ettiğimiz 20. EAPC Konferansı’na yine benim davetimle konuşmacı olarak katıldı. 200’ü aşkın yabancı ve yerli katılımcıya seslendi. 

Konuşmasında, hayatı boyunca toplam 3 konferansta konuştuğunu, her üçüne katılmayı da davetleri bizzat ben yaptığım için kabul ettiğini açıklamıştı. Dediği doğruydu. Kamusal alanda nadiren görünmeyi tercih eden bir iletişimciydi.

x x x

17 Haziran 2016 Pazar günü ikindi vaktinde, Altunizade’deki İlahiyat Camii’nin merdivenlerinden çıkarken Erol’un 30 Mart 2014 gecesi yaptığı centilmenlik geldi aklıma. O gece komplekssiz bir şekilde rakibini arama ve kutlama inceliği gösterebilmişti.

Gözü dönmüş FETÖ’cü generallerin planladığı, Türkiye’yi kana bulayan darbe girişiminde Erol ve 16 yaşındaki evladı da 250’ye yakın vatandaşımız gibi, askerlerin açtığı ateşte hayatlarını kaybettiler. Erol’u ve oğlu Abdullah Tayyip’i son yolculuklarına uğurlamak için düzenlenen cenaze namazına oğlumla birlikte katıldık.

Cenaze töreni, 15 Temmuz kalkışmasının ülkede yarattığı kaotik iklimde gerçekleşti. Olağanüstü güvenlik önlemlerine rağmen, kendisini tanıyan tanımayan binlerce insan Erol’u ve oğlunu ebediyete uğurladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, belki de tüm siyasi hayatındaki en acı günlerden birini yaşamanın verdiği yoğun duygularla, sözlerini tamamlamakta zorlandı.

Türkiye’nin önemli dönemeçlerinde demokratik parlamenter siyasetin işlemesinde değerli görevler üstlenmiş bir iletişim profesyoneli olan Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip, bu ülke tarihinin en karanlık gecelerinden birinde demokrasi şehidi oldular.

Allah rahmet eylesin.

Erol Olçok ve Oğulları

MediaCat'in Ağustos 2016 sayısı için yazdığım yazı.

30 Kasım 2014 Pazar

Siyasetçinin Global Korkusu Sosyal Medya

Malezya iktidar partisi UMNO'nun Olağan Kurultayı öncesi düzenlenen Forum'dan

- "Ülkede hayat nasıl?" diye soruyorum karşımdakine. Kısa boylu, tıknaz, 40'lı yaşlarda gösteren çekik gözlü muhatabım, tüm dişlerini görebildiğim yaygın gülüşüyle cevabı yapıştırıyor: "Harika!"
- "Siyasi durumlar?" diye sorarak şansımı deniyorum. "Her şey olağanüstü iyi. Milletin birliği yeniden sağlandı." diyor aynı edayla...
- "Ya sokaktaki sıradan insan?" diyecek oluyorum. "Herkes çok mutlu. Her bir yurttaşımız çok sıkı çalışıyor" diyor şevkle.
- "Peki lideriniz?" diye son bir umutla soruyorum. Pişmiş kelle gibi sırıtan yüzüyle "Kendilerini çok seviyoruz. Hepimize kol kanat geriyorlar. Bize babalık yapıyorlar." cevabını alınca tek bir kelime bile söylemeden sırtımı dönüyorum, hızla uzaklaşıyorum oradan.

Akşam yemeklerinden...
Aktardığım muhabbet, dün Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da, Dünya Ticaret Merkezi'ndeki bir kahve molasında geçti. Muhatabım Kuzey Kore'yi temsilen burada bulunan 2 delegeden biriydi. Delegelerin her ikisi de Kuzey Kore Komünist Partisi Merkez Komite üyesi. Kuzey Kore gibi bir ülkeden gelip, yukardaki dört soruya yukardaki türden cevaplar veriyorsanız sizle konuşacak bir konu kalmamıştır... Hele ki internet ve sosyal medya sayesinde herkes herşeyi aynı anda öğrenebildiği bir dünyada!

+++++

Malezya Başbakanlık Ofisi'nden aldığımız özel bir davetle Kuala Lumpur'dayız. Bu hafta sonu Malezya'yı 58 yıldır yöneten iktidar koalisyonu UMNO'nun Olağan Kurultayı var. Kurultay öncesi, Davos benzeri uluslararası bir forum düzenlenmiş. Bu forum başta olmak üzere çeşitli toplantılar ve görüşmeler için buradayız.

++++

UMNO Uluslararası Forum'un ana teması Davos'tan ödünç alınmış: Süper Connecte Olmuş Bir Dünya'da Ulus İnşa Etmenin Zorlukları.

Açıkça söylenmese de, toplantılar başladığı zaman Forum'un temasının neden seçildiğini daha net anlıyoruz. İktidar koalisyonu UMNO, genç seçmenler ile bağ kurmakta artık epey zorlanıyor. Yaşlı kuşakların aksine dünyayla her an bağlı olan ve dünyadaki değişim rüzgarlardan etkilenen gençler, liderliğini Enver İbrahim'in yaptığı muhalif partilere yöneliyor.

Önde ortada, hemen önümde oturan Malezya Başbakanı Najib Abdul Rezak. 

Son seçimlerde bu eğilim net olarak olarak ortaya çıkınca, Başbakan Najib Abdul Rezak'ın partisi bu forumu organize etmeye karar veriyor. Maksat dünyadaki iktidar partilerinin bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak. Bir yandan internet ve sosyal medya özgürlüklerini sınırlamadan haberleşme denetimi sağlamak. Diğer yandan olası sosyal patlamaları ve dış müdahaleleri zamanında algılamak veya önlemek...

++++

Forumun uluslararası kısmına 22 ülkeden çoğu iktidar partilerine mensup 127 politikacı katılıyor. Davetlilerin çoğunluğunun Asya Pasifik ülkeleri ile Müslüman ülkelerden gelen politikacılar olduklarını anlıyoruz. Türkiye'den AKP davet edilmiş. Ama AKP, devam eden il ve ilçe kurultayları nedeniyle bir yöneticini veya milletvekilini gönderememiş. Dış ilişkiler biriminden genç bir akademisyen ile AKP Forum'da temsil ediliyor.

Uluslararası Forum'dan
Biz Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği'ni (EAPC) temsilen buradayız. Ve şaşırtıcı olan şu ki, bizim dışımızda sadece iki iletişim profesyoneli var.

Ortadoğu'dan Afrika'ya, Orta Asya'dan Uzak Doğuya kadar çeşitli ülkelerden katılan 20 civarında bakan, çok sayıda milletvekili veya parti yöneticisi süper connected bir dünyada, gücü elde tutmaya nasıl devam edebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Kuzey Kore, Laos, Vietnam, Kamboçya, Çin gibi tek parti tarafından yönetilmekte olan ülkelerden gelen delegeler bile aynı sorulara çare arıyor. Arap Baharı gibi öngörülemez ve tahmin edilemez sosyal patlama riskleri ile nasıl başa çıkılabilir? Gençlik yeniden kazanılıp, toplum eskisi gibi kontrol edilebilir mi? Dünyanın hemen her tarafında görülen toplumsal gösteriler ile siber saldırı arasında bir bağlantı var mı?

Anlayacağınız, sosyal medya sayesinde özgürleşen dünya siyasetçileri korkutuyor.

++++

Peki siyasetçiler bu kadar çekinmekte haksız mı?

Düşünsenize; bugünün dünyasında herkes biri akıllı telefon, diğeri tablet olmak üzere en az iki cihaz birden taşıyor. Günün her anında bu cihazlarla birlikte ve bir çeşit bağımlı gibi yaşıyoruz. Ve bu cihazları %80 oranında sosyal medya için kullanıyoruz. Hepimiz her gün yatağa girmeden ve yataktan kalkmadan önce en az yarımşar saatimizi Twitter, Facebook ve Pinterest gibi kanallarda harcıyoruz.

Çok açık ki, internet ve sosyal medya, tek sesli toplumların ve tek tip yönetimlerin sonunu getiriyor. Sosyal medya vatandaşların özgürlükler ve haklar yolunda seslerini birleştirmesine ve yükseltmesine imkan sağlıyor. Dünyanın neresinde yaşadığınız, hangi dinden, inanışdan, partiden yada organizasyondan olduğunuz farketmiyor: Güç artık size geçiyor!

Dünyanın yeni gerçekliği ve yeni normali artık bu...

++++

Artık dünyamız daha küçük ve daha connected (birbirine bağlı). Ve şükür ki, hiç bir siyasi partinin ve liderin gücü bu muazzam gelişmeyi durduramayacak. Birbirine bu kadar bağlı yeni dünyada, kimsenin elinde iletişimi kökünden kesebilecek bir teknoloji yok. Siyasetçinin paniği zaten bu yüzden!

Oysa akıllı siyasetçi için yol belli: Aynı teknolojiyi ve araçları kullanarak vatandaşın her türden sesine kulak vermek. Vatandaşının sesini kesmek yerine daha çok kulak vermek ve daha fazla öğrenmek. Özgürlükleri yok etmek yerine, alabildiğine geliştirmek. Ülke yönetimini ve hükümet etme süreçleri şeffaflaştırmak.

Çünkü, bizim yöneticilerimiz henüz kabul etmese de, bugünün dünyasında "Demokrasi" sadece sandıktan ibaret değil. Demokrasi aynı zamanda vatandaştan gelen farklı tondaki seslere kulak vermek ve saygı duymak demek.

++++

Dün yaptığım iki sohbetten öğrendiklerimizle bitirelim:

Forum'da ülkesini temsilen konuşan Çin Teknoloji Bakanı ile ayak üstü sohbetten algılıyorum ki, Çin hükümeti yolsuzlukla mücadele için sosyal medyayı kullanmaya başlamış. Yapılan kamusal kampanyalarla Çin vatandaşları sosyal medya aracılığıyla şahid oldukları yolsuzlukları bildirmeye teşvik edilmiş. Proje başladığından bu yana henüz bir kaç ay geçmesine rağmen muazzam sonuçlar elde edilmiş. Çinli Bakan "Belki tümden bitiremeyiz, ama bu yolla yolsuzlukların toplumun canını acıtmasını hızla engelleyebiliriz" diyor.

Malezya İletişim ve Teknoloji Bakanı ise sosyal medya aracılığı ile hükümet üyeleri dahil politikacılara  karşı "aptal", "salak" gibi küfür ifadeleri kullanan vatandaşlarına karşı, değil dava açmak, en ufak bir negatif iletişime bile yeltenmediklerini, tersine tümden yapıcı iletişim sürdürdüklerini anlatıyor.

Darısı ülkemize!

+++++


Twitter/necatiozkan

Radikal, 26 Kasım 2014