Necati Özkan ve Seçim Zamanı

26 Ekim 2012 Cuma

Obama'nın 2. dönemi geliyor!

6 Kasım'da yapılacak ABD Başkanlık seçimleri için son düzlüğe girildi.

Pek çok kamuoyu araştırması, Demokrat Partili Başkan Barrack Obama ile Cumhuriyetçi aday Vali Mitt Romney arasındaki yarışın bir birine çok yakın olduğunu gösteriyor.

Obama ile Romney arasındaki yarışta, ilk Debate'ten sonra yayınlanan bazı anketler Mitt Romney'nin öne geçtiğini bile iddia etti. Ama 16 Ekim'de yapılan ikinci Debate'de Obama durumu eşitledi:


Ardından, 22 Ekim'de gerçekleştirilen üçüncü Debate ile de Mitt Romney karşısında psikolojik ve entellektüel üstünlüğü yeniden ele geçirdi. Üçüncü Debate ile iki adayın dış politika konusunda birbirlerinden kalın çizgilerle ayrılmadıkları ortaya çıkmış olsa da, Mitt Romney'in dış politikada daha bir fırın dolusu ekmek yemeye ihtiyacı olduğu anlaşıldı.



Henüz 2 hafta kadar zaman olsa da, bu seçimleri Obama'nın alacağını tahmin ediyoruz. İki adayın oyları birbirine çok yakın gözükse de (Halen çeşitli araştırmalara göre oylar arasındaki fark, bazen biri bazen diğeri lehine %1 veya % 1.5 gibi gözüküyor), Obama'nın Mitt Romney'den çok daha şanslı olduğunu düşünüyoruz.

Neden böyle düşünüyoruz?

Çünkü, bize göre her ne kadar 'FORWARD' gibi sıradan bir mesajla, geleneksel bir iktidar kampanyası yapmış olsa da Obama'nın, özellikle süper delege hesabında akıllı bir yol izlediğini kabul etmemiz gerek. Bazı hesaplamalara göre Obama, bugün itibariyle 237 süper delegeyi garantilemiş görünüyor. 34 delegede ise dikkate değer bir şekilde önde.

Romney'nin garantilediği süper delege sayısı ise 191'de kalmış görünüyor.

Her iki aday şu anda daha çok 76 delegenin seçileceği Iowa, New Hampshire, Virginia, Colorado, Florida, North Carolina eyaletleri için çarpışıyorlar. Bu eyaletlerde durum tam anlamıyla başabaş görünüyor.

Özetle Obama'nın ikinci dönemi kazanacağını ilk ilan edenlerden biri olarak, Obama'nın ikinci döneminde, ilk döneminde yapamadıklarını yapabilmesini ve gerçekten iktidar olmasını umuyoruz. Umarız karşısındaki güçlü Cumhuriyetçi direniş blokunu bertaraf eder . Ve daha yaşanılır bir dünyanın inşasında adım atabilir. Bizce, Obama'nın kazanması Türkiye'nin de lehine!

Obama'nın birinci dönemi için seçimden 1.5 yıl önce, 2007 Mayıs'ında böylesi bir tahmin de bulunmuş ve utanmamıştık. Umarız bu kez de utanmayız.

Tarihin akışını değiştiren 537 oy!

ABD Başkanlık seçimlerine 2 hafta kala, Obama cephesi yeni bir filmi yayına soktu: 537!

Hatırlanacağı gibi, 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerini Florida eyaletinde kullanılan 537 oy belirlemişti. İşte Obama'nın seçim makinası, bu 537 oyun hangi sonuçlara neden olduğunu hatırlatarak seçmeni uyarıyor.

Bilindiği gibi, ABD seçim sisteminde seçmenler doğrudan başkanı seçmiyorlar. Başkanı seçecek olan ve adlarına 'Electoral Vote' denen 541 süper seçmeni - süper delegeyi seçiyorlar.  Bu yüzden başkan adayları için süper delegeleri garanti etmek daha doğru bir strateji oluyor.

Amerikan seçimlerinin esasını oluşturan bir kural daha var: Bu kurala ise 'Winner takes all' deniyor: Buna göre, bir eyalette kullanılan geçerli oyların %50'sinden bir fazlasını kazanan aday, o eyaletin çıkaracağı süper delegelerin hepsini birden kazanmış oluyor. Bu sistem nedeniyle bazı hallerde, oyların çoğunu kazandığı halde başkanlığı kaybeden adaylar olabiliyor.

1824, 1876 ve 1888 başkanlık seçimlerinde 3 kez bu durum yaşanmıştı. Ama bu durumun dördüncü ve  muhtemelen en trajik örneği 2000 yılında yaşandı.

2000 yılındaki başkanlık seçimlerinde, Demokrat aday Al Gore ülke çapında kullanılan oyların %48.8'ini (toplam 50.999.897 oy) kazanmıştı. Cumhuriyetçi George W. Bush ise %47.9 (toplam 50.546.002 oy) da kalmıştı. Seçimin kaderini Florida eyaletindeki 537 oy belirlemişti. George W. Bush, Florida'da 537 oy fazla alarak, bu eyaletin çıkardığı 25 süper delegeyi birden kazanınca, 541 süper delegenin 271'ini kılpayı ile elde etmiş oldu.

Böylelikle 8 yıl sürecek olan Bush dönemi başladı. Ardından Bush ile birlikte, 9/11, Afganistan, Irak savaşları, Müslümanları yeni tehdit ve düşman görme anlayışı ve 2008 Kasımındaki Dünya Krizi yaşanmıştı.

İşte Obama'nın yeni filmi seçmene bu olayı hatırlatıyor ve 2000 yılında Floridalı seçmenlerin yaptığı gibi sandık başına gitmeyi ihmal ederlerse nelerin olabileceği konusunda ikaz ediyor.


7 Ekim 2012 Pazar

Romney ilk raundu kazandı

ABD'de 1960'lardan bu yana yapılan her başkanlık kampanyasının artık gelenekselleşen bir ritüeli var:  Başkanlık Debate'leri (Yarışan adayların TV'de canlı yayında münazara şeklinde tartışmaları). Bu gelenek Kennedy ile Nixon'ın yarıştığı 1960 Başkanlık Seçimleri'nden beri yapılıyor.

Genel olarak Başkan adayları 3 defa, Başkan Yardımcısı adayları ise 1 defa TV'de canlı yayında, eşit şartlarda ve eşit sürelerde karşılaşıyorlar.

Bu kampanyada Obama ve Romney ilk kez 4 Ekim Perşembe akşamı TV'de canlı yayında kapıştılar.  Bu ilk Debate iç politika ile sınırlıydı. Pek çok eleştirmen, bu ilk tartışmanın açık ara galibinin Romney olduğunda hemfikir.

Zaten aşağıdaki filmi izlediğinizde, Obama'nın entellektüel bir eda ile ve retorikle uğraştığını görüyorsunuz. 1.5 saat süren Debate boyunca Obama neredeyse salonda yok gibi davranıyor; Romney'in tarzından ve enerjisinden etkilenmiş bir psikolojide konuşuyor. Romney ise, daha dinamik, dersine iyi çalışmış ve göreve hazır bir görüntü veriyor.

Obama ve Romney arasında yapılacak olan 2. Debate 16 Ekim'de, sonuncusu ile 22 Ekim'de gerçekleşecek. Başkan yardımcıları ise 11 Ekim'de karşılaşacaklar.


Biz de ülkemizdeki liderlerden önümüzdeki seçimlerde buna benzer canlı TV karşılaşmalarında fikirlerini seçmenle paylaşabilme cesareti diliyoruz. 

Wake The Fuck Up

Amerika'da 6 Kasım'da yapılacak olan başkanlık yarışı, seçmenleri hasta edecek bir siyasi reklam bombardımanına sahne oluyor. Cumhuriyetçi kamp, bu hafta yapılan Başkanlık Debate'i sayesinde biraz moral kazanmış olsa da, pekçok araştırmaya göre Obama hala önde.

Hem Obama ve hem de Romney, bir ay sonra yapılacak olan seçimler için ağırlıklı olarak negatif kampanyalar yaptırıyorlar. Her iki kampanya makinası da önemli bütçeler kullanıyorlar ve şu ana kadar onlarca reklam filmi yayınlattılar. Bu kampanya filmleri arasında siyasi iletişim tarihinde dikkate alınacak az sayıda örneğine rastladık.

Bunlardan biri geçen hafta Pazar günü yayınlanan ve Twitter'daki takipçilerimle anında paylaştığım 'Wake The Fuck Up' filmi. Filmde Samuel L. Jackson'ı, oy vermeye üşenen seçmenleri uyarırken görüyoruz. Görünen o ki, Obama kampı bu seçimlerde asıl sorunun kendi seçmenindeki ilgisizlik olduğu inancında.


3 dakika 40 saniye uzunluktaki bu film, Samuel L. Jackson'ın daha önce çocuklar için okuduğu 'Go the Fuck to Sleep' adlı masaldan ilham alınarak yapılmış.

15 Nisan 2012 Pazar

Obama'nın Kampanya Sloganı Nerede?

Obama, 2008 Kampanyası sırasında
Her seçim kampanyası bir büyük fikir ile kazanılır. O büyük fikir kampanyanın sloganında kodlanır. Eğer ülkenin geleceğini ve size oy vermesini beklediğiniz seçmenlerin hayatını değiştirecek büyük bir fikriniz yoksa işiniz zordur... Rakipleriniz sizden daha kötüyse, belki kazanabilirsiniz.

Kasım 2008'de yapılan son ABD Başkanlık seçimlerinden tam iki yıl önce, Obama'nın kampanya fikri ve sloganı belliydi; 'Change / Değişim'. Washington'da değişim, Amerikan devletinin işleyişinde değişim, Amerikan toplumunda ve ekonomisinde değişim...

'Değişim' sloganı ne kadar jenerik, ne kadar eski, ne kadar çok kullanılmış bir slogan olursa olsun yine de çalıştı. Çünkü hem Amerika için değişim zamanı gelmişti... Hem de, Obama bu kelimeye genç ve enerjik bir anlam katabilmişti...

Kasım 2011  

Geçtiğimiz Kasım ayında Chicago'da, Obama'nın yeni kampanya merkezini ziyaret etme şansımız olmuştu. Sonra da Las Vegas'ta düzenlenen bir konferansta Obama'nın sosyal medya direktörünün sunumunu izleme ve kendisiyle sohbet etme imkanı bulmuştuk.

O zaman her ikisinde de sormuştuk: 'Yeni kampanyanın sloganı ne olacak?' Her ikisinde de neredeyse aynı kelimelerle henüz netleşmediği ama, mutlaka iyi bir slogan olacağı cevabını almıştık. Cevaplardan, büyük fikrin daha bulunamadığını ama her halükarda bulunacağını düşünmüştük. Belki de, erkenden açıklamak istemiyorlardı. Veya, Cumhuriyetçi adayın kimliğine göre karar vermek istiyorlardı, vs...

Cumhuriyetçi yarışın toz dumanı

Ama bugün durumun pek öyle olmadığı anlaşılıyor.

Bir kere, Obama'nın 4 yıllık döneminde başarmış olduğu şeyler - Sağlık Reformu, Finansal Reform, Bin Ladin'in öldürülmesi, Irak Savaşı'nın bitirilip Amerikan askerlerinin tahliye edilmesi- Cumhuriyetçi aday adayları arasında son bir yıldır devam eden yarışların neden olduğu toz duman içinde gündemde hak ettikleri önemi göremedi.

İkinci olarak, Cumhuriyetçilerin Amerikan medyasında sahip oldukları güç ve Cumhuriyetçi kampanya makinasının Obama'dan kurtulabilmek için verdiği cansiperhane mücadele, seçmen zihnini fazlasıyla bulanıklaştırdı. 

'Katettiğimiz yol'

Bunlara ilave olarak, 2012 Obama kampanyası ile ilgili ortada ne bir büyük fikir, ne yalın bir slogan, ne de yeni bir imaj var. Anlaşılan o ki, Obama'nın ekibi hala o büyük fikri arıyor!


Nereden mi çıkarıyoruz? Çünkü kampanya adına şu ana kadar yapılan en dikkate değer iş 'The Road We've Traveled / Katettiğimiz yol' adını verdikleri 17 dakikalık film de ondan!


Başta '24' olmak üzere çok sayıda film ve dizinin ödüllü yönetmeni Davis Guggenheim'in çektiği, 15 Mart'ta yayınlandığından bu yana sosyal medyada 2 milyondan fazla izlenen film, Obama iktidarında yapılanları seçmene hatırlatmaktan başka bir şey yapamıyor. 

Ortada yeni dönem ile ilgili ne bir vaad var, ne de yeniden seçilirse Obama'nın neleri hedefleyeceği ile ilgili bir planın ipucu...

It's the economy, stupid!

2008 sonunda patlayan global kriz Obama'nın kazanmasına yardım etmişti. Bu yıl 6 Kasım'da yapılacak seçimleri de - pek çok seçimi olduğu gibi- ekonomi belirleyecek. 

Obama ekonomi alanında büyük mucizeler yaratamamış olsa da, stabilizasyonu sağladı ve çarkları yeniden döndürmeyi başardı. Obama'nın kampanya ekibinin ekonomik istikrara odaklanmaktan başka bir şansı yok diye düşünüyoruz. 

Obama'nın ekibine yardım edelim.

Obama'nın yüzlerce milyon dolar bütçe verdiği ekip bu güne kadar kampanyanın fikrini bulamadı. Obama'nın kaybetmesini ve, aşırı muhafazakar ve ne yapacağı belli olmayan bir Cumhuriyetçi'nin kazanmasını da istemeyiz. Bu yüzden de Obama ekibine İstanbul'dan yardım gönderiyoruz :) 

İşte önerilerimiz:

1. 'İstikrar sürsün, Amerika Büyüsün!'  
2. 'Durmak yok yola devam' (Tayyip Erdoğan'ın İngiliz seçim kampanyalardan ödünç aldığı bu sloganı, bu kez biz ABD'ye ödünç gönderiyoruz.)

5 Mart 2012 Pazartesi

Bu topraklarda hep “KARAGÖZ” tipi liderler kazanıyor.


İnönü - Menderes
Türkiye bir Akdeniz ve Ortadoğu ülkesi. Türkiye halkı da bir Akdeniz ve Ortadoğu halkı... Bu topraklarda duygular hep akıldan daha etkili olmuştur... Bu topraklarda duygular hep akıldan daha çok iş yapmıştır... Siyasette ve liderlikte de öyle... 

1946 sonrası demokrasi tarihimize ve o tarihten sonraki seçimlerin sonuçlarına baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. İstisnasız biçimde, bilgisi ve sağ duyusuyla öne çıkan entellektüel görünümlü “Hacivat tipi”  liderler değil; halka yakın, duygularını ifade etmekten çekinmeyen, kendi gibi olmayı beceren “Karagöz tipi”  liderler seçimlerin galibi olmuştur.

Ecevit - Demirel
Her bir seçimin sonuçlarını ve o seçimde başarılı olan liderlerin neden başarılı olduklarını analiz eden onlarca farklı bakış açısına sahip çok sayıda araştırma ve analiz bulabiliriz. Ama yegane neden olmasa da, liderin Hacivat tipi mi, yoksa Karagöz tipi mi olduğu, seçim sonucunu belirleyen önemli etkendir.

Adnan Menderes İsmet İnönü'ye göre, Süleyman Demirel Bülent Ecevit'e göre Karagöz tipi liderlerdi. Keza Turgut Özal, Erdal İnönü ile kıyaslandığında daha Karagöz tipi bir liderdi. Benzer şekilde Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ile mukayese edildiğinde tam bir Karagöz tipi liderdir.

E. İnönü - Özal
Rakiplerine nazaran seçimleri daha sık ve daha yüksek oranlı skorlarla kazanan tüm bu liderlerin seçim kazanmalarının elbette ki ekonomik, sosyal veya siyasal başka bir sürü nedeni vardır. Ama kazananların hepsi birden Karagöz tipi liderdir. Kaybedenler ise tersine, Hacivat tipi liderlerdir; daha okumuş yazmış, daha elit ve duygularını çoğu kez açığa vurmayı tercih etmeyen kişilikler...

 Gelecekte, seçimlerin sonuçları ile liderlerin kişilikleri arasında bir bağlantı arayacak olan akademisyenler için Hacivatlık ve Karagözlük özellikleri ilginç bir bakış açısı olabilir. 

Karagöz ve Hacivat Karakterleri

Meşhur gölge oyununda Hacivat karakteri, düzeni temsil eder : Medrese görmüştür. Usul ve adap bilir. Eğitimli olmasından dolayı Osmanlıca konuşmayı sever. Karagöz'e ve diğer karakterlere tepeden bakar. Duygularını asla açık etmez, tersine duyguları ile hareket etmeyi, duygularını belli etmeyi zayıflık olarak kabul eder.

Kılıçdaroğlu - Erdoğan
Karagöz ise oyunun başrol oyuncusudur. Okul yüzü görmemiş bir halk adamıdır. Sokak Türkçesi konuşur. Hacivat’ın kullandığı Osmanlıca kelimeleri anlamaz ve çoğu kez onlara yanlış anlamlar yükler. Her şeye burnunu sokar, her işe karışır. Dobradır. Patavatsız tarzından dolayı iki de bir zor durumlarda kalsa da, bir yolunu bulup işin içinden sıyrılır.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Romney fark attı, Gingrich yol ayrımında...

Romney gücünü artırdı.
Dün Florida önseçimlerinde beklenen oldu. Romney tüm anketlerde Gingrich'ten %11-13 puan önde görünüyordu, fazlası oldu: Romeney, Gingrich'e % 15 puanlık fark attı.

Florida'da dün sonuçlanan ön seçimde adayların aldığı oy oranları şöyle:
  • Mitt Romney    % 47,0
  • Newt Gingrich % 32,4
  • Rick Santorum % 13,5
  • Ron Paul          % 7,1
Amerikan seçim sisteminde geçerli olan "Winner takes all / Kazanan hepsini alır" kuralı nedeniyle, Romney 50 kurultay delegesinin hepsini birden kazandı ve diğer aday adaylarını ezici bir farkla geride bıraktı. Bugün itibariyle, önde giden iki adaydan Gingrich 26 delegede kalırken , Romney 87 delegeye ulaştı.

Bundan sonra muhtemelen yarış iki isimli hale dönecek. Gingrich'in bundan sonraki eyaletlerde yeterli desteği bulamazsa, başkanlık yarışına bağımsız devam edebileceğini de düşünenler var. Çünkü, dünkü sonuçtan sonra Gingrich "Ben Cumhuriyetçi Parti'lilerin değil, Amerikan halkının adayıyım" gibi bir laf etti.

Bu Cumartesi yapılacak olan Maine ve Nevada önseçimlerinden sonra muhtemelen durum daha da netleşecek. Ve muhtemelen Cumaertesi gününden sonra Cumhuriyetçi Parti içindeki yarış resmen iki kişilik bir yarışa dönecek...