Necati Özkan ve Seçim Zamanı

12 Kasım 2012 Pazartesi

2008 seçimlerindeki heyecandan eser yok!


Son bir kaç gündür New York ve Washington’da ABD başkanlık seçimleriyle ilgili gözlemler yapıyoruz. Seçmeni, siyasetçileri, iş dünyasını, reklam ve medya dünyasını anlamaya çalışıyoruz. Siyasi danışmanlık işinde profesyonelce çalışan uzmanlarla görüşüyoruz. Online dünyada siyasi iletişim işini yürüten ekiplerle konuşuyoruz.

Görünen o ki sıradan seçmen, Amerikan tarihinde eşine ratlanmamış ölçüde bir mesaj bombardımanına maruz kalıyor. Seçmenlerin sandık başına gitmeye başladıkları şu saatlerde bile televizyonların reklam kuşakları adayların reklamından geçilmiyor. 2 yıllık kampanyanın toplam bütçesi yeni bir tarihsel rekora koşarak toplam 6 Milyar Dolar'a ulaşıyor.

Ama kampanyalar ve adaylar seçmeni 2008 Başkanlık seçimlerindeki gibi heyecanlandıramıyor.

2008’deki heyecanla kıyaslayınca

2008 Başkanlık seçimlerini gözlemek için defalarca ABD’yi ziyaret etmiştik. Her ziyaretimizde sokaklarda gördüğümüz artan heyecanı anlatmak için kelimeler bulamazdık. Gazeteler ve dergiler kapaktan Obama resmi yayınlamak için yarışırlardı. Dükkanlarda, restoranlarda Obama kampanyasının ikonlarından geçilmezdi. Gazete bayilerinden, hava alanlarındaki dükkanlara kadar pek çok yerde adayların onlarca farklı hediyelik eşyalarını satın alabilirdiniz. Ve sokaktaki seçmenlerle konuştuğunuzda, iki tarafın da tutkuyla seçim gününe hazırlandıklarını hissederdiniz.

Bu kez bunlar yok. TV’leri izlemezseniz, günlük gazetelere göz atmazsanız bugün bu ülkede seçimin olduğunu anlayamazsınız.

Türkiye’deki kampanyalara da hiç benzemiyor

Tarihin akışını ve dünyanın kaderini değiştirebilecek dinamikleri içerdiği halde, Amerikan kentlerinin sokaklarında Türkiye’nin kentlerindekine benzer bir kampanya da göremezsiniz.

Ne billboardlarda lider fotoğraflarının olduğu afişler… Ne binaları kaplayan devasa açıkhava posterleri… Ne sokakları kirleten tonlarca el ilanı… Ne meydanları kaplayan plastik parti bayrakları… Ne de, mahallelerde avaz avaz bagıran yüzlerce araçlık parti konvoylarını görmeniz mümkün.

Obama Kasırgası dinmiş…

Gözlediğimiz kadarıyla bu heyecensızlığın nedeni Obama ve Obama kampanyası. Dün Obama’nın doğal seçmeni olması gereken iki taksi şöfürü ile konuştuğumda daha iyi kavradım ki Obama bazı seçmenler arasında hayal kırıklığı yaratmış.

Örneğin, Gana göçmeni genç bir zenci olan James, yıllar boyu Demokratlara oy vermiş bir taksi şöförü. O kadar ki, kızına Bill Clinton’ın kızı Chelsia’nın adını vermiş. 2008’de de Obama’ya oy vermiş. Dün JFK Havaalanı'na giderken yolda neden Obama’dan kaynaklanan umudunu yitirdiğini anlattı: 'Obama, kişisel girişimciliği ve bireysel yeteneği değil, devlet yatırımlarını destekliyor.' James, Obama’nın harcadığı devasa bütçenin kendi cebinden çıktığını düşünüyor. Oysa Mitt Romney’nin avantajı iş dünyasından gelmesiydi ve James’e göre 'Amerikan’ın bu tecrübeye ihtiyacı var'dı.

Afganistan göçmeni bir başka taksi şöförü olan Muhammet de James gibi düşünüyordu. Muhammet, ülkesini dümdüz eden Cumhuriyetçi George W. Bush’u unutmamakla birlikte, Obama’nın da farklı olmadığını düşünüyor. Ve ‘Hiç olmazsa Romney bize daha fazla istihdam yaratabilir’ diyor.

Dikkate değer bir iletişim grubunun CEO’su olan Yuriy Boykiv ise bu seçimde de Obama’ya oy vereceğini söylüyor. Ama eklemeden de yapamıyor: ‘Şirketimde çalışan gençlerin yüzde 70’si Romney’i destekliyor, çünkü Obama’nın bu ülkeye komünizmi getireceğinden korkuyorlar.’

Bir Yahudi lokantasında müşteri ilişkileri yöneticisi olan Jennnifer Berkowitz ise, restoranda çalışan herkesin aksine ilk oyunu bugün Obama’ya verecek. Nedenini ise ailesinin '5 nesildir Demokrat' olması olarak açıklıyor.

Obama Mitt Romney’yi küçümseyerek hata yaptı.

2011 Kasım’ında Chicago’da kampanya karargahını ziyaret ettiğimizde, Obama’nın kampanya yöneticilerinin Mitt Romney’yi ve diger Cumhuriyetçi aday adaylarını küşümsediklerini gözlemiştik. Kendilerine aşırı güveniyorlardı.

Şu bir kaç günde Obama seçim makinasını yöneten profesyonel ekibin ne kadar yanlış yaptığını daha iyi anladık. Mitt Romney, rakibinin kendine aşırı güvenmesini tam bir fırsata çevirmeyi başarmış gözüküyor.

O kadar ki, bir kaç ay önce beyaz Hristiyan seçmenler arasında yapılan bir Gallup araştırmasında ‘Bir Mormon’un ABD Başkanlığına oy vermem’ diyenlerin oranı % 22 olduğu halde Romney bu engeli aşmış gözüküyor. O kadar ki, Obama bu yarış başlamadan önce minimum 10 milyonluk bir aktif gönüllü seçmen kitlesine sahip olduğu halde, Romney arayı kapatmış görünüyor.

It’s the economy, stupid!

Romney’nin Obama ile karşılaştırıldığında gerçekten sıkıcı görünen profiline rağmen aradaki 5-6 puanlık farkı kapatmasının nedeni tabi ki ekonomi.

Babasının ABD başkan aday adaylığı için Cumhuriyetçi Parti içinde yaptığı yarışa 15 yaşında destek vererek kampanya yönetiminde ilk çıraklık tecrübesini yaşayan… Annesinin senato adaylığı kampanyasında kalfalık yapan… Kendi Eyalet valiliği kampanyası ve ikinci kez girdiği ABD başkanlığı yarışında artık ustalık mertebesine ulaşan Mitt Romney, ekonominin gücünü iyi biliyor. O yüzden Mitt Romney sık sık ‘Ben iş dünyasının dilini kullanıyorum. Çünkü, nasıl istihdam yaratılır çok iyi biliyorum’ diyor.

Mit Romney ve ekibinin becerikli kampanya yönetimine rağmen yine de kazanması sürpriz olacak. Eğer zayıf bir olasılık olan bu sürpriz gerçekleşmezse, bir kaç saat sonra Obama’nın son seçimini de kazandığını göreceğiz..

(Milliyet Gazetesi'nde 6 Kasım 2012 günü yayınlanan yazımız)

Adayların kampanya mesajları

Obama kampanyası yine tek kelime!
Obama kampanyası

2008 yılındaki seçimlerden zaferle çıkan Barack Obama kampanyası, her seviyede siyasi koltuk için yarışan adaylara bir çeşit ders vermişti:  ‘Hiç bir seçimi güçlü bir konumlamaya sahip olmadan ve bu konumlamaya paralel bir geçmişe sahip olmadan kazanamazsınız!’

Obama’nın 2008’de kullandığı "Değişim" çok güçlü bir konumlamaydı. Çünkü o konumlamaya en uygun aday tarafından kullanılmıştı.

Diğer tüm adaylar beyazken, o siyahtı.  Diğerleri yaşlıyken, o gençti. Diğerleri tanınmışken, o nispeten tanınmayandı. Obama'nın konumlaması ve sloganı belki en iyi olan değildi, ama en farklı olandı.

Obama ekibi bu kez, aynı güçte bir konumlama yapmayı başaramadı. Kampanyanın ana sloganı yine tek bir kelime: Forward / İleri! Ama, bu slogan, ne Obama’nın ilk dönemine ilişkin bir başarıyı özetleyebiliyor, ne de onu inandırıcı kılıyor. Üstelik sıkıcı bir iktidar kampanyası sloganı olmaktan öteye gidemiyor. Obama bu yüzden heyecan yaratamadı.

Romney kampanyası inancı esas alıyor.
Romney Kampanyası

Mitt Romney’in sloganı ise "Believe in America / Amerika’ya İnanın." Slogan ilk bakışta olumlu gibi gözükse de, aslında olumsuz bir slogan. Çünkü “Amerika’ya inanın” demek, aynı zamanda "Amerika’ya inanmıyorsunuz" da demek. Doğrusu Romney’nin bu slogana nasıl izin verebildiğini anlamak zor.  

Örneğin bu slogan ile ilgili aylar önce bir web sitesine post edilmiş bir okur yorumu, Romney’nin Mormon inancına gönderme yaparak şöyle diyordu: “Sen Amerika’ya gerçekten inanmıyorsun Mitt, çünkü sen bir Mormon’sun!” 

Bu yüzden muhtemelen, yarın akşam iki sıradan mesajın seçmenlerde yarattığı kararsızlığın sonuçlarını göreceğiz.

(Milliyet Gazetesi'ne yazdığımız 5 Kasım 2012 tarihli makaleden)

Online dünyada Obama 5 kat daha etkin

1996 Başkanlık seçimlerinde ilk kez kullanılan internetin kullanımında da durum çok farklı değil. Obama, siyasi iletişimde devrim yarattığı 2008 seçimlerinde sosyal medya ve içerik yönetiminde ne denli maharetli olduğunu ortaya koymuştu. Bu seçimlerde de Obama, online dünyada fark attı:

  
Kampanyaların dünyadaki yansımalarını araştıran Nielsen araştırma şirketi ise yayınladığı AdRelevance raporunda iki adayın ne denli farklı bir online stratejiye sahip olduklarını anlamamızı sağlıyor.

Bu rapora göre Obama, online dünyada toplam olarak Romney’den 5 kat daha fazla yatırım yapmış ama 5 ila 10 kat görünürlük elde etmiş. 
Örneğin Twitter’da Obama’nın 22 milyona yakın takipçisi varken, Romney’nin takipçi sayısı 1.7 milyona bile ulaşmış değil. Veya Facebook’ta Obama’nın 30 milyon civarında fanı varken, Romney 9 milyonda kalmış görünüyor. YouTube kanalında ise Obama, Romney’nin 10 katından daha fazla bir izlenme oranına sahip.

(Milliyet Gazetesi'ne yazdığımız 5 Kasım 2012 tarihli makaleden)

2.6 Milyar dolarlık seçim kampanyası


ABD’de TV’lerin siyasi reklam kampanyaları için kullanılmasının üzerinden neredeyse 60 yıl geçti. 1964 yılında Barry Goldwater’a karşı hazırlanan ilk TV reklamı ‘Papatya spot' sadece bir gün yayınlanmıştı ama, kampanyanın sonucunu tümden etkilemişti.

O günden sonra TV’ler Başkanlık seçimleri için vazgeçilmez mecra haline geldi. Bu seçimlerde de öyle. Tek farkla ki, bu seçimlerde kantarın topuzu hayli kaçmış durumda. O kadar ki, İki aday bugüne kadar 600’den fazla reklam spotu hazırlatıp yayınlatmış.

Örneğin, ABD’de reklam kampanyalarını izleyerek veri analizleri yapan SNL Kagan şirketi bugün kampanya bütçeleriyle ilgili bir rapor yayınladı. Buna göre, 2012 ABD Başkanlık Seçimleri için iki adayın TV kampanyalarının toplam bütçesi 2.6 milyar doları bulmuş. Bu rakam, 2008 başkanlık seçimleri için harcanan toplam rakam olan 1.6 milyar doların % 68 fazlası.

Her iki adayın en fazla TV reklam bütçesi ayırdığı 3 eyalet, mücadelenin kıran kırana yapıldığı Ohio, Pennsylvania ve Florida eyaletleri.

Adaylar son 4 haftada ulusal kanalları değil, kararsız eyaletlerdeki yerel TV kanallarını tercih ediyorlar. SNL Kagan’a göre yerel kanallar bu yarışta 625.3 milyon dolarlık bir bütçe almış.

Toplam bütçe bununla da sınırlı değil tabi. Amerikan siyasi sisteminde, sadece adaylar veya partiler siyasi reklam yapmıyorlar. Ayrıca adına PAC (Political Action Committee) denen siyasi aksiyon grupları da bir adayı desteklemek veya bir başka adaya karşı çıkmak için reklam kampanyaları yapabiliyorlar. Bu gruplar, kampanyalar için gerekli bütçeyi kendileri buluyorlar. SNL Kagan şirketinin analizine bu bütçe dahil değil.

2012 Başkanlık seçimleri ile nihai bir veri de The Wesleyan Media şirketinden geldi. Buna göre her iki adayın hazırlattığı 600’den fazla film, TV kanallarında toplam 982.645 kez yayınlanmış ki, bu kırılması zor bir rekor. (Not: Seçim günü ütübariyle yayınlanan spot sayısı 1 milyon adedi geçti.)

Obama ve Romney’in harcadığı reklam bütçelerinin Türkiye’de bulunan tüm markaların bir yıllık reklam yatırımları toplamına yakın olduğunu söylersek, 2012 Başkanlık yarışının boyutu daha iyi anlaşılabilir.

(Milliyet Gazetesi'ne yazdığımız 5 Kasım 2012 tarihli makaleden)

Obama 2. kez kazanmaya çok yakın!


18 aydır devam eden mücadele 6 Kasım'da sona eriyor.

6 Kasım'da yapılacak ABD Başkanlık seçimleri için son düzlüğe girildi.

Pek çok kamuoyu araştırması, Demokrat Partili Başkan Barrack Obama ile Cumhuriyetçi aday Vali Mitt Romney arasındaki yarışın bir birine çok yakın olduğunu gösteriyor.Örneğin, en son yayınlanan IPSOS anketinde Obama'nın ülke genelindeki oyları % 49 iken, Romney %46'da gözüküyor. Bununla birlikte Romney'nin başabaş olduğunu ve hatta Obama'yı geçtiğini iddia eden şirketler de var.

TV’lerde yayınlanan münazalara yarışı çok etkiledi.

Obama ile Romney arasındaki yarışta, 6 Ekimde TV’de canlı yayınlanan ilk Debate'ten sonra yayınlanan pek çok saygın araştırma şirketi Mitt Romney'nin öne geçtiğini bile iddia etti. Ama 16 Ekim'de yapılan ikinci Debate'de Obama durumu eşitledi.

Obama, 22 Ekim'de gerçekleştirilen üçüncü Debate ile de Mitt Romney karşısında psikolojik ve entellektüel üstünlüğü yeniden ele geçirdi. Üçüncü Debate ile iki adayın dış politika konusunda birbirlerinden kalın çizgilerle ayrılmadıkları ortaya çıkmış olsa da, Mitt Romney'in dış politikada daha bir fırın dolusu ekmek yemeye ihtiyacı olduğu anlaşıldı.

Yarışın bitişine saatler kala, yorumcular ve araştırmacılar çoğunlukla Obama'nın 2. kez başkan olacağı alacağını tahmin ediyor. İki adayın anketlere yansıyan oyları birbirine çok yakın gözükse de (Bugün yayınlanan bazı araştırmalara göre oylar arasındaki fark, bazen biri bazen diğeri lehine %1 veya % 0, 5 gibi gözüküyor), Obama'nın Mitt Romney'den çok daha şanslı olduğunu düşünülüyor.

Neden böyle düşünülüyor?

Çünkü, her ne kadar 'FORWARD' (İleri) gibi sıradan bir mesajla, geleneksel bir iktidar kampanyası yapmış olsa da, Obama'nın özellikle süper delege hesabında akıllı bir yol izlediğini kabul ediliyor. Bazı hesaplamalara göre Obama, bugün itibariyle 250 civarında süper delegeyi garantilemiş görünüyor. 34 delegede ise dikkate değer bir şekilde önde.

Belive in Amerika (Amerika’ya inanın!) mesajıyla kampanya yapan Romney'nin garantilediği süper delege sayısı ise 205'de kalmış görünüyor. Her iki aday şu anda daha çok 76 delegenin seçileceği Iowa, New Hampshire, Virginia, Colorado, Florida, North Carolina eyaletleri için çarpışıyorlar. Bu eyaletlerde durum tam anlamıyla başabaş görünüyor.

Bu uzun soluklu yarışın sonucu Salı akşam saatlerinde belli olacak. Biz de önümüzdeki bir kaç gün boyunca New York ve Washington'dan sizlere en taze analizleri aktaracağız.

(Milliyet Gazetesi için yazdığımız 4 Kasım 2012 tarihli makaleden)